BİN BELLA'DAN BUGÜNE

01 / 06 / 2018


İslam coğrafyasındaki ülkeleri​n bağımsızlık serüvenleri benzerdir. Bunların çok kanlı olanları da vardır: Cezayir.

Günümüzde, tüm mücadeleler kolayca çalınır bir hale geldi. Önceleri, hedef saptırma, yanlış algı ve itibarsızlaştırma yöntemleri daha uzun soluklu olmaktaydı. Şimdilerde ise, sivil ve şeffaf olmaları, teknoloji kullanımı dolayısıyla saman alevi gibi ani parlamalar, emek verilerek belli bir seviyeye getirilen tepkilerin son rauntta -Arap Baharı örneğinde de görülen- başkalarınca ele geçirilmesi gibi durumlar yaşanabilmekte. Bir de buna suni defaktolar eklenebilir. Olmayan bir şeyi varmış gibi gösterip, ani bir dalga oluşturma mümkün olabilmekte. Toplum mühendisliğinin teknolojiyi/sosyal medyayı kullanmasından sonra bunların hepsine tanık olduk.

Ilımlı İslam’ın tanımı ve tehlikelerini bile artık bir noktadan sonra konuşmak, fazla anlamlı gelmiyor.

Zira daha gerilerden başlamayı gerektiren bir olgu ile karşı karşıyayız. Milenyumla hızlanan ve çok kısa sürelerde değişen kuşak türleri/insan türleri…

İnsan ve düşünme biçimi çok hızlı değişikliğe uğradı, uğramakta ve çeşitlilik arz etmekte. Bu açıdan, zihni/düşünsel form ve normlarla ilgili tartışmaları öne almak gibi bir durum söz konusu. Bunu başarmadan fikirden, düşünmekten, değerlerden söz etmek, hele hele İslam’dan söz etmek anlamsızlaşmakta, havada kalmaktadır.

Modern dünyanın toplumlarımızda/zihnimizde gittikçe mesafe kat etmesi, bizleri son kalelerimizde sıkışmış bir pozisyona itmiştir. Daha önde ve geride olduğumuz cepheler mevcut. Bu bağlamda bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Aslında bu konu çok yönlü ve çağımızın bir sorunu. Başka zaman ve platformlarda çok yönlü ele alınmalı ve ciddi tedbirler devreye sokulmalı.

Bu yazıda, sadece otuz yedi yıl öncesinden bir kesit vererek hem gençlerimizi farklı bir tarih sayfasına götürmek hem de o günleri hatırlayan ya da haberdar olanlara bir mukayese penceresi açmak istedim. Bu vesileyle sanal ortamda tüm sayılarına ulaşabileceğimiz İktibas dergisinin, bir bakıma belgesel bir değer olduğunu da hatırlatmak isterim.

Meşhur “İktibas” dergisinin ilk sayısında, Ahmet Bin Bella’nın bir mülakatı var. Sanırım bu yazı, bize o günkü manzara, dünyanın durumu ve filizlenmekte olan İslami bilinçle ilgili de bir resim sunmakta. Böylece, o gün ile günümüz arasında bir karşılaştırma yaparak; ılımlı İslam’ın başarıları, bizim savrulma ve kendimizi bulduğumuz nokta, genel anlamda ilerlediğimiz cepheler ve gerilediğimiz alanlar gibi hususlarda karşılaştırma imkanı bulabiliriz.

Maksadım Bin Bella hakkında iyi ya da kötü bir yargı oluşturmak değil. Biraz da bazı şahıslar üzerinden, kendi çeşitliliğimiz/toplumsal aidiyetlerimiz üzerinden tanımlama ve karşılaştırmalar yapma olanağı bulabilmek. Bu anlamda birçok Bin Bella’mızın olduğunu da görme imkanı bulacağız gibi. Uzatmayayım ve İktibas dergisinin 1 Ocak 1981 tarihli/ilk sayısından bazı alıntıları dikkatlerinize sunmaya başlayayım.

