15 TEMMUZ BİR FIRSATTI

16 / 07 / 2017

15 Temmuz 2016’da küresel güçlerin Türkiye’yi parçalama, itaat ettirme, işgal etme girişimine, halk, destansı bir mücadele ve dirençle bu girişimi engelledi.

Halkın tüm kesimleri, her yaştan, erkek, kadın, çocuk, genç, zorbalığa ve dayatmaya, Cumhuriyetle başlayan darbeci vesayete toptan bir cevap verircesine, iç ve dış düşmana unutamayacağı bir ders vermekle kalmadı, onları aşağıladı.

AK Parti’ye kenetlenen ya da dışında kalan ve bu direncin bel kemiğini oluşturan İslamcılar ise Mavi Marmara’dan sonra ikinci büyük sınavını 15 Temmuz’da vererek, bu ülkenin en büyük direniş gücü olma potansiyelinin kendileri olduğunu göstermişlerdir.

Ancak bu potansiyelin, kendini AK Parti içine hapsetmesi, Türkiye’de ve bölgede İslami toplumun ve özgür İslami hareketin oluşumu önünde en büyük engel olmuştur ve olmaya da devam etmektedir.

Tüm bunlara rağmen, bir asırdır kaybolan Çanakkale ruhunu yeniden canlandıran bir direnişti 15 Temmuz direnişi.

Geçen yıl 15 Temmuz’la ilgili yazdığım üç yazıdan (Gazete İpekyol/15 Temmuz ı,ıı,ııı) kesitler sunarak, aradan geçen bir yıl boyunca yapılanlar ve yapılmayanları kısaca ele almak, 15 Temmuz ruhunu nasıl el birliğiyle öldürdüğümüzü ve yakaladığımız bu fırsatı değerlendiremediğimizin resmini çizmeye çalışacağım.

...

“15 Temmuz 2016’da akla hayale gelmeyen bir şey oldu. Emir komuta zincirine dayalı olmayan bir darbe ya da iç savaş çıkarma girişimi yaşandı.

Ordu içindeki darbeci bir cunta, kirli, kanlı bir senaryoyu uygulamaya başladı.

Yaşanan çatışmalarda içinde bir generalin ve sivillerin de bulunduğu 200’ün üzerinde polis ve asker yaşamını yitirdi. Binlerce insan yaralandı. Bu yönüyle kanlı bir girişimdi.

Bu darbe girişimi, yeni bir Türkiye’yi zorunlu kılıyor. Aksi halde Türkiye’nin huzura kavuşması mümkün olmayacaktır.

Nasıl oluyor da, 36 yıl sonra, zemin hazırlamaya bile gerek görülmeden bir darbe girişiminde bulunuyor?

Sadece 15 Temmuz olayı değil; darbeler tarihini, ordunun yapısını, iç ve dış politikalarımızı, sistemimizi, batıyla olan ilişkilerimizi ve istikametimizi, ordunun yapısını, eğitim sistemimizi, yargıyı, İstihbaratı, emniyeti, gelir dağılımındaki adaletsizliği ve Kürt sorununu da dahil olmak üzere bütün alanlarda ve kurumlarda tepeden tırnağa bir tasfiye ve yeni yaklaşımlara ihtiyacımız vardır.

Medyasıyla, halkıyla, güvenlik güçleriyle, cumhurbaşkanıyla, başbakanıyla, muhalefetiyle…15 Temmuz reddedilmiştir.

Türkiye’de askeri darbe tehdidi ortadan kalkmamıştır.

...

Türkiye hemen yönünü doğuya çevirsin demek kolaycılık olabilir ama artık batıya güvenilmeyeceği, doğuya daha yakın olması gerektiğini ve batıya mecbur olmadığını da görmelidir.

Bu darbe iç ve dış vesayetin birbirinden kopuk olmadığını/kopamayacağını ve koordineli çalıştığını gösterdi.

Son olarak, OHAL uygulamaları ve tasfiyeler yapılırken temel hakların kısıtlanmamasına özen gösterilmeli, sapla samanı ayırmalıdır.

Evet, bu darbe girişimiyle şimdiye kadar; 10,400 kişi gözaltına alındı, 103’ü general olmak üzere 4,060 kişi tutuklandı, 246 kişi hayatını kaybetti, 2.185 kişi ise yaralandı.

Hayatını kaybedenlerin yakınlarına sabır; yaralılara acil şifalar diliyorum.

Darbeyi, Türkiye halkalarının birlikte önlediği gerçeğini unutmamalı, bu zaferi, içte birlik ve beraberliği pekiştirici; dışta ise küresel vesayetlerden kurtulma ve bağımsızlaşmaya yönelik politikalara evirerek gerçek zafere dönüştürmeliyiz.

Bu sürecin atlatılmasının ardından, yeni Türkiye’nin, yeni anayasa çalışmalarına hız verileceği kanaatini taşıyorum.

