ABD BÖLGEYİ BÜYÜK KAOSA SÜRÜKLEMEK İSTİYOR

09 / 04 / 2017

ABD, son kimyasal saldırının bu üsten kalkan uçaklarla gerçekleştirildiğini iddia ederek, Şayrat üssüne saldırıda bulundu. Bu saldırganlık savaş suçudur ve uluslar arası mahkemelerde yargılanmalıdır.

Suriye’de kimyasal saldırı gerçekleştirenleri kınıyorum. Bunun Esat tarafından gerçekleştirildiğine hiç ihtimal vermiyorum. Suriye, kullanmadığını, kullanmayacağını açıkladı. Delillerin ortaya çıkmasını, olayın netleşmesini beklemeden komşumuz Suriye’ye saldıran ABD ve batıyı kınıyorum.

Bu saldırıya/yangına körükle gidenleri, alkış tutanları kınıyor; araştırılması ve netleşmesi yönünde çaba sarf edenlere teşekkür ediyorum.

Bu saldırı, ABD'nin IŞID'le mücadele etmeye niyeti olmadığının açık göstergesidir.

İran, saldırıyı kınadı, İngiltere, Suudi Arabistan, İsrail ve diğer bazı şerliler destekledi hatta minnettarlık beyan edenler bile oldu. Ya Rabbim, zilleti bizden uzak tut. Amellerimizin boşa gitmesi gibi bir uçurumdan sana sığınıyoruz. Bizi gafletten koru ve düşmanlarımıza, mütecavizlere karşı ayaklarımızı sabit, başımızı dik tut.

Rusya, BMGK’yı acil toplantıya çağırdı.

2013’te de Suriye’de kimyasal saldırı olmuş, Obama; Suriye’ye saldırı yapma hazırlığı yapmış ve tam da saldıracakken; Rusya, bu saldırının Esat tarafından gerçekleştirilmediğine dair kanıtları sunarak bu saldırıyı engellemişti.

Çok büyük ihtimalle bu son kimyasal saldırı da böyledir. Rusya, yine araştırılmasını istiyor, ellerinde bazı deliller olduğunu söylüyor.

Ancak ABD, iç politikadaki sıkışıklığını gidermek, Suriye’de elini güçlendirmek, müttefiklerinin birikmiş memnuniyetsizliğini gidermek, dünyaya, Müslümanlara/direniş eksenine ve Avrupa’ya bir mesaj vermek gibi amaçlarla bu sınırlı saldırıyı gerçekleştirdi. Humus’taki Şayrat hava üssüne saldırdı.

Suriye’de insanlar ölmesin endişesi/yalanı artık yutulmuyor.

Daha birkaç gün önce okul ve camiyi bombalayarak iki yüzün üzerinde sivil ve çocuğu öldüren ABD değil miydi? Kimse ABD’ye, bunun karşılığını verelim dedi mi? Bu biraz gülümseten bir soru değil mi? ABD çok güçlü değil mi!?...

Trump, Esat’ın kimyasal silah kullanmadığını bildiği halde alelacele bu kirli saldırıyı yaptı ve Suriye’de hava üssünü füzelerle vurdu. Şunu belirtelim ki, Suudi gibi kötü yolda olan, haydi saldır diyenler, İsrail’e rağmen, minnettar kalanlara rağmen “ABD, hiçbir halt edemeyecektir.”

Umarım ABD, şakşakçılarının, amigolarının gazına gelip bu saldırıyı genişletmez ve sınırlı tutar zira bu saldırıların topyekun ve genel bir işgale dönüşmesinin, dünya savaşına neden olacak kadar ciddi olduğu bilinmelidir.

Türkiye, bu saldırıyı kınamalıdır. ABD’nin İran’ı, Suriye’yi zayıflatması, bölgede daha büyük saldırılara yol araması, Türkiye’nin de yararına olmayacaktır. Türkiye, bunu görmeli ve bölge ülkeleriyle birlikte, ABD saldırılarının karşısında durmalıdır.

Olay yeni, önümüzdeki saatlerde daha da netleşecek. Rusya’nın haberi var mıydı? Muhtemelen vardı. Gerçi Kremlin, bu saldırının, uluslar arası hukuk ihlali olduğunu belirtti ama hala cevapsız sorular var.

