BÖLGESEL SAVAŞTA YENİ HEDEF SADECE LÜBNAN MI?

11 / 11 / 2017

Kürt referandumu, Kürtlerin böyle bir planı olmamasına rağmen bir ABD hamlesi olarak gerçekleşti. Direnenlerin ABD ile savaştığı bir konjonktürde, bölgede ve zamanda gerçekleşmesi, tartışmalı bölgeleri kapsaması ve ABD’nin Irak’a sokulmaması yönünde verilen bir mücadelenin yoğun olduğu bir süreçte olunması bunun önemli nedenleri arasında sayılabilir. Bu bağlamda; ihtilaflı bölgelerin hızlıca ele geçirilmesi gibi sert tepkinin; Kürtlerden ziyade ABD’ye verilen bir mesaj olduğunu düşünüyorum.

Sert tepkinin diğer nedenlerinden biri ise, Türkiye’nin bu konuda İran ve İbadi’den özellikle Kerkük konusundaki isteği ve Barzani’ye ders vermek istemesi ki bu çok çözümcü olmadı… ABD, sadece Suriye’nin kuzeyinde değil; bir de güneyinde koridor açma peşinde ve referandum bu koridor için hayati önemdeydi. Yine Referandumun Suriye kürtlerini etkileme potansiyeli de büyüktü. Kısacası, İran; Güneyde açılması planlanan koridoru akamete uğratırken; Türkiye İdlib’e girerek Kuzey koridorunu kilitledi ve Afrin’e girmek için uygun zamanı beklemekte. İşte tam da bu süreçte başladı ABD’nin Suudi’de gerçekleştirdiği operasyon. Domuz tabiatında bir fil edasıyla, evlerimizde/bölgemizde bulunan, saldıran ve terör estiren, soyan, yağmalayan, savaştıran ABD’yi ve batıyı bölgemizden çıkartmaya çalışırken; etrafı dağıtmamasına,hiddetlenmemesine dikkat edenimiz olduğu gibi, onu isteyen ve fakat onu dışarı atmak isteyeni düşman ilan edenlerimiz de var. Onların başı Suudi Arabistan. Bu ülkenin; Suriye’de, Yemen’de, Lübnan’da, Filistin’de ve diğer İslam düşmanlarıyla savaşılan bölgelerde, ABD ve batıyla iş tutması ve direnenlere karşı bir faaliyet içerisinde olmasının izahı oldukça zordur.

Suudi Arabistan, İran İslam İnkılabından beridir ABD ile birlikte Müslüman dünyaya karşı, terörist faaliyetlerle ve finansal olarak savaşım vermektedir. Suudi Arabistan’ın Kabe imamının, bir iki ay önce; ABD ve Suudi Arabistan’ın birlikte dünyayı yönetmelerinden dolayı Allah’a şükretmesi artık bizi şaşırtmıyor. Bu koalisyonun; İsrail ve ABD’yi dost; Müslümanları her platformda savunan güçleri/ülkeleri de düşman olarak ilan etmesi, bununla da yetinmeyip, dünya müstekbirlerinden bunlara karşı savaş açılmasını ısrarla istemesi; nasıl kirli, çapraşık ve iğdiş edilmiş bir zihin yapısına sahip olduklarının göstergesidir.

Bu ülkenin başrol oynadığı Suriye’de ölenlerin sayısı, resmi olmayan rakamlara göre 1 milyon kişi. Bu ülke, İsrail ile birlikte Suriye’ye saldırmaya devam ederken; Yemen’e de saldırmaya devam etmekte ve Yemenliler, kendilerini savununca da veryansın etmekte; İsrail’in, ABD’nin değil; Direnenlerin durdurulmasını, işgal ve katliamlara teslim olunması çağrıları yapmakta. Ilımlı İslam politikaları uygulayacağı haberlerinin ve Yemen’in Riyad Havaalanı’na attığı füzenin ardından, muhtemelen bizim 28 Şubat politikalarına benzeyen bir operasyon başlatıldı. Startı, Trump tarafından verilen ve birlikte hazırlanan bu plan gereği; prenslere yönelik operasyonlar başlatıldı.

