BİR RÜYA KADAR YAKIN 2

05 / 06 / 2018


   Kaç zamandır rüyasında hep aynı kadını görmüştü. Hiçbir anlam vermese de, sık sık rüyalarına giren tuhaf görünümlü esrarengiz kadına alışmıştı. Bu köy bu lojman kendisine hiç yabancı gelmiyordu. Sanki daha önce bu köyde doğup büyümüştü. Onu çeken gizemli bir şeyler vardı. Bunu fark etmişti.

  Hacer her sabah okula giderken, sokak başlarında, kimi kapı eşiğinde yerde oturmuş kadınların kederli halleriyle birbirlerine şikâyette bulunmalarına şahit oluyordu. Daha okula yetişmeden, okulun tam karşısındaki sokağın başında, o kadın, yere çömelmiş, derisi kemiklerine yapışmış parmaklarıyla eski püskü kazakları söküyordu. Elbisesinin kollarını sıvamıştı. Güneşten kararmış incecik kolları görünüyordu. Ne zaman yanından bir adam geçse hemen elbisesini kollarının üzerine indiriverirdi. Merakından bir keresinde yakınından geçmişti. Kadının çehresinde, acı ve hüzün vardı. Hacer’e mahzun mahzun bakarken Hacer içinde tarifi imkânsız bir acı hissetti.

 

  Gün yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Gökyüzünü kaplayan kara bulutlar git gide sıklaşıyor, yağmurun her an yağacağının mesajını veriyorlardı. Uzaktan uzağa gök gürültüsü duyulmaya başlamıştı. Hacer tüm dikkatini toplayıp avluya girdi. İçinde tuhaf bir hüzün duydu. Rüyasında gördüğü evin tıpatıp aynısıydı. Kapıyı çaldı gök giderek dehşetle gürlüyordu. Kapıyı dokuz on yaşlarında bir erkek çocuk açmıştı çocuk içeriye seslenerek; ‘’anne köye yeni gelen öğretmen gelmiş’’ dedi. Çocuğun seslenmesi ile annesinin gelmesi bir oldu. İşte rüyalarına giren kadın tam karşısında duruyordu. Burun buruna gelmişlerdi. Büyük ela gözleri, uzun, sık, kalın kirpikleri vardı.

  Hacer; ‘sizi rahatsız etiğim için özür dilerim teyze, çocuklar okula gelmiyor onu merak ettim’ dedi. ‘Rüyalarıma giren bu evi merak ettim’ diyemedi. Kadın Hacer’i içeri davet etti. Evin halinden sefil bir hayat sürdürdükleri anlaşılıyordu. ‘Gördüğünüz gibi ev üzerimize çökecek. Bu evde üç çocuk bir de çok hasta kaynanam var. Bu evde dertten, tasadan, üzüntüden başka bir şey yok. Kocam öldü. Sağken de ben çalışıyordum. Karın tokluğuna çalışıyorum. Son zamanlarda gücüm tükendi, milletin eski püskü kazaklarını söküp, kıt kanaat geçindirmeye çalışıyorum bu aileyi’ dedi ve sustu. Yer yatağında oturmuş, elini yanağına dayamış, sol eli ile de belini tutmakta olan yaşlı kadın, çatık kaşları ve kıpırdayıp duran dudakları ile ona bakıyordu. Kapıyı açan çocuk evin bir tarafında oturmuş, dirseklerini dizlerine dayamış, başı ellerinin arasında gülümseyip duruyordu. Demek bu yıkıldı yıkılacak derme çatma evde yaşıyorlardı, geniş epeyce uzun olan tek göz odada. Duvarlarda uzun çiviler vardı, bu çivilere asılmış tutamlar halinde kurutulmuş farklı farklı otlar vardı. Bu otlarla koca karı ilaçları yaptıkları kesindi. Ev rutubet kokuyordu rutubetten yer döşekleri bile ıslanmıştı. Nem kokusu insanın içine işliyordu. Bu durum karşısında Hacer’in gözleri derin bir üzüntü ile buğulandı. Görmesinler diye elleri ile gözlerini ovuşturdu. Kadına bu çocuklar dışında başka çocukları olup olmadığını sorduğunda kadının yüzü kireç gibi bembeyaz olmuştu. Kadının bakışı birden yer yatağında hasta yatan asık suratli kaynanasına gitti. Engel olamadığı gözyaşlarını sık sık eşarbının ucu ile siliyordu. Sonra ani bir hamle yaparak Hacer’in ellerini sıkıca tuttu ve dışarı çıkardı. Uzaktan uzağa gök gürültüsü devam ediyordu. Kara bulutlar giderek göğü siyaha bürümüştü. Arada bir şimşeklerin çakması ile etraf aydınlanıyor, evin perişan görüntüsünü daha da belirginleştiriyordu. Üst üste çakan şimşeklerin korkunç gürlemesinden olsa gerek börtü böcek ve tüm gece kuşları susmuştu. Hacer’in kalbi şiddetle atıyordu. Ellerini sımsıkı tutmuş bu kadın rüyalarında annesi oluyordu. Kulakları yırtarcasına ağıt yakan kadındı bu. Son zamanlarında sık sık rüyalarına gelen kadın buydu. Bazen kalabalığı yırtarak ona doğru soluk soluğa koşup gelen kadın…

