Astana süreci iyi değerlendirilmeli

25 / 01 / 2017

Yıllardır, kendileriyle ilgili olmayan savaşın pençesinde kıvranan bölge ülkelerinden biri olan Suriye'nin mazlum halkının, sağlanan ateşkesle bir parça olsun rahatlaması ve barışa yönelik umutların doğmasına neden olan Astana sürecinin iyi değerlendirilmesi yararlı olmakla beraber aynı zamanda önemli bir sorumluluktur.

Halep’in düşmesiyle girilen yeni sürecin doğurduğu Astana realitesi, yeni bir döneme girildiğinin önemli göstergesi. Bir o kadar önemli olan diğer husus ise Trump yönetimindeki ABD’nin, bu yeni süreçte izleyeceği politika.

Her ne kadar büyük devletlerin ve güçlerin büyük oranda belirleyici etkileri olsa da, esas belirleyici potansiyelin içimizde ve alacağımız tavırlarda olduğu unutulmamalıdır. Bizim kenetlenmemiz ve sağlam duruşumuz yoksa büyük güçlerin çizdiği senaryolarda verilen rollerden kaçmamız zorlaşır. Astana sürecinin başarı şansı, ABD, İngiltere ve İsrail başta olmak üzere şer cephesinin tezlerine karşı direnme ile doğru orantılıdır.

Bu bakımdan Astana görüşmelerinin başarılı geçmesi, bölge, Suriye ve Türkiye için belki de ölüm kalım yolunda bir can simidi mahiyetindedir. Astana son perde olmasa da, sonraki süreci belirlemede önemli bir fırsat niteliği taşımaktadır.

Gerçek şu ki, son anda da olsa çağrılan ABD’nin, Astana zirvesine katılmak istememesi de, onun, bu zirvenin başarılı olmasını istemediğinin dışavurumu.

Şimdiye kadar ki ABD politikaları, bölgede kaosun devam etmesi ve kaotik alanların genişlemesi, Kürtler üzerinden yeni bir güç dengesi oluşturma yönünde olduğu anlaşılmaktadır.

Şahsen Trump’un, genel anlamda bölge ve Müslümanlar açısından yararlı bir politika izleyeceği beklentisinde değilim. Bu anlamda bir beklentinin zaman kaybı olduğu kanaatindeyim.

Astana, hem çözüm yolunda önemli potansiyel barındırırken; riskler de taşımakta.

ABD, İngiltere ve İsrail başta olmak üzere, şer ekseni, Astana’dan olumlu sonuçlar çıkmasını engellemeye ve zirveyi sonlandırmaya çalışacaktır. Bu eksenin tezlerine yenik düşme riski en önemli ve hayati olanıdır.

Diğer risk, Kürtlerle ilgili yaklaşımlar konusunda geliştirilememiş sağlıklı politikalar ve yaklaşımlardır. Kürt sorunu çözülmeden bölgede barışın egemen olmayacağı nasıl ki bir olgu ise; Kürtlerin, küresel güçlerin belirlediği bir çerçevede alacağı statü de aynı derecede sağlıksız olacaktır. Bu konuda, ilgili ülkelerin bölgesel sorumluluklarını yerine getirme dışında seçenekleri yoktur.

Bu konuda, toprak bütünlüğünden yana olma söylemi durumu kurtarmaya yetmemekte. Öte yandan da, bölgede toprak bütünlüğünün korunması hayati anlamda önemli. Bu durumda, Kürt sorununu gerçek anlamda kendi sorunları olarak görmek, Kürtlerin, ABD ve diğer güçlerin piyonu olmasına göz yummamak ve ilgili ülkelerin toprak bütünlüğünü önemsemek ayakları üzerinden, adil bir çözüm arayışını geciktirmemek gerekir.

Üçüncü riskin ise İran-Türkiye rekabetinin bir felakete dönüştürülmesi çabaları olduğunu düşünüyorum. Zira bu risk, hem suni sebepler üzerinden yürütülmekte, hem de iki ülkenin birlikte yapacağı önemli işleri engellemekte. Bu konunun alev alması için dış güçler en çok içeriden çalışacaklar. Diyanet İşleri Başkanı’nın İran’daki son önemli ve değerli konuşması ve yaklaşımının içeride de hakim kılınması önemli. Oysa onlara yakın televizyonların kapatılası bu amaca ne derece hizmet etmekte? OnDört Tv ve Kanal12’nin kapatılmasını bu politikalara uygun bulmamaktayım. Kudüs TV gibi, bu hatadan da dönüleceği beklentisindeyim.

Türkiye'nin yararını istediğini söyleyip, mezhepçilik yapanların, saf olan çok azı hariç olmak üzere, Türkiye düşmanı olduklarını söylemek asla abartı değildir. Çünkü CİA'nın da mezhep savaşı çıkarma niyetini dillendirdiği bu süreçte, bu yola körükle gidenler, açıkça görülmektedir ki, isteyerek ya da istemeyerek Türkiye'yi bir felakete sürükleme eylemi içinde bulunmaktadırlar.

