Belirsizliğin diğer adı: Trump

28 / 01 / 2017

Trump, başkanlık seçimi kampanyasındaki konuşmalarında ABD için ‘potansiyel felaket’ olduğunu savunduğu TPP’den ayrılmayı onaylayan imzayı bu hafta başında attı. Hızlı ve önceden olgunlaştırılmış bir karardı.

Donald Trump, anayasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanarak ABD’nin Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan (Trans-Pacific Partnership-TPP) çıkmasını onaylayan kararı imzalaması küresel ekonominin gidişatında önemli değişiklere yol açmayabilir.

Obama'nın daha 2015'te imzaladığı bu anlaşmanın bir çırpıda iptal edilmesini seçim kızgınlığına yorumlamak çok şaşı bir bakış olacağı gibi; bunu İngiltere'nin AB'den çıkışı gibi yorumlamak da abartı olur.

Dünya ekonomisinin yüzde 40’ini kapsayan ve içinde, Japonya, Malezya, Avustralya, Yeni Zelanda, Kanada, Meksika, Brunei, Vietnam, Şili, Singapur gibi ülkelerin bulunduğu bu anlaşmadan çekilmek Trump'un ilk gün yapacağını söylediği icraatlardandı. 

Amacını, ekonomik bağları güçlendirmek ve üretimi artırmak olarak açıklayan TPP'ye karşı olanların itiraz etme nedeni, anlaşmanın içeriğinin gizli bir şekilde müzakere edilmesi ve büyük şirketlerin çıkarlarını savunduğunu öne sürmeleridir.

Bu karardan sonra, Peru'da bir araya gelen Asya-Pasifik liderleri ise, Trump'ın muhalefetine rağmen serbest ticaret anlaşmalarına devam edeceklerini deklere ettiler...

Yeni ABD Başkanı Trump, Meksika sınırına duvar örülmesi ve yasa dışı göçmenleri tutuklamayan ‘sığınak şehirler’in bütçesinin kısıtlanmasına yönelik iki kararnameyi imzalaması ve Meksika’nın duvar için para ödemeyeceğine dair jet cevapla karşılık verdiği gelişme oldukça önemli.

Yine Trump’ın Suriye, Irak, İran, Yemen, Somali, Libya ve Sudan vatandaşlarının ABD’ye girmesinin engellenmesi için gereken imzayı da attı atacak olması ve tabi, sözü edilen, ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınması. İsrail’in hukuk dışı yeni yerleşim alanları oluşturmaya hız vermesi zaten öteden beri gelen bir olgu. Trump da, İsrail’i her konuda koşulsuz destekleyeceğini belirtmekle tavrını şimdiden belli etti.

Kazakistan’nın başkenti Astana’da gerçekleşen Suriye ile ilgili zirvenin olumlu sonuçlanarak, sonuç bildirgesinin yayınlanmasının hemen ardından, Trump’ın, Suriye’de sığınmacılara yönelik güvenli alanlar oluşturulması talimatı vermesi de Suriye’ye burnunu sokmaya ve çözümü engellemeye yönelik bir hamle olarak değerlendirilmeli.

Türkiye'nin yıllarca dile getirdiği güvenli bölge planına karşı çıkan ABD'nin bu kararı, Müslümanları ABD ve AB'den buralara sürmektir. Zaten Trump, Avrupa'nın bu göçmenleri kabul etmesinin bir hata olduğunu da belirtmişti. Anlaşılan o ki, Suriye ve diğer alanlarda, sorumsuz ve art niyetli politikalar izlenecek; Türkiye ve diğer bölge ülkeleri zorda bırakılmaya çalışılacaktır.

Astana’da Suriye için bir anayasa taslağı hazırlanmasına rağmen, sığınmacılara yönelik tedbirlerle ilgili bir açıklık kalmış olabilir. Astana’nın en önemli başarısı, ateşkes için üçlü bir mekanizma kurulması ve bu mekanizmada ABD’nin olmaması. Türkiye’nin Rusya’dan ısrarla, ABD’nin de Astana görüşmelerine katılmasını istemesi onu küçük düşürmüştür. Trump’ın Astana’da devre dışı kalmasının yansımaları olsa bile, bu yansımaları korkarak ve küçülerek değil; dik durarak bertaraf etme yolu daha cazip sonuçlar doğuracaktır. Türkiye, hala bile, ne yazık ki ABD karşısında omurgalı bir duruş sergilemekten uzak bir noktada durmakta.

Yine, İran’la yapılan nükleer anlaşmanın yeniden gözden geçirilmesi, daha doğrusu yaptırımların yeniden uygulanması niyetleri eklenince ortaya karışık bir tablo çıkıyor. Ayrıca dünya siyasetinde de kafaları karıştıran hareketler mevcut. Mesela Rusya ile çatışmacı; Çin ile yakınlaşmayı esas alan bir politika izleneceği sinyalleri…

Diğer taraftan Trump’ın kişilik özellikleri ve Amerikan yönetim sistemine/bileşenlerine entegrasyonu veya direnci/çatışması ve sivil görünümlü olsa da toplumda Trump karşıtlağının nasıl yönlendirileceği ve bu süreçlerinin nasıl sonuçlanacağının beklenmesinde yarar var.

