Çaresizliğin Böylesi

03 / 01 / 2017

Taşlarla örülü çamurla sıvanmış, alt katı ahır olarak kullanılan üstte iki oda, arada  iki odayı birbirinden ayıran, kapısı dışarıya açılan, mutfak olarakta kullanılan küçük bir odacıktan oluşan iki katlı ev. Evin ön cephesi beyaz toprakla sıvanmıştı. Ahşap kapı mavi boyayla boyanmıştı. Cam yerine muşambayla kapatılmış ince tahta çerçeveli kücücük iki penceresi vardı. Etrafı Mahmut Dayı tarafından derme çatma taşlarla örülen, bir kişinin zor geçebileceği daracık avlu kapısı olan bahçesindeki incir ağaçları kurumaya yüz tutmuştu.  Evin yer yer sıvaları dökülmüş, orası burası çatlamış, çatısı kışın su akıtıyordu. Ev bu haliyle harabeye döndüğünün her an yıkılacağının mesajını veriyordu. İşte böyle bir evde yaşayan Mahmut Dayı ve İso Nene’nin  ‘’kimsesizliğin böylesi’’ dedirtecek hazin hikâyesi.

  Mahmut dayı suskunluğuyla sakinliğiyle bilinirdi. Ne etliye karışır ne sütlüye karışırdı. Gözlerinin altında siyah halkalar vardı Mahmut dayının, yüzü beyazlar içindeydi, saçı sakalı adeta dans ediyorlardı, darma dağınık ve bakımsızdı. Omuzları çökmüş, elden ayaktan düşmüştü. Bazen yerinden kalkacak gücü bulamazdı o zayıf düşmüş dizlerinde. Yaşadıkları bu duruma getirmişti onu. Gözlerinde korku vardı, evet bunu görmüştüm. Dudakları çatlamış, yaralanmıştı. Elleri soyulmuş, tırnakları uzamıştı.

   Hazin bir gerçek var, insan birinin değerini onu kaybedince anlıyor. Mahmut Dayı iki oğlunu kaybetmişti. Yaşayıp yaşamadıklarını bilmeden hüzünle beklemekteydi. Çaresizliğin çaresini şükür de buluyordu. Mahmut Dayı ‘’ölen ile ölünmez, fakat  ben iki oğlumun naaşını görmedim, gömmedim, yaşayıp yaşamadıklarını bile bilmiyorum. İçimi her an yakıp kavuran bu kor ateşin tarifini yapmam ne kadar sahici olabilir ki?’’diyordu.  Ateş düştüğü yeri yakardı.

   Mahmut dayının üç oğlu vardı. Büyük oğlu Fırat, uğruna öleceği Dicle’yi kaçırdı, nişanlı olduğunu bile bile. Zengin, güçlü, geniş bir ailenin çocuğu olan nişanlısı Dicle’nin onu sevmediğini bile bile istemiş, Dicle’nin ailesi de onu zorla nişanlamıştı. Fırat, Dicle’yi kaçırdıktan sonra eski nişanlısının şerrinden korktuğundan bir süre gizlendiler. Yaklaşık 4-5 ay sonra Dicle hamile kalmıştı. Gerek hamilelik gerekse de Dicle’nin ailesinin ve nişanlısının kendilerine zarar vermeyeceklerini düşünerek köye döndüler. Fırat bavulunu alıp İstanbul’a bir süreliğine çalışma niyetiyle gitti, fakat gidiş o gidiş. Öldürüldüğü söylenti olarak duyulsa da ne ölüsüne ulaşıldı ne de dirisine. Bir daha da dönmedi.  Haftaya Devam Edecek.