8 Mart ve Kadınlarımız

08 / 03 / 2017

Türkiye' de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, ilk defa 1921 de "Emekçi Kadınlar Günü" olarak anılmaya başlamıştır.

Dünya Kadınlar gününün özellikle Kapitalist yaşam ve modern dünya açısından önemi büyüktür. Yine ekonomik, siyasi ve sosyal anlamda kadını güçlendirmeyi amaç edindiği ifade edilen bir yaklaşımı kapsar 8 Mart'ın ihdası.

Çünkü bugünün ilan edilmesinin dayanağı olan fabrika işçisi kadınlarla ilgili malum yaşanmış acı olaylardır. 129 kadın yanarak ölmüştür Amerika'da.

Kadınları konumlandırırken neyi/ neleri referans alacağımız çok önemlidir.

Elbette ki seküler açıdan olaya yaklaşıldığında kadını sadece ekonomik bir varlık veya onun maddi yönlerini esas alan yaklaşımlara götürür bizi ancak kadın aslında donanımları, toplumda oluşturduğu dinamizm,  topluma verdiği ruh açısından toplumu şekillendiren önemli bir unsurdur.

Bir bakıma toplumun ana gücü kadınlardır, her açıdan üretken olan kadınlar. Erkeğin ya da toplumun geri kalanının dahi başarılı olabilmesi ve üretilmesinin yine esas ana itici gücü olan unsur kadınlardır.

Kadınlarımızın statüsünü geliştirmek hak ettikleri ve olması gereken, fıtratına uygun bir statüye sahip olmalarını sağlamak ve bu statüyü koruyabilmek, uygulamada yaşatabilmek önemli amaçlarımız dan biri olmalı. Bunun için kadını, tüm yönleriyle doğru bir şekilde ele almak, onun yaradılışını bilmek ve ona göre kadına bir rol biçmek gerekir. Daha doğrusu ise; kadının kendini nasıl ifade edeceğini nasıl olması istediğini biraz da ona bırakmak faydalı olacaktır.

Onların taleplerini değerlendirmek çok önemlidir.

Çok eskilere gidildiğinde özellikle Batı dünyasında kadınların insan olup olmadığı tartışmalarının yaşandığı tarihi süreçleri bile herkesin malumudur. İlkel toplumlarda da; modern zamanda da kadın, hala olması gereken yere gelmemiş ve sömürülmeye devam etmektedir.

Kadınlarımıza değer vermek, onları, hakları olan saygın bir konuma getirmek, bu zemini oluşturmak toplumun tüm görevidir. Kadının olduğu yer, aslında erkeğin de olduğu yeri gösterir, bir toplumda kadın eğer fıtri anlamda hak ettiği bir yerde ise, mutluysa, güvence altına alınmışsa toplum olarak, özellikle sosyal anlamda yani yazılı olmayan kanunlarla kadına değer verilmişse; bu, o toplumdaki erkeğin yada toplumun geri kalanının değerinin bir ölçüsüdür.

Öte yandan kadın toplumda zorlanıyorsa, hak ettiği yerde değilse, aşağılanıyorsa, sahip çıkılmıyorsa, kaldıramayacağı yük yükleniyorsa, bunun da sorumluluğu tüm topluma aittir.

Kadın konusunda birçok yanlış yaklaşım vardır, özellikle kadına, haklarını iade etmek veya kadın haklarını geliştirme adı altında birçok yanlış yaklaşım var. Yanlış algı oluşturmalar, manipülasyonlar var. Çşitli sloganlarla yanlış yönlendirmeler yapılmakta.

Modern açıdan bakıldığında bu haklar ve verilen statü kadına karşı bir duyarlılıktan kaynaklanmaktan ziyade, mevcut ekonomik sistemi sürdürmeyi sağlamaya yönelik niyetler içermektedir. Çünkü modern ve kapitalist hatta liberal sistemin dahi sadece kadın için değil; tüm toplum için birinci derecede önem verdiği değer onun emeği, üretmesi ve sermayeye hizmet etmesidir. Bütün düzenlemelerin ana nedeni budur. Dolayısıyla burada kadın araçsallaşmakta, maddeleşmekte, makinalaşmaktadır. Onun moralmen iyi bir duruma getirilebilmesi dahi üretimi sürdürebilmesi niyetiyle yapılmaktadır.

Makul olmayan feminist yaklaşımlar ve kötü sayılabilecek bazı gelenekleri bahane edilerek kadını toplumdan koparan veya kadını namus kavramından uzaklaştırıcı yaklaşımlar da mevcuttur.

Çalışma hayatı ile ilgili düzenlemelerde henüz kadının gerçek anlamda hak ettiği bir seviyeye ulaşması sağlanamamıştır.