Diğer bir risk ise, Astana’nın önemli güçlerinin-Türkiye-İran ve Rusya- bu zirvede gönüllü olarak değil; şartların zorlamasıyla bir araya geldikleri ve hala aynı safta yer aldıklarının söylenemeyeceği gerçeği. Bu riskin, gerçeği görerek ve diyalogla, özellikle İran ve Türkiye’yi çözüm yolları konusunda da birbirine yaklaştırması yolunda bir yarar sağlamasına vesile olmasını temenni ederim.

Gelinen aşamada, gerek bölgenin selameti, gerekse de ülke çıkarları ve sağlıklı bir geleceğin inşası açısından gerekli, en sağlıklı ve taviz verilmemesi gereken politikanın: İran-Türkiye ve Mısır’ın (Mısır'ın şimdilik bu pozisyonda olduğu söylenemese de) kardeşliği ve birliği olduğunu düşünmekteyim.

Astana ‘nın aslında bir şekilde Irak’ı-Musul-Kerkük-Bağımsız Kürdistan(Barzani) ve diğer konularla da irtibatlı olduğu unutulmamalı. En önemli engel, ABD’nin bölgede oluşu ve bölgedeki gücü. Önümüzdeki günler bu sürecin gidişatını netleştirecek ve zirve ilerledikçe konuşulacaklar artacaktır…

Sözlerimi, Kaddafi’nin, bir Arap Birliği toplantısında, Irak’ın işgalinden ve Saddam Hüseyin’in idam edilmesinyle ilgili yaptığı konuşma ile tamamlamak istiyorum:

“Irak’ın işgali, yıkımı ve milyonlarca Iraklının öldürülme sebebi nedir? Amerikalı arkadaşlarımız bize bu soruyu cevaplasınlar. Neden Irak? Sebep ne? Bin Ladin Iraklı mıydı? Hayır değildi! Şu New York’u vuranlar Iraklı mıydılar? Hayır değildiler. Pentagon’u vuranlar Iraklı mıydılar? Hayır değillerdi. Irak’ta kimyasal kitle imha silahı var mıydı? Yoktu. Eğer, Irak’ta kimyasal silah olsaydı bile, Pakistan, Hindistan, Amerika, Fransa, İngiltere, Rusya gibi devletlerin nükleer bombaları var. Bu devletler işgal edilmiş olmalı mı? Hadi o zaman tüm bu kitle imha silahı olan devletleri yıkalım.

Gelen yabancı güç beraberinde o ülkeyi işgal eder ve o ülkenin liderini asar. Ve biz de köşemizde oturup gülmekteyiz. Neden onlar Saddam Hüseyin’in asılmasını soruşturmadılar? Nasıl bir Arap ülkesini ve Arap Birliği’nin bir üyesi böylece asılabilir?

Saddam Hüseyin’in politikası üzerine veya onunla aramızdaki anlaşmazlıklar hakkında konuşmuyorum. Hepimizin onunla politik anlaşmazlıkları olmuştu, tıpkı burada aramızda anlaşmazlıklar olduğu gibi. Bu toplantının ötesindeki hiç bir şeyi paylaşmıyoruz. Neden Saddam Hüseyin’in öldürülmesi hakkında bir soruşturma olmayacak? Bütün bir Arap liderliği henüz infaz edilmişken, biz burada sıralarda oturuyoruz. Neden? Belki sizden biri, bir sonraki asılan olacak? Amerika, Saddam ile aynı safta Humeyni’ye karşı savaştı. Saddam onların arkadaşıydı! Dick Cheney, Saddam’ın bir arkadaşıydı. Rumsfeld Savunma Bakanı iken Irak yıkıldı. Rumsfeld, Saddam’ın arkadaşıydı. En sonunda Saddam’ı sattı ve astı…

Siz Amerika’nın dostlarısınız. Hadi ‘siz’ değil, ‘biz’ diyelim. Ama, bir gün Amerika bizi de asabilir. Kardeş Amr Musa’nın heyecanlı olduğu bir fikri var. Raporunda söz ettiği… O, Arapların barışçıl amaçlar için nükleer silaha sahip olma hakları olduğunu söylüyor. Ve o vakit bir Arap nükleer programı var olmalı. Arapların bu hakkı var. Hatta Arapların diğerleri için bile nükleer programa sahip olma hakları var. Lakin Allah nasip ederse. Biz birbirimizin düşmanıyız, bunu söylediğimden üzüntülüyüm. Birbirimizden nefret ediyoruz, birbirimizi kandırıyoruz. Bir diğerimizin derdine gizlice seviniyoruz ve birbirimize tuzak kuruyoruz. Bizim zeki kurumlarımız, düşmanlarımızın yerine bir diğerimize karşı kuyu kazıyor. Biz birbirimizin düşmanıyız. Ve bir Arap’ın düşmanı, diğer Arap’ın dostu. Bir Arap ülkesi olan Suriye’de buluştuk. Ama Suriye’nin, İran, Rusya ve Türkiye ile sahip olduğu ilişkileri, onun diğer Arap komşu ülkeleri ile olan ilişkilerinden binlerce kere daha iyi. Şu Libya’nın İtalya ile sahip olduğu ilişkisi, komşuları Tunus ve Mısır ile olan ilişkisinden binlerce kez daha iyi. Arapların durumu işte bu.”