BÖLGESEL KENETLENME GECİKTİRİLMEMELİ

19 / 07 / 2017

Bağımsızlık ve self determinasyon kavramları modern ulus devletler çağının önemli iki unsuru. Özellikle ikincisi. Yani ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkı.

Bu açıdan bakıldığında, bölgemizdeki devletler bağımsız sayılmakta ve en büyük devletsiz ulus olan Kürtler de, bu haklara sahip olanlar arasında yer almakta.

Bir zamanlar bu bölgeyi parçalara ayıran, bu nizamı kuran güçlerin o gün neden bu ilkeyi işletmek istemediklerini sorgulamak gerekir?

Aynı güçlerin, bölgede bulundukları ve yeniden şekillendirip, yeni sömürü sistemiği kurarak güncellemeler yaptıkları bu günlerde coğrafyadaki hiçbir ulusu insan sınıfına koymayan ırkçı batı zihniyetinin sınırlarımızı belirleme çabalarına hız verdikleri görülmekte.

O gün, uzun sürecek ve zemine ve zamana yayılacak sorunlar barındıran sınırlar çizen bu güçler, aynı ilke ile yeni güncellemeler, yeni parçalamalar ve ihtilaflar peydahlama peşindeler.

Bu açıdan bakıldığında, özellikle bölgemizdeki ve genelde ise küresel egemenler dışındaki ülkelerin/ulusların gerçek anlamda ne derece bağımsız oldukları, mevcut ulus devlet sistematiğinin belirlediği bağımsızlık tanımlamalarının ve çizilen sınırların ne derece doğal ve sahici olduklarını sorgulamamız gerekir.

Bu sorgulamaları ve endişeleri, Kürtlerin talepleri dillendirildiği, söz konusu olduğu zamanlarda ve bu taleplerin gerçekleşmesi yönünde ilerleme sağlandığı durumlarda değil; bölgeyi gerçek anlamda bağımsızlaştırmaya yönelik samimi bir çaba ve bu çaba doğrultusunda ete kemiğe bürünen politikalar ortaya koyarak dile getirmeliyiz.

Bölgemiz ülkeleri, batıdan/küresel güçlerden bağımsız bölgesel ve adil bir yapı kurarak, ulus devlet yerine, etnik eşitliğinin erk, hak ve icraat/pratik anlamda mümkün kılan, ilkelere dayanan bir yapı kurabilmiş olsalardı, ulusların veya diğer etnisitelerin bağımsızlık(ayrılma) olanakları önemsizleşirdi.

Bölgede buna en çok yaklaşan politikaları İran’ın izlediğini görmekteyiz. İran, bağımsızlığın, birbirimizden ayrılmanın tam tersine, birleşme ve küresel güçleri bölgeden kovmakla mümkün olacağı tezi doğrultusunda bir mücadele vermektedir. Buna karşın, Kürtleri tatmin edici ve kendisinden kopmasını engelleyecek politikalarda başarılı sayılamaz. Kürt idamlarının oluşturduğu algının olumsuz yönetilmesini engellemekte de başarılı olamamaktadır.

Her şeyin mükemmel olduğunu söylemenin mümkün olmamasına rağmen İran, Kürtlerin etnik anlamda ve yasalar karşısındaki eşitlik açısından en fazla özgür oldukları ülkedir. İran pratikte ulus devlet uygulamalarının hissedilmediği yapısından dolayı ve Kürtlerin dil, kültür gibi engellerinin olmaması bakımından, diğer taleplerin zemin bulmasının en zor olacağı ülkedir. Ancak, buna rağmen batı, İran Kürtlerini de rahat bırakmayacak, karışıklık çıkarma çabalarından vazgeçmeyecektir.

Kaos ve savaşların devam ettiği ve bir adım sonrasının ne olacağının belli olmadığı bu ortamda, Irak’taki bağımsızlık referandumundan çok, o yönde atılacak erken adımların, defaktoların ciddi riskler barındırdığı ve pişmanlık getirebileceği gibi ciddi endişeleri unutmamakta yarar görüyorum.

Bu risklerin neler olduğu hakkında birçok öngörü mümkün. İç ve dış savaş, bunların en önemlilerindendir.

Batıya güvenmenin hata olacağı kesindir.

Bölgede, Kürtlerin yaşadığı diğer ülkelerdeki domino etkisinden endişe duyulmakta, bölgenin yeni sorunlara ve daha büyük kaoslara yol açacağı gerçeği dillendirilmekte.

Diğer bir risk, Kürtlerin doğudan kopmaları ki bu Kürt kimliğinin sekülerleşmesi ve yağmurdan kaçarken doluya tutulması sonucunu doğurabilir.

