Babam  Ahmet Yılmaz hoca, Köyde İlkokulu bitirdikten hemen sonra Babası, O’nu İslami ilimleri tahsil etmek üzere Medreseye göndermiştir. Medrese hayatındaki İlim ile meşguliyetinde sadece din ilimlerini değil aynı zamanda Fen ilimlerini de tahsil yoluna gitmişti. Üstelik Sadece köyde ilkokulu okuduğu halde Fizik, Kimya Matematik, Coğrafya, Tarih gibi dersleri tamamen kendi çabalarıyla mütalaa ederek öğrenmişti. İlim konusunda Bediüzzaman hazretlerinin "Vicdanın ziyası, ulûm-u diniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder” düsturunu bihakkın benimsemiş ve ilim hayatında tatbik etmiş talebelerini de bu yönde eğitmiştir.

             İmam-Hatip Lisesini ve Genel Liseyi ayrı zamanlarda dışarıdan bitirmiş,1972 yılında Üniversite sınavına girmişti. Bu sınavda Ankara İlahiyat Fakültesini kazandı. Kayıt yaptırdı ancak devam zorunluluğu nedeniyle devam edemedi. 1973 yılında tekrar sınava girdi, bu kez de Adana Ticari ve İktisadi Bilimler Akademisini kazandı. Devam sorunundan dolayı buraya da devam edemedi. 1974’te Elazığ’da sınava girdi. Ancak o yıl sınav iptal edildi. 1975 yılında üniversite sınavında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandı. 1977 yılında biraz daha yakın olduğu için Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine yatay geçiş yaptı. 1979’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden “pekiyi” dereceyle mezun oldu.

            Ben, Lise ve üniversite yıllarımda içinden çıkamadığım, çözemediğim Fizik, Kimya ve Matematik ve diğer derslerle alakalı soruları babama götürdüğümde önce ders kitabını ister ve yaklaşık bir saat kadar kitabı mütalaa ettikten sonra problemi çözer ve sorunun cevabını verirdi.

            Babam, Âlim oluşu ve genel kültür birikiminin ileri düzeyde oluşu ile de hoşsohbet bir adamdı. O’nu tanıyanlar konuları tahlil edişi ve meselelere yaklaşımı açısından son derece zevkli geçen sohbetlerini saatlerce dinlemekten yorulmazlardı.

            Bir ilçe Müftüsü olarak görev yaptığı sırada İlçe Kaymakamı ile aralarında geçen bir hadiseyi anlatmıştı. Bu hadiseyi anlattığı şekli ile okuyucularımla paylaşmak istedim. Şöyle anlatmıştı babam:

            “Bir gün İlçe kaymakamı beni arayarak köylere ziyaretler yapmayı düşündüğünü, bu ziyaretlerde köylülerin varsa sorunlarını dinlemek ve özellikle de eğitim ve öğretim ile alakalı meseleleri dinlemek ve yönlendirmek amacında olduğunu benim de kendisine eşlik etmemi istediğinde doğrusu çok sevinmiştim. Bu vesile ile bütün köyleri dolaşacak ve Özellikle de çocuklarını okula gönderilmeleri hususunda köylüyü ikna etme fırsatımız olacaktı. Memnuniyetle kabul ettim. Ertesi gün sabah erkenden hazırlanarak Müftülükte beklemeye başladım. Bir süre sonra kaymakam bey geldi ve hemen yola çıktık. Yolda köylerde neler konuşabileceğimiz konusunda konuştuk. Doğrusu Kaymakam beyin iyi niyeti ve bu yöndeki girişimi beni çok memnun etmişti.

            Birkaç köy dolaşmış ve nihayet vakit ikindiye doğru yaklaşmıştı. Bir ara Kaymakam beye dönüp:

            -“Kaymakam bey, biraz acele etsek iyi olacak galiba” dedim.

Kaymakam bey merak içinde sordu?

            -“Neden acele edelim ki?”

Bunun üzerine:

            “-Her an yağmur yağabilir. Yollarda kalmayalım sonra” deyince Kaymakam bey bir kahkaha atarak:

            -“Bu havada yağmur olur mu Müftü Bey?” dedi.

            Doğrusu havada çok az miktarda bulut vardı ve gerçekten de yağmur yağacak izlenimi uyandırmıyordu.

            “Benden söylemesi” dedim.

            Bir iki köye daha uğradıktan sonra Kaymakam Bey ilçeye dönmeye karar verdi. Yola çıktık. Hava gittikçe kapanmaya başladı. İlçeye daha çok yolumuz vardı. Kaymakam bey inanmasa bile yağmur havasının oluşmasından tedirgin olmuşa benziyordu. Bir yandan da bana bakışlar fırlatarak “Her an yağmur yağabilir” şeklindeki uyarımı anlamlandırmaya çalışıyordu. Derken Yağmur başladı. Hem de bardaktan boşalırcasına sağnak halinde yağmaya başladı. Kaymakam bey hayretlerini artık gizlemeyerek şoförüne aracı durdurmasını istedi. Hayretler içerisinde bir bana bakıyor birde arabanın camından dışarıda yağan yağmura bakıyordu. Bir süre sonra dayanamayarak sordu:

            “-Hocam yağmurun yağacağını nasıl bildiniz?”

Bunun üzerine bende biraz espri katmak istedim ve dedim:

            “-Kaymakam Bey, bir yağmurun yağacağını da bilmesem veya tahmin edemesem neyin Müftüsüyüm?”

            Bu cevap üzerine Kaymakam Beyin hayretleri daha da artmış ve bir süre bana “ermiş” gibi baka kalmıştı. Kaymakam Beyi daha fazla hayrette bırakmamak için dedim:

            “Kaymakam Bey, ben size yağmur yağabilir dediğim zaman bulunduğumuz köyde Tavukların yağlandıklarını görmüştüm. Çünkü Tavuklar havadaki nem oranını hissederler. Bu his ile birlikte kuyruklarında bulunan bir  “kuyruk üstü yağ bezesi” denen yağ keseciğine gagalarını batırarak tüylerine sürerler ve böylece yağlanırlar. Ta ki yağmur yağdığında yağmur damlacıkları tüylerine tutunamayarak onları ıslatmasın. Bu, Allah’ın bu hayvanlara verdiği bir yağmurdan korunma mekanizmasıdır.”dedim.

 Kaymakam Beyin bu olaydan sonra bana olan muhabbeti ve saygısının daha da arttığını gördüm.

.................

Babam 6 Ekim 2015 Tarihinde vefat etti. O'nun vefatı bizim için büyük bir kayıp oldu. Babamın vefatının üçüncü sene-i devriyesinde O'nu rahmetle, minnetle ve her daim özlem içinde yad ediyorum. Rabbim mekanını cennet eyleyip Resulullah (as)'a komşu eylemiştir inşallah.          

Afiyette kalın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner6