2018 ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İLE MÜCADELE YILI

24 / 02 / 2018

Çocuklar ve kadınlar toplumun en zayıf halkaları, özellikle çocuklar.

Günümüzün en mutsuz ve haksızlığa uğrayanları ise hiç kuşkusuz çocuklar.

İster en varlıklı ailenin, en pahalı oyuncaklarıyla oynayanı; ister kağıt toplayanı olsun, mutsuzlar ve mağdurlar. Her biri farklı açılardan farklı mağduriyetler yaşamaktalar. Çocuk hakları sözleşmesini filan bir kenara bırakacak olsak bile;  onların üzerimizdeki en önemli hakları; onları mutlu etmek ve çocukluklarını yaşamalarını sağlamak. Bugünün dünyasında, yapısı değişmiş, bencilleşmiş, uyuşturucu, şiddet ve istismar gibi uç noktalardaki suçların yaygınlaştığı, savaşlardan haz alan canavarlara dönüşmüş insanların oluşturduğu, toplumda, bu yönetim ve yöntemlerle, bugünün yaşam tarzıyla; bu, ne derece mümkün?

Tüm bu olumsuzlukların yaşandığı ortamda çocuklar için bir şeyler yapmak dahada güçleşiyor elbette. Bu bağlamda Başbakanlığın, bir genelge ile 2018'i "Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı" olarak ilan etmesi yetersiz/alışılmış olmasına rağmen değerlidir.

Başbakanın imzasıyla yayımlanan "Genelgeyle çocuk işçiliği ile mücadeleye ilişkin duyarlılığının artırılması amaçlanıyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan "Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı", Başbakanlık genelgesi ile yürürlüğe girdi.

Başbakan Binali Yıldırım imzasıyla yayımlanan genelgede, çocuk işçiliğin, küresel ve ulusal çapta önemli sorunların başında geldiği yer aldı.

Türkiye'nin 2023 hedefleri doğrultusunda, "Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı" yürürlüğe konuldu.

Program kapsamında, çocuk işçiliğini önlemeye yönelik temel stratejiler, faaliyetler ve bunlardan sorumlu olan, iş birliği yapılacak kurum ve kuruluşlar ile faaliyetlerini tamamlanma süreleri açıklandı.

Programda yer alan faaliyetlerin takibi yılda iki kez düzenlenecek İzleme ve Değerlendirme Kurulu toplantıları aracılığıyla gerçekleştirilecek.”/TRT Haber

Ülkemizde çocuk işçiliğinin ciddi boyutlara ulaştığı yapılan bazı araştırmalar ve hazırlanan raporlara göre de hiç iç açıcı değil.

Bu konuda DİSK Genel-İş'in hazırladığı rapora göz atalım:

“Ülkemizde çocuk işçilerin sayısına ilişkin güncel veriler sadece 15-17 yaş grubunda olan çocuk işçiler için mevcuttur. 15 yaş altı ve tarımsal alanlarda mevsimlik olarak çalışan çocuklara ilişkin veriler bulunmamaktadır. Ayrıca mesleki eğitim alan özellikle turizm sektöründe uzun saatler çalıştırılan stajyerler, yani 'çocuk işçiler' ve çocuk işçiliği sayılabilecek uygulamalar ile çıraklık eğitimi alanlar resmi olarak çocuk işçi sayılmamaktadırlar. Buna karşın 2012 yılından itibaren çocuk işçi sayısı ülkemizde artmıştır. 2012 yılında 601 bin olan 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısı, 2016 yılına gelindiğinde 709 bin olmuştur.

Çıraklık, çocuk işçiliğine dönüşüyor…

2015 yılında 17 yaşına kadar çalıştırılan çırak sayısı ise 401 bin 464 olarak açıklanmıştır. SGK’nın yayınlamış olduğu verilerde ise çırak işçi sayısı oldukça yüksektir. Aralık 2016 verilerine göre çırak işçi sayısı 1 milyon 170 bin’dir. Bu verilere dayanarak çırak ya da çocuk işçi ayrımı yapmadan genel olarak ülkemizde çalışan çocuk sayısının yaklaşık 2 milyona yaklaştığını söyleyebiliriz. Bu durum çocuk emeği sömürüsünün geldiği noktayı açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

15-17 yaş arası çalışan çocukların yüzde 80’e yakını kayıt dışı…

Çocuk işgücü kır ve kent ayrımında farklı biçimlerde istihdam edilse de çocuklar kentlerde de kırlarda da kayıt dışı çalıştırılmaktadır. 2016 TÜİK verilerine göre çocuk işçilerin yüzde 78’i kayıt dışı çalışmaktadır. 2016 yılında 15-17 yaş arası çocuk işçi sayısı 708 bindir. Bu çocukların 558 bini kayıt dışı çalıştırılırken, 150 bini sigortalıdır. Yani çalışan her 10 çocuktan 8’i kayıt dışıdır.