Tüm bunlara rağmen, ABD’nin Müslümanlar ve mazlum milletlere yönelik politikalarının temel anlamda olumlu bir yöne doğru değişmesini beklememek gerekir.

Traump’ın: Irak’tan çıkarken petrolü kontrol etmeliydik, sözleri de, yeniden Irak’a yönelik etkinlik mücadelesine hız vereceğinin sinyalleri olarak okunabilir.

Boğulma hissi oluşturan işkencelerin olumlu sonuçlarından bahseden ve bu konuda savunma bakanından farklı düşündüğünü belirten Trump, her ne kadar bunu IŞİD’e uygulamaktan bahsetse de, bu fikrin altında yatan eğilimin, Müslümanlara küresel çapta işkence edilmesinin önünü açmak olarak algılanmasında bir sakınca olmadığı kanaatindeyim.

Trump, Suriye savaşının yolunda gitmemesiyle geciken ve yarım kalan İran’a yönelme ve İran üzerinde çemberi daraltma politikalarına çeşitli şekillerde hız verecektir.

Bunun birinci adımı, İsrail’e olan desteğin doruklara ulaştırılması olacak.

Nükleer program ve ekonomi üzerinden sıkıştırma yolları da aranacak ve yeni yaptırımlar denenecektir.

Diğer yönden, bölge ülkelerinin İsrail’e teslim olma sürecini hızlandıracaktır. Suudi Arabistan’da artık, Filistin direnişinin teslim olması gerektiğine yönelik çağrılar ayyuka çıkmış durumda. Bu konuda makaleler, siyasi demeçler havada uçuşmakta.

Diğer ayak ise, Filistin halkını ve direniş unsurlarını çatıştırmak, güçsüzleştirmek ve sıkıştırmak. Irak ve Filistin’de ya da Lübnan’ı etkileme amaçlı olarak Lübnan’da yeni bir müdahale beklentisi ihtimal dahilinde olmakla beraber; Suriye’de sürpriz arayışlar içine girmeyi denemek isteyebilir. Yani Trump’un, Bushlar’ın çizgisini andıran politikalar da izleyebileceği ihtimali göz ardı edilmemeli.

ABD'de, başkan kim olursa olsun, sömürgeci, küresel ölçekli hegomonik politikalarından asla vazgeçmeyeceklerdir. ABD halkının en az yüzde altmışı savaşa karşı olmasına rağmen, ABD, çeşitli manipülasyonlarla kendi kamuoyunu yanıltmakta sakınca görmemiştir. 11 Eylül ikiz kuleler saldırısı bunun en bariz örneği olmuştur.

Müslümanlara ve müslüman ülkelere karşı hep acımasız politikalar izlemiştir.

ABD, kendi içinde müslüman nüfusun hızlı artışının tedirginliği ile bir dizi ülkeye kabul etmeme, sınır dışı etme dahil radikal kararlar almaktadır/alacaktır.

Trump'un güvenlik ve benzeri kılıflarla uygulamaya koyacağı iç politikası da tamamen ırkçı ve ötekileştirici olacaktır. Bu bağlamda, başta müslümanlar olmak üzere, kızıl derililer, Asyalılar, siyahiler ve diğer kesimler, vatandaş olsalar bile kötü ve ayrımcı müdahalelere maruz kalacaklardır, bunlar üzerinde süre gelen baskıcı politikalar -Trump'un açıklamalarına baktığımızda- giderek artacaktır.

Bu aşamada, bölgemizde bunun nasıl cereyan edeceği ve alabileceğimiz tedbirlere odaklanmanın yararlı olacağı muhakkaktır. Irak ve Suriye'de başta olmak üzere, Türkiye'yi çeşitli alanlarda, gayri meşru suçlamalar, terörist örgütler ve IŞİD gibi bahanelerle köşeye sıkıştırmaya çalışacaktır.

Dost olmasalar da bazı ülkelerle karşılıklı resmi ve ticari ilişkiler, uluslar arası ilişkiler açısından bir zorunluluk olmasına rağmen; ABD ile ilişkilerde ülkelerin alacağı en sağlıklı tutumun, kişinin şeytanla olan ilişkisine benzer olması en sağlıklı ilke olarak orta yerde durmaktadır.

Şimdilik bu konuda yapılabileceklerin başında, olabildiğince ABD'yi dışarıda bırakan, bölgesel işbirliği seçeneklerini doğru ve etkili kullanmaktır. Özellikle Rusya ve İran ile oluşan sürecin niceliksel ve niteliksel kapsamını geliştirmektir.