SAVAŞIN ÇOCUKLARI

13 / 02 / 2018

  Gözlerimi açtığımda geceydi. Hava çok soğuktu. Yanımda hiç kimse yoktu, yapayalnızdım. Zifiri karanlıktı. Harabe bir yerde olduğum kesindi. Yukarıda yıldızlar görünüyordu. Kollarımın yetiştiği yere kadar neye dokunduysam hep taştı. Etrafı dinledim, uzaklardan ne söylendiği anlaşılmayan bir takım sesler duyuluyordu. Ne olduğunu anlamak için tüm varlığımla bu seslere odaklandım. Feryat ediyorlardı, ağıt yakıyorlardı. Uzaklardan gelen bu cılız seslere doğru kalkıp koşmak istedim, ama kalkamadım. Dizlerimi hissetmiyordum. Bacaklarım beton bir duvarın altında kalmıştı. Tüm gücümü toplayıp bacaklarımın üzerindeki koca beton parçasını itmeye çalıştım, fakat neye yarar, yerinden bile oynatamadım. Bacaklarımı çekmeye korkuyordum, ya kopsalar. Sonra top oynayamam. Tabi ya! Arkadaşlarımla sokakta top oynuyorduk, birden üzerimize bombalar yağmaya başlamıştı.  Gün ortasında köyümüz karanlığa boğulmuş, her yer toz duman içinde kalmıştı. Çoğu ev yıkılmış, içindekilerle birlikte alev almıştı. Hiç kimse ne olduğunu anlamadan can havliyle oraya buraya koşuşturuyordu. En son hatırladığım dillerini bilmediğim insanların bağırıp çağırma sesleriydi.

  Bedenimde büyük bir acı hissediyordum. Olaydan hemen öncesini düşündüm. Evimizin bulunduğu sokakta oynuyorduk. Yardım için avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. Var gücümle annemi ve babamı çağırdım. Fakat beni duyan yoktu. Rüzgâr acı acı ıslık çalıyordu. Top oynarken montumu indirmiştim. Üzerimde ince bir kazak vardı. Çok üşüyordum. Soğuktan donuyordum adeta.

  Karanlıkta tam olarak nerede olduğumu bilemiyordum. Bir duvarın dibinde mahsur kalmıştım. En ufak bir çıtırtıdan ödüm kopuyordu. Açlıktan guruldayan bağırsaklarımın sesinden bile korkuyordum. Açlıktan midem bulanıyordu. Başım çatlayacaktı. Vücudum tir tir titriyordu. Hava çok soğuktu. Ve çok açtım. Ama dayanmalıydım. Ağlamayı kestim, korkmamalıydım.

  Kaç saattir veya kaç gündür buradayım, diye hafızamı ne kadar yokladıysam da, bir türlü hatırlayamadım. Sabaha ne kadar vardı acaba?  Horozlar da ötmüyordu. Acaba horozlarda mı ölmüştü? Sessizce ve çaresizce bekliyordum. Birden yaklaşmakta olan ayak sesleri duydum. Sesler giderek yaklaşıyordu. Bu sesler ecelin sesi mi, kendi korkularımın sesi mi, yoksa beni arayan annemin ve babamın sesi mi?