MAĞDURİYETLER, TEDBİRLER VE ADALET

Anadolu’nun dini duyguları istismar edilmiş, imkanları kısıtlı ailelerin çocuklarının çoğu maddi imkansızlıklar ve devletin, öğrencilerin barınma taleplerini karşılamaması, devlet yurtlarının yetersizliği gibi durumlardan dolayı bu evlerde barındılar/barınmak zorunda kaldılar.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından, bu evlerde kalanlar üzerinde de mahalle baskısı oluştu. Çoğu gariban ailelere mensup bu çocuklar, komşuları tarafından ihbar edildi, darbe girişimine karşı oluşan tepki dalgasından bunlar da nasibini aldı.

15 Temmuz gecesi darbeye alet olarak kullanıldığını, televizyon kanalını basarken, izlediği televizyondan öğrenen o eri hatırlayın. İşte bu evlerde, bu yurtlarda kalan öğrencilerin çoğunun durumu budur.

PDY (Paralel Devlet Yapılanması), her ne kadar silahlı bir terör örgütü olsa da, henüz, bu evlerde kalan öğrencileri silahlandırma gibi bir taktiğe başvurma gereği duymamıştır. Dolayısıyla, bu öğrencileri de, darbeci olarak lanse edip toplumdan dışlamak, ileride telafisi imkansız yaralara yol açacaktır…”

Yazının başında belirttiğim değerlendirmeyi, maddeler halinde belirtmek yazıyı daha da uzatacağı için kısa bir değerlendirmeyle sonlandırmanın daha doğru olacağı kanaatindeyim.

Aradan bir yıl geçti. Biz. 15 Temmuz’la yakalanan ruhu yaşatabildik mi?

Hatırlayın, Numan Kurtulmuş ABD’ye dostluk mesajı vererek bu ruha ilk darbeyi vuran açıklamayı yaptığında, 15 Temmuz'un üzerinden daha iki ay bile geçmemişti.

"Kurtulmuş, New York Başkonsolosluğu'nda düzenlediği basın toplantısında, 15 Temmuz darbe girişiminin ardında, ABD'li resmi yetkililerin darbe girişiminin ardında olduğuna ilişkin bir kanaate sahip olmadığını söyledi.." 07.09.2016/http://www.ahaber.com.tr

Ardından Mavi Marmara ihaneti/İsrail dostumuzdur nidaları altında, İsrail’le girilen ilişki sağlamlaştırılmış, son olarak başbakan Binali Yıldırım’ın, samimiyetle AB’ye girme niyetlerini beyan eden açıklamalarıyla, 15 Temmuz darbesini yapan batı karşısındaki dik duruşumuz katledildiğini gözlerimizin önüne sermiştir.

Halkın tüm yaptıkları demokrasiye mal edilmiş, heba ve murdar edilmiştir.

Toplumda ve uygulanan politikalarda milliyetçi söylemlerden vazgeçilmemiş, sistemdeki ırkçı yapıya dokunulmamış, yeni bir anayasa, yeni bir Türkiye umudu toplumu tatmin edici derecede ve şekilde  gerçekleşmemiştir.

OHAL ile doğal olarak oluşan mağduriyetlerin giderilmesine yönelik yeterli bir duyarlılık sergilenmemiştir.

Bu bakımdan, bu günlerde göreve başlayacak komisyona çok iş düşmekte. Adil ve hızlı olmaları oldukça önemli.

Kürt sorununa sağlıklı bir yaklaşım geliştirilememiştir.

Ötekileştirici ve kamplaştırıcı söylemleri etkisiz kılmaya yönelik etkili icraatlar ve politikalar üretilememiştir.

28 Şubat mağdurları/28 Şubat yargısının kumpaslarıyla cezaevlerinde yatanların, yeniden yargılanma talepleri yerine getirilmemiş, cezaevlerindeki hasta tutuklulara yönelik tahliye veya ev hapsi talepleri gerçekleşmemiş, genel anlamda cezaevi şartlarını iyileştirmeye yönelik çalışmalar yetersiz kalmıştır.

Toplumun, adil bir bölüşüme olan inancı sağlanamamıştır. Tolumu ifsad eden ahlaki yozlaşma ile mücadele edilmemiştir.

15 Temmuz kazanımları çoğu kez siyasete alet edilmiştir.

15 Temmuz ruhu, toplumun tüm kesimlerine duygusal anlamda mal edilememiş ve o ruha uygun politikalar hayata geçirilemediği için hala darbe tehlikesi devam etmektedir.

Özetleyecek olursak, 15 Temmuz ruhu can çekişirken ve yeni bir darbe tehlikesi devam ederken, bizler oturup ölmesini izlemekten başka bir şey yapmıyoruz.

Ne yapalım?

Partilere ve şahıslara değil, bu ruha sahip çıkalım.

Rabbim, bir daha göstermesin. Selam ve dua ile.