Batının en çok da, Kürtlerin kaşına gözüne hayran olmaktan değil; Kürt sorununu yeni evrelere taşıyarak kendi bölgesel ve küresel ölçekli projelerini devam ettirmenin peşinde olduğu su götürmez bir gerçek olduğu bilinmelidir.

Tüm bu olasılıklara rağmen, kararlılık gösterilen referandumun, bir soruna yol açmayacak tarzda yapılmasını arzu eden bölge ülkelerinin, Irak Kürtlerinin çektikleri acıları, yaşadıkları süreçleri göz önünde bulundurarak, oradaki halkların, bölgeyi daha da istikrarsızlaştırmadan verecekleri kararları ve gerçek anlamda iradelerinin tecelli etmesi halinde, mevcut dünya düzeni ve uluslararası sisteme göre, bu iradeye karşı çıkma durumunda olmayacakları görülmektedir.

Yani mevcut dünya sistemine göre, Irak Kürtlerinin referandum yapma ve Irak’tan ayrılmakla sonucu çıkar da, Kürtler, bölgesel iyi niyet, barışçı politikalar teminatı verir ve BM gibi uluslararası kuruluşlar da onaylarsa, Kürt devleti mümkün olacak ve buna müdahale edenler, uluslararası kuralları çiğnemiş sayılacaktır.

Bunlar olduktan sonra, sürdürülebilirlik, yeni yapının bölge ile doku uyuşması sağlayıp sağlayamayacağı önemli olacak.

Bir de, Kürdistan’ın ikinci bir İsrail olacağı endişeleri vardır. Bu endişeyi, gerçekten İsrail’e karşı dik duranlar dışındakilerin dillendirmesi gayri ahlakidir.

Diğer bir husus, mevcut konjonktürde, her ülkenin İsrail olup olmayacağı veya kaçıncı İsrail olacağı da kendi kararlarıdır.

Yani burada kastettiğim, bu endişenin var olduğu, mümkün olduğu ancak sahici olmadığıdır. Esas endişe Kürtlerin bağımsız olmasıdır, İsrail olması değil.

Kürdistan İsrail olabilir. Bölge ülkeleri onu yalnız bırakır ve küresel güçlerin kucağına iterse, elbette ki ikinci İsrail olur. Yani bölgenin diğer batıcı ülkeleri ve işbirlikçi körfez ülkeleri gibi. Onlar ikinciliği Kürdistan’a verirlerse tabi.

Irak Kürtleri, yaşadıkları süreçler, toplumsal yapıları ve özgün/özerk süreçlerden geçmeleri, dil, yazı ve toplumsal kimlik bakımından ve uluslararası kabul bakımından da, bir devletin şekli olarak, kurumsal anlamda sahip olması gereken yapıları (ordu, meclis, polis, eğitim, sağlık, medya, hükümet, bayrak, kimlik vb) bakımından olgunlaşma yaşamış ve zaten reel olarak bir devlet görünümü vermekteler. Bilindiği üzere, fiili bir durum yıllardır devam etmektedir.

Ancak bu fiili durumun yıllardır devam ettiği halde üç yıl önce ABD IŞİD’i, bölgeyi işgal etmesi için gönderdiğinde, Musul kısa bir sürede işgal edilmiş, Erbil’e girmek üzere olan IŞİD, İran tarafından durdurulabilmişti. Musul’un, bir mermi sıkılmadan ve hatta silahlarını orada bırakarak IŞİD’e terk edilmesi hala soru işaretleriyle birlikte, hafızalarımızdaki yerini ve tazeliğini korumaktadır.

Bu bakımdan bölgede, özellikle Suriye ve Irakta devam eden savaş ve kaos ortamının, belirsizlik ve olumsuzluklar barındırdığı aşikar olduğunu belirtmek gerekir.

Dolayısıyla bu referandumun, ayrılma ile sonuçlanması ve bunun uygulanması, reel olanı resmileştirme ve ilan etmenin ötesine geçmeyeceği gibi iyimser bir sonuçla sonuçlanacağı da mümkün.

Eğer ayrılma olacaksa, böyle olması umulur.

Ama gönlümüz, bölge halklarının birbirinden ayrılma değil; hukuk temelinde kenetlenerek bölgemizden, küresel egemenleri çıkarmaya yönelik yapılar oluşturmalarıdır.

Rabbim, başta, Kürtlerle ilgili açıklamalarını beğenmediğim, Hamas'ın mücadele ettiği Filistinli kardeşlerim olmak üzere, tüm mazlum ve Müslüman coğrafyaların, Arapların, Türklerin, Afganların... ve ümmetin yetimleri olan Kürtlerin gerçek anlamda kurtuluşlarını görmemizi nasip etsin.

Selam ve dua ile.