ADALET TOPLUMU OLMALIYIZ

25 / 05 / 2018


En erdemli söylemler bile tolumda yankı/karşılık bulmuyor. İnandırıcılık yok. Çünkü yapmadıklarımızı söylemekteyiz. Eminlik sıfatını kaybetmenin sonu kaostan başka nedir? Rabb'im muhafaza etsin. Geçmişte bu toplum, acı tecrübeler yaşadı. Hala da çeşitli zorluklar yaşanmakta. Ancak yaşananlardan çıkarılan dersler de oldu. Bir ara işkence sıfırlandı. Umarım edinilen bu kazanımın korunmasına devam edilir. Meşhur bir söz vardır; bir toplumun, küfürle bile devam edebileceği ama zulümle kısa ömürlü olacağını anlatan. Dolayısıyla toplumun bir arada tutulabilmesi ve bekası için yargı sistemi, adalet gibi müesseseler oldukça hayatidir. Hasan Mezarcı’yı birçoğumuz hatırlar. Hasan Mezarcı 90’lı yıllarda Refah Partisi’nin milletvekiliydi. Cesur ve akıllı bir vekildi. İtikadı sağlam, verimli, tavizsiz ve çalışkan bir vekildi. 28 Şubat’ın muktedirleri; ona, hala konuşulan bir cezayı reva gördüler. Mezarcı’yı, önce hapse sonra mezara kadar götüren sürecin ana nedeni neydi?

Muhafazakar ama şeriatçı olmayan bir kişiliği olan Mezarcı, Mustafa Kemal ve laiklikle ilgili görüşlerini de açıklamaktan çekinmezdi. Verdiği bir röportajda “Halk ne isterse o olsun” ifadelerini kullanmıştı. O günkü konjonktür, partisinin de onu taşıyamayacağı/sahip çıkmayacağı bir durumdaydı ve ihraç edildi. Cumhuriyet tarihinin, hakkında en fazla dava açılan vekiliydi Mezarcı… Yakalandı, Almanya’da hapis yattı, yıllar sonra garip kıyafetler giyip, Mesih olduğunu ilan edecek bir yıkıma uğratılmış olarak çıktı karşımıza… Turgut Özal’ın mezarı açıldığında, üç çeşit zehirle zehirlendiği saptanmış ancak otopsiyi yapanlar ya da raporu hazırlayanlar; “Zehir var, zehirlenme yok! Gibi acayip bir rapor hazırlamışlardı.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun da Türkiye’nin gözleri önünde nasıl öldürüldüğü de bilinmekte.

Seçilmiş başbakanını bile asan bir tarihi hafızamız var. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Hemen not düşmek gerekir ki; kolay yakalanmayan ve çok değerli bir kazanım olan ‘işkenceye sıfır tolerans’ tan artık geriye dönmemek son derece önemli. Mütefekkirlerimize karşı da yanlışlıklar yapılmış geçmişte. Mesela: Said Nursi gibi bir şahsiyetin mezarını bile henüz toplum olarak bilmemekteyiz. Elbette, mevcut yasalara göre suç teşkil eden fiilleri olanların, rutin yargısal süreçlerden geçirilmesinde, adalete halel getirecek ayrıcalıklı uygulamalar talep edilmez. Bu filler, usulüne uygun olarak kanıtlandığında, ceza almaları da yadsınamaz. Ancak, bunun dışındaki hukuk dışı muameleler, toplumun hafızasında derin olumsuz izler bırakır. Geçmişte bu yönde haksızlıklar yapılan kimilerine iade-i itibarda bulunuldu. Demem o ki; hürmetler çiğnememeli. Tolumun değerlerine sahip çıkılmalı. Kadim toplumlar, düşmanlarına karşı bile nezaketli davranabilmekteler. Tarihte bunun örneklerine çok yerde rastlamaktayız…

Salih Mirzabeyoğlu

Cezaevinden çıkan Mirzabeyoğlu’nun halinde de gariplikler vardı. Sanki o gitmiş, yerine başka biri gelmiş gibi. Nihayet ebedi aleme intikal etti.

Mirzabeyoğlu’na, telegram denilen bir zihin kontrolü işkencesinin uygulandığı söylenmekte. Zihin kontrolü işkencesinde; verilen kimyasal ilaçlarla, zihnin kodlarıyla oynanmakta ve halisünasyonlar gördürülmekte. Zamanla delirmek veya başkalaşmak söz konusu olmakta. İnsanlık dışı bir uygulama ve işkence türü. Şair ve mütefekkir olan Mirzabeyoğlu; Necip Fazıl’dan devraldığı “Büyük Doğu” fikir sistemini, “İbda” ismiyle yaşatamaya çalışmış ve bu fikri oluşumun külliyatını yazmıştır.

Çocuğunu okuldan almaya giderken tutuklanıp on yedi sene içeride tutulan Mirzabeyoplu’nun, annesinin ve babasının da cenazesine gitmesine izin verilmemiş olması dikkat çekicidir. 28 Şubat sürecinden acımasız uygulamalarına maruz kalan Mirzabeyoğlu; on yedi yıl yattığı Bolu F Tipi Cezaevi’nden, 22 Temmuz 2014 tarihinde serbest bırakılmıştı.

