TOPLUMSAL KABULLERDE KADIN

18 / 07 / 2017

Her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır.Tıpkı buz kesen soğuğun, yerini yakıcı sıcağa bırakmasıveya sık ormanlıkların yerini uçsuz bucaksız çöllerin alması gibi. Peki ya geleceğimiz ve geleceğimizle ilgili kurduğumuz hayaller, onlarda bir gün ormanlar gibi yok olup gidecek mi? Ya da daha kötüsü gerçekleşmesini deli gibi arzuladığımız hayallerimizi yaşadığımız topluma ve onların katı geleneklerine kurban edip bile isteye onlardan vaz mı geçeceğiz? Toplumsal değerler adına örf-adet dediğimiz gelenekler her zaman olmuştur olacaktır da. Hatta eğitim kurumlarında derslere konu olmuştur. Bir toplum değerleriyle ve gelenekleriyle ayakta durur. Hep böyle anlatılır ve bilinir. Fakat toplumun değerlerine verilen önem ve bunların dile getirildiği kadar, hiçbir zaman toplumun neden olduğu tahribatlar, çöküşler kararan yok olan hayatlar yeteri kadar dille getirilmemiştir. Hak edilmeyen anlık ölümler,acı ve gözyaşı, hak edilmeyen bir yaşantı biçimi ve benzeri hep arka plana atılmış veyahut önemsenmemiş/görmezden gelinmiştir. Oysaki bir toplum artıları kadar eksileriyle de değerlendirilmeli ve bu eksilerin üstü kapatılmamalı. Sağlıklı bir toplum, huzurlu bir yaşam için bu çağın standartlarına uygunbir metot uygulanmalıdır.

Hala çoğu yerde insan onurunu zedeleyen geleneklerin hakim olduğunu görüyoruz. Gelenekleri eleştirirken tabi ki insan fıtratına ters düşmeyen koca bir tecrübeyi kastetmiyoruz.Fakat diğer taraftan bu gelenekler bir insanın hayatını nasıl yaşayacağını, kiminle evleneceğini, kaç çocuk yapacağını, yeri geldiğinde törelerin kurallarıyla ölümünün ne zaman ve ne şekilde olacağına bile karar kılan, geri kalmış, insanlıktan uzakgelenekler insan ve toplum için tehlikeden başka bir şey arz etmiyor bence. Hiçbir insan veya topluluk -buna bizim dünyaya gelmemize vesile olan anne, babalarımızda dahil- hayatımızın her alanına müdahale etme hakkına sahip değildir. Tabi ki ailenin ve toplumun hayatımızda yeri önemlidir, ama yaşama şeklimizden, neyi nasıl düşüneceğimize kadar her şeyimiz hakkında karar vermemeliler. Bir insan içinen kötü durum kendi kararlarını kendisinin vermemesi ve kendini yönetemez olması değil midir? Her insan bir şahsiyettir. Kendi fikirleri toplumca kabul görmez, fikri dolayısıyla toplumdan dışlanır korkusuyla kendi istekleri dışında bir hayatı yaşamaya kendini mecbur hissedip hayatını karartan nice insanlar var kim bilir?

Gelelim toplumun mihenk taşı olan ailelerin kurucusu annelere. Annelerimizin, geçmişten günümüze kendilerine biçilen rolün gerektirdiği gibi, gerek isteyerek gerekzoraki bu rollerini kusursuzca oynamaları ne kadar verimsizdir. Kaçı bu hayatı seçti, kaçı bu yaşam şeklinden memnun? Kim kendi düşüncelerinin hiçbir anlam ifade etmediği bir hayattan memnun olabilir ki!

Ataerkil toplum değerlerininhakim olduğu yerlerde kadının sözü geçmez, kadın eksiktir, acizdir. Çaresizce bunu kabullenen kadın ya babaya, yada kocaya boyun eğer. Kadın ekonomik olarak hep güçsüzdür. Birilerinin sahip çıkmasına hep muhtaçtır. Onların dilediği gibi giyinir, davranır ve düşünür. Kendi kararını yaşadığı ortama göre verir. Aksi halde ya ölür yada -daha iyi bir ihtimal- toplumdan dışlanır ve bir ömür bununla yüzleşmek zorunda kalır. Toplumsal değerlerimiz, milletçe övündüğümüz hoşgörümüz, iyi kalpliliğimiz. Yoksa bunlar arasında kadınlar yok muydu? Ya da bu durumun istisnası kadınlar mı?  Bu zulüm değil de nedir? Her gün gözlerimizin önünde kadın şiddete maruz kalıyor, haksızca öldürülüyor. Günümüzde toplum öyle bir hale geldi ki, insanın hemcinsine yaptığını en yırtıcı hayvan bile yapmaz. Hal böyle olunca huzurdan, güvenden, hoşgörüden söz etmek mümkün değil. Daha iyi bir toplum, daha mutlu bir toplum için bir toplumsal seferberlik gerekli. Bir toplum kendi nefsinde olanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.

  Aysel ÖZDEMİR