BEKLEYİŞ

27 / 03 / 2018

  ‘‘Başladı yine’’ dedi. ‘‘İntikam alıyor sanki zalim sancı’’ diye homurdanarak söylendi kendi kendisine. Yüzünü buruşturup belini iki eliyle kavrayarak yavaşça kalktı. Yanındaki delikanlı;  ‘’baba bana tutun’’ dedi ve babasının kolunu omuzuna attı. Bekleme salonunda düzensiz adımlarına eşlik ederek birkaç tur attılar. Yaşı seksenin üstünde gösteriyordu. Yaşlı adamın dizlerinde derman kalmadığı her halinden beliydi. Oğlunun yardımıyla yerine oturduğunda sol eliyle halen belini tutuyordu.

   Hastane salonun ortasında kayıt işlerine bakanlardan sağ taraftaki gözlüklü görevli, sürekli iç geçiriyordu. Tedirgin bir hali vardı. Uzun bir kuyruk oluşturan hastaların kayıt işlemlerini bilgisayarda yaparken, diğer taraftan bakışlarıyla salonda birilerini arıyor gibiydi. Sık sık avurtlarını şişirip oflaması göze batıyordu.

  Salonda uzunca bir süre sıra bekleyen kimi annelerin kucağındaki bebeklerin ağlamalarıyla, açık olan, belki de açık unutulmuş, televizyon ekranında, anlamsız görüntülerle yüksek ses birbirine karışmıştı. Sokaktan gelen sinir bozucu araba kornaları ve yanlış yere park edilmiş araç sahiplerini anons eden hastane güvenliğinin anonsları salonda bulunan hiç kimsenin dikkatini çekmiyordu.

  Hasta kayıtları bitmişti. Sağ tarafta oturan gözlüklü adamın tedirgin bakışları sürüyordu salonda. Oturduğu sandalyesinde bir sağa bir sola dönüp duruyordu.

Pencere kenarındaki sandalyesinde dışarıyı seyreden Ferit Bey serçe parmağına oturmuş yüzüğünü ileri geri oynatıp duruyordu. Sık sık siyah çantasının fermuarını açıp telefonuna bakıp tekrar çantasına koyuyordu. Beyaz gömleğin üzerine giydiği gri takım elbisesiyle iş adamı olduğu her halinden beliydi. Kolundaki saatine baktı. Geldiği kardiyoloji bölümündeki sırasını bilmek için sık sık ekrana bakıyordu. Ferit Bey içinden; ‘’şu insan, gölgesi kadar gerçek değildir. Keşke insanlar da aynalar gibi şeffaf ve sahici olsalar, ne olurdu sanki.’’ Diye geçiriyordu. Gergin olduğu her halinden belli olan Ferit Bey geriye doğru yaslandı ve bakışlarıyla etrafı kol açan etti. Salonda bulunan hastaların yüz ifadeleri hemen hemen aynıydı. Yüzlerinde korku, gerginlik ve bitkinlik vardı. Hepsinin ortak arzusu aynıydı. Bu dayanılmaz acıların bir an önce bitmesi ve kimisinin de hastalığıyla ilgili kaygı duyduğu tahlillerin temiz çıkması…

  Her bedende ayrı ayrı hastalıklar vardı. Kimi bedenler bitap düşmüştü. Yüzlerinde soluk, buz gibi ifadeler hâkimdi. Salonda bulunan hastalarda romatizma, yüksek tansiyon ve şeker, kalp ve damar sıkışmaları, alerjik öksürükler vs... Yaşlı olanların bacaklarında artık derman kalmamıştı. Hastane girişindeki üç basamaklı merdiveni bile güçlükle çıkıyorlardı. Kapıdan içeri girdikleri gibi hızlı hızlı atan kalp atışları duyuluyordu. Ferit Bey’in dünyasında kurguladığı hedefleri büyüktü. Kurduğu iplik fabrikası ve diğer işleri yeni yeni rayına oturmuştu. Tam da refaha kavuştuğunu düşündüğü sırada bu illet yakasına yapışmıştı. İki ay önce yaptırdığı tahlillerin sonuçlarını bekliyordu. Bunu hiç kimseye söylememişti. Önceki günden beri şiddetli baş ağrısı ve mide bulantısı kendisini korkutmuştu. Tahlil sonuçlarının temiz çıkması için dua ediyordu. ‘Eğer’ diyordu içinden, ‘sonuçlar temiz çıkarsa tüm malımı fakir fukaraya vereceğim’. Son bir iki ay içinde hastalığının verdiği üzüntü yüzünün çökmesine sebep olmuştu.  Çöken yüzü yaşının üstünü gösteriyordu. Hiçbir şeyden lezzet almaz olmuştu. Hayat acı yüzünü göstermişti. Ferit Bey’in gözünde dünya, süsünü ve rengini yitirmişti. Sanki tüm insanlar cansız gibiydi. Eşyalar, sesler, kelimeler kendisine sıkıntı veriyor, adeta boğuluyordu. Ara ara kapıyı açıp randevulu hastaları ismiyle çağıran hemşire çok neşeliydi. Kapının dibinde sırtlarını duvara dayamış, ayakta bekleyen bazı fırsatçıların, hemşire kapıyı açtığı gibi içeriye dalmaları sinir bozucuydu. Çünkü başkalarının hakkına giriyorlardı.