İnsan eğitimi zor bir iştir. Öğretebilme konunun özelliğine veya kişinin davranış değişikliğine göre değişkenlik gösterdiğinden, sabit kurallardan ziyade değişken ve kişiye özgü kurallar geliştirilerek gerçekleşir. Öğretmenlik mesleği ise, gerektiğinde öğrencinin durumuna, onun öğrenebilmesine katkı sunabilecek yeni metot ve teknikler geliştirip kullanabilmeyi gerektiren sanatsal bir olgudur. Bundan dolayıdır ki Öğretmen, her şeyden ders alıp her haliyle, her tutumu ve her davranışı ile de ders verebilen kişidir.

Öğrencinin içinde bulunduğu vaziyete göre bir şekilde çözüm üretebilme becerisi gelişmelidir. Başka bir deyişle pedagojik formasyona sahip olmak yetmez. Öğretme işini gerçekleştirecek bilgiler sahada uygulanmadığı takdirde bir değer ifade etmez.       

Talim ve terbiye, olumlu ve yapıcı olabilme becerisini gösterebilmeyi gerekir. Çoğumuz ilkokul ya da daha ileriki yaşlarda öğretmenlerin tutum ve davranışlarından muzdarip olmuşuzdur. Mesela öğretmen deyince insanların aklında eli sopalı ve asık yüzlü bir görüntü oluşması mesleğin ruhuna ters bir durumdur diye düşünüyorum. Eskiden (benim çocukluğumda)çocuklar oyun oynarken bile, öğretmen rolünü oynayan çocuğun ilk yaptığı hareket, yanına çağırdığı öğrenci rolündeki çocuğa ”aç elini” diyerek sopa ile vurması oluyordu. Bu oyunun ana temasını oluştururdu. Yani öğretmen zihinlerde “dayakçı” bir kimlik ile yer edinmişti. Şimdi ise bu durumu değiştirmek ve yıkmak oldukça zordur.

Öğretmen, yazılı kuralların oluşturduğu dar kalıplardan sıyrılıp kendince geliştirdiği yeni metotlar geliştirdiğinde eğitimin kalitesi ve buna bağlı olarak da başarının arttığı görülür. Bu durumu kanıtlamak için kendimce bazı denemeler yaptım. Konu ile alakalı bir hadiseyi anlatmak isterim.

Bir ortaokulda çalışırken, dersim olan bir sınıfta verdiğim ödevleri kontrol ediyordum. Amacım hem öğrencilerime verdiğim vazifenin “iş olsun” diye değil bir amacı olduğunu hissettirmek ve hem de sorumluluk yüklemek idi. Sıra ile defterleri kontrol edip ödevini yapanların defterini imza ediyordum. Osman adlı bir öğrencinin önünde defter olmadığını görünce defterinin nerede olduğunu sordum. Klasik bir öğrenci cevabı verdi.

-Hocam, ben ödevimi yaptım ama defterimi evde unuttum.

Bu cevap karşısında tebessüm ederek  “Canın sağ olsun yavrum!” deyişim onu bir hayli rahatlatmıştı. Ben imza işine davam ettim ve bitirdim. Bu arada Osman’ın bir hayli rahatladığını da gözlemliyordum. Nihayet sınıfa dönüp dedim ki:

“Çocuklar verdiğim ödevi yapmışsınız. Ben bunun için hepinizi kutluyorum. Yalnız arkadaşınız Osman, defterini evde unuttuğu için defteri imzasız kaldı. Şimdi herkesin defteri imzalı iken Osman’ın defterinin imzasız kalması doğrusu beni üzdü. Çünkü ödevini yaptığı halde defterini unutması bir talihsizlik olsa gerek. Şimdi sizden bir şey istiyorum. Arkadaşınıza bir iyilik yapın. Bir süre sessiz duracağınıza söz verin ben Osman ile beraber gidip evinden defterini alalım ve gelelim.” Dedim. Bu durum karşısında sınıftan “tamam” diye bir haykırış duyulurken Osman’ın yüzündeki tebessümün kaybolduğunu ve yerini endişeye bıraktığını gördüm.

Osman’ı yanıma çağırdım ve “haydi gidelim” dedim. Osman gitmemek için yollar denemeye başlamıştı. ” Hocam bizim evimiz çok uzak” dedi. Ben de:

“Canım benim arabam var. Arabam böyle bir işe yaramayacak da ne işe yarayacak? Hemen gidip geliriz” dedim.

Osman çaresiz kapıya yöneldi. Ancak adımlarının geri geri gitmesi dikkatimden kaçmıyordu. İçinden “Hocam her halde blöf yapıyor nerden gidecek ki bizim eve” diye geçirdiğini anlıyordum.

Okul binasından çıkıp otoparka yöneldik arabamın kapısını açtım ve Osman’a binmesini istedim. Osman büyük bir tedirginlik içinde arabaya oturdu. Ben arabayı çalıştırıp tam hareket edeceğim sırada Osman, “Hocam ben yalan söyledim!” diye bir çığlık attı ve ağlamaya başladı.

Arabanın motorunu durdurdum ve arabadan çıktım. Osman’ın omzuna elimi atıp arka bahçeye doğru yürüdük. Bir bankta oturduk. Öğrenciler derste olduğundan dolayı bahçede kimse yoktu. Osman hâlâ tedirgin ve ürkek bakışlarla bana bakıyordu. Ona yalan söyleyerek ne kadar sıkıntıya girdiğini, aslında doğru söylediği takdirde daha rahat bir durumda olacağını, bir daha yalan söylememesi vaadiyle kendisini arkadaşlarının huzurunda aklayacağımı anlattım. Osman. “Bir daha yalan söylemeyeceğim hocam” diye söz verdi.

Sınıfa çıktık. Arkadaşlarına Osman’ın evine gitmekten vazgeçtiğimizi, ödevini ertesi gün getireceğini söyledim. O günden sonra Osman ödevlerini zamanında yapan düzenli bir öğrenci oldu.

Osman şimdi bir başka vilayette öğretmen olarak çalışıyor. Belki de aynı metodu kendi öğrencilerine geliştirerek uyguluyordur.

O gün Osman’a ödevini yapmadığı için bilinen klasik cezalar uygulayıp başka türlü davranmış olsaydım belki de farklı bir durum oluşurdu.

Bu gün itibariyle fiilen başlayan 2018-2019 Eğitim ve öğretim yılının hayırlı olmasını dilerim.

Afiyette kalın

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.