   Kadının soğuk ve sert ses tonundan şunlar döküldü: ‘’Ben on dört yaşındayken başımdan bir olay geçti. Çalıştığımız tarladan eve gelirken tecavüze uğradım. Olaydan sonra hamile kaldım. Benim yüzümden ailem bizim köyden bu köye taşındı. Annem koca karı ilaçlarıyla birlikte her şeyi denedi nafile çocuk düşmedi. Babam benim kahrımdan öldü. Ya ölmeliydim ya da çocuk daha doğmadan evlenmeliydim. Ben herkesin rahatını huzurunu kaçırmıştım. Dayım civar köylerden benim için vesile olmuştu. Bir gece yarısı gelip beni götürdüler. Beni budala, hiç kimsenin kız vermediği birine vermişlerdi. Bu dünyanın zalim acımazsız gidişatına henüz aklım ermiyordu. Annem beni götürdüklerinden kısa bir süre sonra vefat etmişti. Cenazesine gidemedim. Doğum sancıları tuttuğunda içerde gördüğün asık suretli kaynanam beni atı koyduğumuz ağıla götürdü. Doğumumu orda yaptım. O anda ne kadar acı çektiğimi, sancıların verdiği ızdırabı ve yalnızlığımı anlatamam. Kırılırsa bir yanı insanın, yıkılırsa hayalleri, korktuğu her ne varsa başına gelirse, tüm sevdiklerini kaybetmişse, işte o zaman acıdan çıldırır insan. Doğurduğum kızımı kucağıma aldım, elbisemle temizledim, kokladım, öptüm. Adını Meryem koydum. Eşim ve kaynanam çocuğumu kabullenmedi. Onların gözünde kızım babası belirsiz, gayrı meşru idi. Kızım üç dört yaşlarına gelmişti ki bir gün ben tarlada çalıştığım bir sırada çocuğumu alıp yurda verdiler. Bir daha da onu görmedim. Onu her şeye gücü yeten yaratana teslim etmiştim. Allah’tan onu korumasını tüm kalbimle istedim.’’

  Hıçkırıklar arasında anlatmaya devam etti.  ‘’Doğrusunu söylemek gerekirse kızım, sen bu köye geldiğinden beri içimde tarifini yapamayacağım bir huzur duyuyorum. Sende Meryem’in kokusunu alıyorum’’ dedi. Hacer, kadının son sözü karşısında dondu adeta. Sırtında soğuk ürpertilerin dolaştığını hissetti. Onun gerçek annesi olduğunu anlamıştı. Babası ona Hacer ismini vermişti. Oysa asıl ismi Meryem imiş. Evet rüyalarında kalabalıkları yırtarak kendisine doğru koşan kadın Meryem diye çağırıyordu.  Annesinin yaptığı dualar Allah’a ulaşmıştı. Gücü kesilene kadar hüngür hüngür ağlamak istiyordu. Her şeyi konuşmak paylaşmak istiyordu. Kendisini annesinin şefkatli kollarına bırakarak ‘’sonsuza dek mutlu olacağız artık’’ diye haykırmak istiyordu.