VAZGEÇTİK BENLİĞİMİZDEN

31 / 01 / 2018

  Yorgundum buram buram ölüm koklamaktan. Evet, yorgundum sadece, ne üzgün, ne kızgın, ne de öfkeli. Hem kime kızacaktım, kime öfkelenecektim ki? Ya da daha doğrusu ne hakla öfke duyacaktım? Suçlunun bu kadar bariz ortada olduğunu görmeyenler bu tür duygulara kapılabilir sadece. Oysa o kadar ortada ki. Suçlu baştan sona bizdik; sürekli birilerinin bir şeyler yapmasını bekleyip oturduğumuz yerden sadece üzülen bizler. Doğrusu eylemlerin yazıya dökülmesi iken, yazdıklarımızı dahası söylediklerimizi bile eyleme dönüştüremeyen bizler. Hangi ara bu kadar acizleştik? Nasır tutmuş vicdanım tıpkı sizinkiler gibi. Ve size bu nasır tutmuş vicdanımla yazıyorum, silkelenelim. Zalim olmak için illa zulmetmek gerekmez ki bence asıl zalim, zulme sessiz kalıp susmaktır, ses çıkarmamaktır. Görüyoruz ama gözlerimizi kapatıyoruz. Acı feryatları duyuyoruz ama kulaklarımızı kapatıyoruz. Tıpkı dalgaya kapılmış boğulmak üzere olan birisine sabır tavsiye edip, ‘bak sana dua ediyorum, elimden başka bir şey gelmez’ diyerek hiçbir tepki vermeden öylece onun boğulmasını izlemek gibi. Bu mu yani insanlığımız? Bu bizim acziyetimizi gösteriyor.

   Daha ne kadar kapalı kutulara kapatacağız kendimizi? Acaba vicdanımız mı ölmüş? Artık ne aç olan komşumuz, ne zorda olan akrabamız ne de gözümüzün önünde gerçekleşen ölümler, ne masum savunmasız çocukların boşa akan kanları, ne annelerin feryad-u figanları, hiç bir şey nasır tutmuş vicdanımıza dokunmuyor. Dedim ya belki de vicdanımız ölmüş de haberimiz yok. Tuhaf olan ne biliyor musunuz, söylemlerimizde zulme ve haksızlığa karşı bir dil kullanırız ama zulmü gördüğümüzde susarız ve olabildiğince kaçarız.

  Zulme ve zulmedene alıştık. Bizim için sıradanlaştı ölümler, mazlumların feryatları, annelerin ahları. Oysa görmezden geldiğimiz bütün bunlar bizi biz yapan değerlerdi, benliğimizdi. Ölen bizdik, sesimiz, vicdanımız, kimliğimiz ve en önemlisi insanlığımız.

 

  Sahi hangi ara vazgeçtik benliğimizden.