ZALİM VE MAZLUM

22 / 05 / 2018


  Hz. Ali; ‘’Yeryüzünde zulmün yaygınlaşması için iki grup birbirleri ile iş birliği yapar, zalim ile mazlum.’’ demiştir. Eğer bir yerde zulüm yapılıyorsa, vicdanında merhametin kırıntılarını taşıyan insan susamaz, yüreği buna el vermez.  Çorak toprağa rahmet olup hayat veren yağmur gibi kardeşine, komşusuna, akrabasına ve yolda kalmışa merhamet eder, elindeki olanaklarını onunla paylaşır. Ona nefes olur, ona can olur; hayata tutunmasını sağlar.  Haksızlığa uğrayan kardeşini, komşusunu ve akrabasını gördüğünde; ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diyemez. Kendi maslahatını gözettiği gibi onlarınkini de gözetir. Yoksa zalimden ne farkı kalır

  İnsanlığın vazifesi zulüm kimden gelirse gelsin karşı koymak, zulme uğrayanın dili, rengi, ırkı ve ideolojisi ne olursa olsun ayrımcılık yapmadan karşı durmak. Tıpkı bir nehir gibi hayat vermek, yeşertmek, doyurmak.

   Doğrusunu söylemek gerekirse, zulmün en büyüğü birbirimizi tanıdığımız halde birbirimize saygı göstermeden düşmanca birlikte yaşıyor olmamızdır.

  Oysa inandığımız dinin ve değerlerin literatüründe haksızlığın karşısında susmak, zalimin zulmüne rıza göstermek değil midir?  Eğer yapılan haksızlık yüzümüzü kızartmıyorsa, ar duymuyorsa yüzümüz,  ölenle ölmüyorsak, akan kan damarlarımızdaki kanı dondurmuyorsa, hangi insanlıktan dem vuruyoruz. Bu hangi dindir?

  Zulüm almış başını yürüyor sağa sola çarparak haddi hesabı olmayan katliamlar yapıyor. Zulüm; sahipsiz, kimsesiz fakirleri vuruyor ve insanlık susuyor. Hayat zaten zor. Dert,  tasa, gam, bu insanların yaşadığı hayatın birer parçası. İnsanlar arasında yaşıyoruz ama vicdanlar ölmüş sanki. Onca zülüm yapılmakta ama insanlar susuyor. Hakkı savunacak hukuk yok, adalet yok ve en önemlisi de Allah korkusu yok.

  Toplum yanındaki yoksul kardeşini görmeyecek kadar duyarsızlaşmış. Yoksul bir babanın sessizce içine akıttığı gözyaşlarının ne gibi bir önemi var ki? Zalimin ayak izlerini tarih boyunca sırtlarında hissetmiş ve halen hisseden, ötelenen, horlanan ve ikinci sınıf muamelesi gören insanın; bu nedenle psikolojisi bozulan ve sonrasında hayatı hem kendisine hem de etrafındakilere zehir etmesinin suçlusu kimdir ki? Düşünün, bir insan kendi yurdunda ayrımcılığa tabi tutuluyorsa, eşit haklara sahip değilse,  onca çabasına alın terine rağmen bir türlü maddi esaretten belini doğrultamıyorsa; bu insanın ruh dünyası, bu insanın atacağı adımlar, yapacağı işler, hatta söyleyeceği sözler ne kadar sağlıklı olabilir ki?  Öneminden bahsettiğimiz değerlerimiz gözler önünde çiğnendiğinde, biz susuyorsak, hangi insan haklarından, vicdandan dem vuruyoruz çok merak ediyorum!