Eskiden, ABD bölgemizde bir saldırganlık sergilediğinde; bunu kınayan bizler; şimdi minnettarlık ifade eden ve kendimizi, onu ısrarla bölgeye davet eden duruma düşürmüşüz. Yazık.

Sözümü; Atasoy Müftüoğlu’nun, Ruşen Çakır’la yaptığı söyleşiden kısa pasajlarla bitirmek istiyorum.

"...Evet, önce şuradan başlamak gerekiyor: İslamcılık tanımını biz Müslümanlar icat etmedik. Bu bize dışarıdan tahmil edilen bir çerçeveydi...

... Ancak bu kesim, sözünü ettiğim anlamda İslam’ın yeniden dünya vizyonu kazanmasını sağlayabilecek tarihsel çözümlemeler yapmayı başaramadılar

Tabii, bugün İran da aynen Türkiye’de yaşandığı üzere ulus-devlet refleksleri gösteriyor... Zaten İran’da devrimci dil, düşünce ve birikim büyük ölçüde Ahbârî geleneğin baskısı altındaydı...

Mesela bir Arap Baharı oldu ve fiyaskoyla sonuçlandı, hızlı bir şekilde. Şimdi bunu uzun uzun tartışmak bir yana, ben darbeden sonra, o büyük katliamın öncesinde, ama darbeden sonra Kahire’ye gittim. Bayağı, 10 gün falan kaldım, hatta Ramazan’ın ilk günleriydi. Orada o meydanda Müslüman Kardeşler, İhvan toplanıyordu. Sürekli orada yatıyorlardı, kalkıyorlardı falan; kendileriyle röportaj da yaptım. Ama şu beni çok çarpmıştı: Mısır gibi bir ülkede, o kadar dinamik bir ülkede, İhvan yanına kendinden olmayan kimseyi getirememişti. O meydanda –liberaller şunlar bunlardan vazgeçtik–, diğer İslâmî gruplar, cemaatler vs. yoktu. Hatta, biliyorsunuz, Selefiler darbeyi desteklemişti. Bugünkü Mısır İhvan’ı dünyanın en önde gelen, en köklü hareketlerden birisi. Buradaki sorun onların yöneticilerinin bir sorunu mu? Yoksa daha temel, ontolojik bir sorun mu?...

İran’da devrim olduktan sonra küresel seçkinler bir daha devrim olmaması için ne yapmalıyız diye bir tartışma başlattılar. Bu tartışma kesinlikle kapalı kapılar ardında olmadı. Herkesin duyabileceği bir şekilde oldu. Ve fakat biz o tarihlerde daha çok ayrıntılarla, eskilerin diliyle kıylükal dediğimiz bir şeyle meşguldük, ayrıntılarla meşguldük. Esasa ilişkin hiçbir çözümleme yapmıyorduk...

İslam’ın kontrol edilmesi için çok ciddi çabalar harcadılar ve yayınlar yapmaya başladılar. Ve ilgili ülkelerde bu yeni din dilini temsil edecek memurlar aradılar ve buldular...

...büyük bir alçaklık. Çünkü ne yapıyorsunuz? Emperyalistler tarafından, onların amaçları doğrultusunda kurgulanan bir din dili adına onlarla işbirliği yapıyorsunuz...

...Fakat 15 Temmuz’dan sonra Türkiye… Ben 15 Temmuz’da halkın direnişinin de çok anlamlı olduğunu düşünüyorum, takdir ediyorum. Ama bugün Türkiye’de geldiğimiz nokta şudur: 15 Temmuz’a kadar İslamcılık iddiasında bulunan ne kadar isim varsa bugün kokuşmuş bir sağcılığın ve milliyetçiliğin hizmetine girmişlerdir...

...Bendeniz Suriye’de muhalefetin icat edildiğini biliyorum. Bunu her şartta, her yerde konuşmaya hazırım. Muhalefet icat edilmiştir. Suriye’de olayların başladığı günden itibaren Suriye’de o güne kadar örgütlü bir muhalefet yoktu, bunu biliyorum.

Türkiye emperyal bir projeye âlet edilmiştir, bunu biliyorum.

Bunları söylemek demek Baas Rejimi’ni desteklemek anlamına gelmez.

Ben kendimi hâlâ her şartta İslam’a nispet eden birisiyim. Seküler ve milliyetçi bir rejimi desteklemek gibi bir şeyden beriyim. Söylemek istediklerim bu kadar..." (medyascope.TV)