“Her şeyden önce Siyonizmin ve emperyalizmin içimizdeki kaynaklarını kurutmak zorundayız. Emperyalizm, Cezayir dışında hiçbir memlekette bu kadar sağlam sığınak bulamamıştır. Siyonizm ve emperyalizm ülkemize Filistin’in Birleşmiş Milletlerdeki varlığından önce yerleşmiştir. Ve can evimizde bu iki zehirli ot-Siyonizm ve emperyalizm - hızla boyatıyor.

Ancak kendi pespayeliğimize son verdiğimiz anda emperyalizm sona erecektir. Şirk koşmaksızın Allah (CC) e yönelelim. O'nun ilahi emirlerini hayatımızın düsturları yapalım, her şeyden önce, kendi öz sistemimizi kurmak için. Kısacası Kapitalizmin ve yedeğine aldığı Sosyalizmin medeniyet projesinden daha üstün bir medeniyet projesi tesis edelim. Kapitalizmin ve Sosyalizmin netice itibarıyla birbiri ile çelişmeyen ve her ikisi de tüketim toplumu meydana getirmek isteyen bir medeniyetin iki yüzü olduğunu bilmeyen var mı?

Bu iki sistem arasında Apollo ve Soyuz 11 kenetlenmesi kadar mükemmel bir kaynaşma vardır. Gelişmi silah endüstrisi karşısında duyulan aşağılık kompleksiyle oluşan istekler istikametinde, yeni bir teknoloji ve yeni bir bilim icat etmeye mecbur ediyorlar bizi. İlk teşebbüs batı bankalarına yatırılan müslümanların paraları ile gerçekleşti. Bağımsızlık için attığımız adımlarımıza set vurmaktan başka bir işe yaramadı, bu teşebbüs. Biz servetimizi Peygamberimizin ilahi mesajına uygun bir şekilde kendi öz topraklarımıza yatırmalıyız…

Makina bir akılcı filozof tarafından keşfedilmişti . Bize yabancı bir olgu idi makina. Kabul etmek lazım ki, bu aceleciliğin sonucu oldu, normal olarak. Bu yeni güç kendisi gibi yeni olan bir ilahtan — dolardan — destek alarak manevi gücü inkâr etmemeli. Maddî ruhi düşlerimiz arasındaki dengeyi, ancak bu kapitalist sistemden uzaklaşırsak kurabiliriz…

 Bir başlangıç olabilir ama böylece farklı bir dünya inşa edebiliriz gelecekte…

Pirim Kazanan Yüz karası Hareketler

Mülsüman halkımızın gösterdiği büyük gayret ve fedakârlıklar bir bayrak ve bir milli marştan başka bir şey kazandırmadı bize. Bu ikisinin bedeli olarak bize kalan dejenere bir toplum ve tahrif edilmiş bir inançlar karmaşası.

Batı bugüne kadar bize egemen olmak için ateşli silahlara ihtiyaç hissediyordu. Bugün ise, neticede yine Batının işine yarayacak olan, bir ekonomik teminat bu işi rahatlıkla başarabilmektedir. Bu yardımların arkasından cemiyetimizde korkunç yaralar meydana gelmektedir. İşe yarar, aydın insanlarımızın % 70'i günlük iaşesini temin edebilmek için Batıya göç etmeye mecbur bırakılıyor. Meydan yine dejenere burjuvaziye kalıyor, petrol ve gaz yataklarımız ve ürünlerimiz de böylece batıya aktarılıyor. Bu hırsızlıkta teknolojinin büyük payı olduğu unutulmamalı.

Bizlere verilen işletme hakkı neticede, kendine uygun düşen yeni bir dünya görüşü, hayat anlayışı, insan biçimi ve düşünme türünü kendisi belirliyor. Çocuklarımıza ısrarla tavsiye ettiğimiz şey gerçekte bunlar işte. Zorla onları göçe mecbur ediyoruz. Ergenlik çağına geldiklerinde de Cenneti yeryüzünde Paris, Londra veya Newyork'tan başka bir yerde bulamayacaklarını belirtiyoruz.