Necip Fazıl’ın temellerini attığı Büyük Doğu Fikriyatının, Türk İslamcılığında büyük etkileri olan bir ekol olduğu bilinmekte. Mirzabeyoğlu, doğrularıyla, yanlışlarıyla fani dünyadan ayrıldı. Çilekeş olduğuna şahid olduk. Onun fikirlerinden korkulduğuna şahid olduk. Onun, diz çökmeyen, mücadeleci yaşamına şahid olduk. O, herşeyden önce, bu ülkenin az yetiştirdiği büyük mütefekkirlerinden biriydi. 68 yıllık ömrüne 60 kitap sığdıran yazar ve düşünce adamıydı. Üstadı; Necip Fazıl’ın da olduğu gibi; Onun da gençliğe hitabı vardı.

Gençliğe Hitabı:

“Salih Mirzabeyoğlu: Gençliğe Hitab ediyorum

Belli başlı bir ideolocya temeli üzerine oturtulmuş, her ferdinin tek kıbleye dönük olduğu, bütün iş bölümlerinin bir saat nizamiyle çalıştığı, herkesin ve her işin maddî ve manevî hakkını tam aldığı, mükemmel ve müesses cemiyet; kısaca, fildişi kaldırımlarda, fildişi sokaklarda giden, hiç birbirine çarpmayan, herbiri birbirinin emrinde ve ALLAH korkusu altında, herbiri bugün ölecekmiş gibi iki büklüm ve yine herbiri hiç ölmeyecekmiş gibi dimdik insanların cemiyeti...

Sen, bu ideali gerçekleştirmeye memur, mecbur, hattâ mahkűmsun!

Büyük fikir, İslâmın saffet, asliyet ve tamamiyetinden zerre feda etmeksizin bizzat İslâmı anlama ve anahtarın kumdaki yatağı gibi ona uyma mânâsına yepyeni bir idrake kavuşmak, "İslâma muhatap anlayış" davasıdır. Bunu anlamak, öz keşifleri içinde müflis ve yeni bir din arama yolunda perişan insanlığa anlatmak; cihanı kaldıracak manivelânın dayanak noktasını Türkiye kabul etmek, oradan İslâm âlemine, oradan da topyekûn beşeriyete el atıcı muazzam bir plâna sahip olmak...

Sen, ideali aksiyona döndürmek ve aksiyonu idealleştirmek gibi zorların zoru bu iç içe işi gerçekleştirmeye memur, mecbur, hatta mahkumsun!

 "Hepçilik"ten vazgeçmemek ve zerrece taviz vermemek... Strateji ve taktik dilinden anlamak ve taviz vermemeyi öküzlük etme sanmamak... Millet tarlasını, ünüformalı ve ünüformasız genç fidanlar ve yeni ekinler halinde donatmak... Yepyeni bir diyalektikle muazzam bir kültür ve telkin savaşına girişmek, gerektiği yerde gerekeni yapmak, sır dolu bir strateji yolundan istikbalini hazırlamak...

Sormak makamındayım ki, aynada çehresini seyreden ve zamanda gayesini işleyen BÜYÜK DOĞU, aslın gölgeye kendisinden daha yakın olması hikmetiyle her sahada muhatabından neyi ister? Büyük Doğu'nun muradı ve İslâmcı mücadelenin hayatî suali budur... Her sahada bunun cevabını ver!

Salih Mirzabeyoğlu - İslama Muhatap Anlayış, 1984, sf.183”

Müfid Yüksel’in Taziye Mesajı:

Tâziye:

Muş Sancağı mirlerinden/eşrâfından Cinyarlı Merhum Mirzâ Bey sülalesinden, Merhum Kürt Hacı Musa Bey'in ahfâdından, Merhum İzzet Bey'in torunu, Merhum Muammer Bey'in (Kumandan) mahdumu, Hamidiye Kürt Süvari Alayları Reislerinden Haydaranlı Merhum Kör Hüseyin Paşa'nın Kerîmezâdesi, kadim aile dostumuz, Mütefekkir, Yazar ve Çilekeş/Yürekli Dâva adamı Salih Mirzabeyoğlu (Salih İzzet Erdiş) Hakk (C.C) 'ın Rahmetine kavuşmuştur.

Sonuç olarak, önümüzde zorlu süreçler var. Toplumumuzun huzura ihtiyacı var. Her makam ve sıfattaki insanların adalet ve hukuk söz konusu olduğunda; tarafsız ve hakkaniyetli tavırlar sergilemesi, bu yönde beyanlarda bulunması önem arz eder.

Bu vesileyle, yapılabilecek yığınla güzel işler mevcut olmasına rağmen, cezaevindeki insanlarımıza yönelik insani, hukuki, tarafsız bir reforma ihtiyaç olduğu açıkça ortadadır.

Bu bağlamda; inanç ve düşüncesine bakılmaksızın, yeniden ve adil yargılanması gereken davalar da göz önünde bulundurularak; 15 Temmuz mağdurları ve 28 Şubat sürecinin mağdurları dolayısıyla tüm mağduriyetlerin hızlı bir şekilde giderilmesi, düşünce ve inancına bakmaksızın bütün hasta tutukluların, gerekli tedbirler alınarak tahliye edilmesi gibi konular başta olmak üzere, ciddi düzenlemelere ihtiyaç vardır.

Hrant Dink, Tahir Elçi, Muhsin Yazıcıoğlu davaları gibi davaların, geciktirilmeden sonuçlandırılması önem arz etmektedir. Yargının, tekrar toplum nezdinde itibar kazanması ve toplumun yargıya olan güveninin yeniden tesisi açısından bu tarz adımlar oldukça önem arz etmektedir. Rabbim, fert ve toplum olarak bizleri adaletten ayırmasın.

Selam ve dua ile.