Evli ve çocuk yetiştiren bir kadına; çalışmayan, üretmeyen bir kadın gözüyle bakılamaz.

Ailenin değerliliği, kutsallığı ve güvencesi/garantisi, asla ve asla kadının ekonomik bağımsızlığına bağlı olamaz. Bu bağlamdaki bir ekonomik bağımsızlığı tercih etmeyen kadının endişelenmeyeceği toplumsal bir yapıya ve yaklaşıma sahip olmalıyız.

Yine namus gibi bir yükün sadece kadınlara yüklenerek bu konuda sürekli kadınların ilk ve tek cezalandırılan olmaları yaklaşımı da sağlıksız bir yaklaşımdır. En büyük namus yoksunluğu kadınları ve zayıfları sömürmektir.

Bazı sakat yaklaşımları bahane ederek, kadın kimsenin namusu değildir, söylemini öne sürmek de iyi niyetli bir yaklaşım değildir.

Kadının bağımsızlığı, ekonomik özgürlüğü ve kendi ayakları üzerinde durması ile ilgili söylemlere sağlıklı yaklaşmak zorundayız.  Aslında seküler veya modern bakış açısını bir kenara bıraktığımızda, bu söylemlerin hepsi anlamsız veya farklı anlamlara gelebilecek yorumlar gerektirebilmektedir.

Örneğin, kadının bağımsız olması elbette ki kendi iradesini hür olarak kullanmasını içermelidir, yoksa kadının da erkeğin de bu anlamda bağımsız olmasını, her istediğini yapabilmesi şeklinde yorumlamak sağlıklı olmayacaktır. Yine kadının ekonomik özgürlüğünü kazanması, kendi ayakları üzerinde durması da bu amaca yönelik olmalıdır.

Tamamen bağımsız bir hale gelmek, kadın veya erkek için sağlıklı bir konum değildir.

Bu anlamdaki bir bağımsızlık ve namus kavramının da ortadan kaldırılması, sadece kadını değil; erkeği de toplumu da mutsuz eden bir tablo ortaya çıkarır.

O yüzden bu tür kavramlara sağlıklı anlamlar yüklemek zorundayız yani seküler bir toplumun bu kavramlara yüklediği anlamlar ile inançlı bir toplumun yüklediği anlamlar farklıdır.

Kadın ekonomik anlamda bir temel'le değerlendirilmemelidir.

Kadın kendi ayakları üzerinde duramıyorsa, yani modern anlamda veya ekonomik bağımsızlığını kazanmamışsa, bu kadına bakış açımızı ve ona verdiğimiz değeri değiştirmemelidir. Bu durum, onun diğer haklarını kısıtlamamalıdır, onun saygınlığından bir şey kaybettirmemelidir.

Kadının, kendi istek ve iradesiyle çalışmasının önünde bir engel olmamalıdır.

Bu noktadaki en sağlıklı yaklaşım, kadının sabit ayağının evde olması ve diğer ayağıyla da toplumsallaşmasıdır.

Kadının esas mutlu olduğu yer ailesi, evi çocuklarının yanıdır.

Kadının eve hapsolması ne kadar sağlık ise, tamamen dışarıda olması da o derece sıhhatsizdir.

Kadın ve erkek çatışan ve yarışan değil; tamamlayıcı bütünleyici, birbirini destekleyici iki eşit unsuru ifade eder. Sağlıksız feminist yaklaşımlar bu anlayışı benimsemez.

Günümüzde kadınların etkilendiği önemli olaylardan biri de cereyan eden savaşlar ve çocuklarıyla baş başbaşa bırakılan çaresiz bir şekilde çeşitli acılar yaşamalarıdır.

Geçmişte yaşanan başörtü sorunları ile ilgili de yine kadınlarımız ciddi bir mücadele vermiş, mağduriyetler yaşamışlardır. Ne yazık ki başörtüsü mücadelesi veren bir kadın profili de neredeyse kalmamıştır. Dolayısıyla kadınlarımızın başörtüsü konusunda verdiği mücadele dejenere olarak kazanılmış gibi görünen kaybedilmiş bir mücadele olarak kayıtlara geçmiştir. Bu kadınların verdiği mücadele kıymetli ve saygın idi. Hala o ruhu taşıyan kadınlara da selam olsun...

Bugünün şartlarında çalışan kadınların çocukları ile ilgili, modern toplumda oluşan çekirdek aile vb konulara da değinmek isterdik...

Tüm kadınların, yaratılışlarına uygun hak ettikleri yere gelmelerini umuyor ve Kadınlar Gününün hayırlara vesile olmasını diliyorum.