Bu teknoloji ve bilim konusundaki tavrımızı iyi bir şekilde ortaya koymadan mut'u bir gelecekten söz edemeyiz. Her medeniyet bilim ve teknolojisini, kendi hedeflerini gerçekleştirmek için kullanır.

İnsanı basit bir varlık olarak ele alan bilim ve teknolojinin aksine, insanı bir bütün olarak ele alan ve insanın her ihtiyacına cevap verecek olan bir medeniyet tesis etmeliyiz…

İnsanın insan tarafından sömürülmesi Batı sistemlerinin kaçınılmaz neticesidir. Ve gerçek bir vakadır. Bizde bu manada bir sapma çok erken başladı, Hz. Osman (ra) dan hemen sonra — Hz. Ali (ra) ı hariç tutmak lazım — İslam nasıl kazanacak ilk berraklık ve saflığını? İran'da sanrım diğer yerlerden daha önce meselelere cevap bulunacaktır.

Ülkenin her yanında, mahalli idare şeklinde kendi kendini yönetme, yönetenlerle yönetilenler arasındaki münasebetleri tanzim eden kuralların berrak bir şekilde belirtilmesi sayesinde insanın insanı sömürmesinin önüne geçilebilir.

Devrimci bir eğitim için müslümanlara islami mefhumların benimsetilmesi, Dört Halife devrindeki «Şura»dan bahsedilmesi lüzumludur. Ama belirtmek gerekir kipolitik güç olmadan «Şura», ekonomiyi elinde tutanlar karşısında pek fazla tesirli olmayacaktır…

İslam aleminde sömürü. Şûranın ortadan kalkmasıyla ve Muaviye ile başlamıştır. Şûra konusunda sağlıklı bilgiler elde edebilmek için Hz. Ali (ra) devrine göz atmak lazımdır, toplumumuzdaki her türlü sömürüyü ortadan kaldırmak için.

Elbette ki, bugünkü problemlerimiz 14 asır öncesi Medine cemiyetinin problemlerinin aynısı değildirler. Yenilik getirmek zorundayız. Bunu yaparken değişmez amaç şu olmalıdır :

İnsanın insana tahakkümünü ortadan kaldırmak…

İran ve diğer islâm beldelerinde cereyan eden hadiseler..

Suriyeli hacıların % 60-70 inin 25 yaşından aşağı olması.. Cezayir camilerinin 20 yaşından küçük gençler tarafından tıklım tıklım doldurulması, perşembe ve cuma günleri vaazlar verilmesi, hatta camilerde gecelemeleri.. Filipinli müslümanların silaha sarılarak inançlarını müdafaa etmeleri.. Müslüman gençlerimizin kalplerinde daha şimdiden Allah'ın tahtının yer etmesi için derin bir iştiyak duymaları.. Modern Babil A.B.D. nin kalbinde islâmın söz sahibi olmaya başlaması.. Kuzey Yarımküre insanlarının hızla İslama tabi olmaları.. Hıristiyan misyonerlerin ifadeleri ile Afrika’nın toptan islâmın egemen olduğu bir kıta haline gelmesidir adeta. Bütün haksızlıklar karşısında, her yanımızı sarmış olan ve Allah (cc)’ in zafe​​rini haykırtan kuvvet şudur : «ALLAHUEKBER...»

Ömrünün önemli bir bölümünün hapiste geçmesi ile Bin Bella gibi şahsiyetlerin mücadelelerini, coğrafyamız sömürücülerinin; milyonları nasıl katlettikleri, batının dünü ve bugünü, coğrafyamızda zayıflayan anti emperyalist ve anti Siyonist çizginin bizim için namus olmasının tarihi ve ontolojik nedenlerini bugünün nesillerine hatırlatma görevimiz vardır.

İçinde bulunduğumuz şu mübarek Ramazan’ın, -zihni kuşatılmışlığımızın ve bizi, çaresiz olduğumuza inandırarak teslim almak isteyen şer eksenine karşı, hala bile-, “Allahuekber” diyecek güçte olduğumuz bilincinde sabitlenmemize vesile olması dileğiyle.