Türkiye, Avrupa ülkeleri içerisinde çocuk yoksulluğunda en kötü ülke

Ülkemizde çocuk işçiliğinin artışında, çocuk yoksulluk oranının yüksek olmasının önemli bir etkisi vardır. Türkiye, AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında çocuk yoksulluk oranı en fazla olan ülkedir. Türkiye’de çocukların yoksulluk oranı yüzde 25,3 iken, AB’ye üye ülkelerle karşılaştırıldığında yoksulluk oranı en fazla olan ülke konumundadır.

Çocuklar çalışırken ölüyor: 2016 yılında 56 çocuk işçi hayatını kaybetti

İş cinayetine maruz kalan çocuk sayısına ilişkin İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi tarafından veriler tutulmaktadır. Bu rapora göre de iş kazası sonucu hayatını kaybeden çocuk işçi sayısı artmaktadır. 2012 yılında 32 çocuk, iş cinayetlerinde hayatını kaybetmişken, 2016 yılına gelindiğinde 56 çocuk iş cinayetleri sonucu hayatını kaybetmiştir.”

Çocuk istismarının gündeme taşındığı şu günlerde; işçiliğinin de ciddi bir çocuk istismarı ve hak ihlali olduğunun bilinciyle köklü politikalar geliştirme zorunluluğumuzun olduğunu unutmamalıyız.

Suriyeli göçmenlerin ülkemize gelmesiyle birlikte, çocuk işçiliği daha da vahim boyutlara ulaştı. Sosyal güvencesiz ve ağır iş yükü, uzun süreler ve sağlıksız şartlarda, "çırak" adı altında karın tokluğuna sayılabilecek ücretle çalıştırılan çocuklar artmıştır.

Çocuk işçiliği ile direkt ya da dolaylı ilgisi olan başka nedenler de vardır.

Çocukların; şiddet ve çatışma ortamında büyümeleri, modern yaşam tarzından dolayı kreşlerde kaldığından yeterli ilgi/sevgi görememeleri gibi.

Yine, çocuğu gün boyu okul, dershane, etüt gibi kısıtlayıcı ortamlarda tutarak ona sürekli bilgi, test, malumat yükleyen sınav odaklı eğitim sisteminin kendisi bile tek başına ciddi bir istismar ve hak ihlali niteliğindedir. 

Bu konuda diğer kanayan bir yara ise özellikle bölgemizde yoğun olan mevsimlik işçi ailelerinin "mevsimlik işçi çocuklar"ıdır.

Sonuç olarak belirtmek gerekirse; Sadece işe ekonomik olarak bakmamak gerekir. İşin sosyal, manevi, adalet gibi boyutları olduğu ve tüm toplum yapımızla ilgili olduğu gerçeğini de bilmeliyiz. Yine çocuk işçiliği konusunda ciddi denetimlerini yapılmadığı da bir gerçek.

Sevgisiz, merhametsiz ve adaletsiz bir toplum yapısından kurtulmanın yollarını  aramalıyız.

Çocuklara gerçek anlamda bir kurtuluş sağlayabilmemizin yolu da yine sağlıklı, adilane bir toplum olmamızdan geçmektedir.

Kadına ekonomik zorunluk yükleyerek emeğini sömüren kapitalist sistemin, çocuklara acıyacağını kimse beklememelidir.

Çocuklar geleceğimizdir. Onları, küresel tuzaklara karşı bilinçlendirici eğitimlerden, özgür düşünen ve haklarını almış, mutlu ve geleceğe umutla bakan bireyler olarak yetiştirme görevi ailenin ve devletin en temel görevidir.

Her türlü çocuk sömürüsü, istismarı ve çocuk işçiliği gibi hak ihlalleri ve mağduriyetleri gidermeye yönelik çabaların desteklenmesi aciliyet arz eder hale gelmiştir. Bu konuda herkesin sorumluluğu var ve herkes katkı sunmak durumunda olmalıdır.

Selam ve dua ile.