Yolsuzlukla mücadele adı altında, iktidara engel çıkarabilecek ve Suudi’nin yeni süreçte hazırlandığı rolün aksamaması için, yapılan bu operasyonla, ülke zenginlerinin mal varlıklarına – paralara el koyma kısmında İngiltere başrolde- el konularak ülke adeta soyulmakta.

Ilımlı İslam söyleminin zamanlaması da yeni süreçle ilgili planların bir parçası. Muhtemelen, bu sayede, içte; ABD ve İsrail karşıtlarına, muhalefete ve ülkedeki Şii Müslümanlara karşı, bu politikayla onları hedefe koyarak, bir cadı avı başlatacaklar. Dışarıda ise; başlatılacak yeni çatışmalarla, direnenlere, ılımlı bir maskeyle saldırarak, saldırganları durduran bir resim vermeye çalışacaklar.

Uzatmayalım, Riyad’a atılan füze ve Suudilerin İran’la karşılıklı söz düellosunun ardından, yeni bir sürece girildiği daha net olarak ortaya çıkmış oldu.

Hariri istifa ettirildi, İran ve Hizbullah suçlandı. Adil El Cubeyr; Lübnan’daki vatandaşlarına, Lübnan’ı terk etmeleri çağrısında bulundu. Bu yazıyı hazırlarken bazı haber kaynakları İsrail’in 100 uçakla Lübnan sınırında yaptığı tatbikatlardan, İsrail'in Lübnan'ıişgal edeceğinden bahsetmekteydi…

Bölgeyi bilen önemli analistler, devam eden bölgesel savaşın kızışacağı yönünde öngörülerde bulunmaktalar. Muhtemelen yakın vadede en önemli cephelerden birinin Lübnan olacağı düşünülmekte. Tüm cephelerde; Suriye, Irak, Yemen, Lübnan, Filistin –Prens operasyonlarının ardından Mahmut Abbas Suudi Arabistan’da görüşmeler yaparak muhtemelen gerekli talimatları aldı- ve elbette asıl hedef olan İran. Türkiye’nin de cephelerden biri olduğunu unutmamakta yarar var.

Son on günde yaşanan tüm bu hızlı gelişmeler çok önemli olmasına rağmen; bundan sonrasının daha önemli olacağı düşüncesi ve bu gelişmelerin hazırlık/ön sinyaller mahiyetinde olmasından dolayı bunlardan ziyade sonrasına odaklanmakta dünya kamuoyu.

Sonrası için birçok senaryo var. Gerçekten endişelenmemiz gereken senaryolar. Mesela bölgeyi çok iyi bilen Abdulbari Atvan’ın yazısına kısaca bakalım:

“Bölgede Arap milletçiliği kılıfı altında yapılan etnik savaşın hazırlıkları ve iyiden iyiye incelenmiş plan çerçevesinde cereyan eden şeyin esas amacı, İran'ın bölgede artan gücüne darbe vurmak ve Yemen, Lübnan ve Irak'ta ABD, İsrail ve bölge ülkelerinin desteğiyle İran'ın etkinliğini sınırlandırmaktır.

Kadim Suudi Arabistan ve Vahhabilik artık yolun sonuna geldi, 4. Suudi yönetim yeni kıyafet ve koalisyonlarla belirmektedir. Muhammed Bin Selman, İran'ın Yemenli gruplara füze yardımınındoğrudan askeri saldırganlık sayıldığını ilan etti. Bunun ardından savaş çıkabilir.

Herhangi bir kriz veya askeri veya siyasi hareketliliğin ciddiyet ve tehlikesinin ne kadar olduğunu anlamak için petrol ve doğal gaz ve değerli evrak borsalarına bakmak gerekiyor. Şu an Fars Körfezi'nin kıyısındaki Arap ülkelerinin borsalarını çalkalanırken, petrol fiyatı son iki yılın en yüksek seviyesine çıkmıştır.

Ensarullah, balistik füze ile Riyad'ın kuzeyini dikkatle hedef aldı ve tüm havalimanları ve limanlarına saldıracağını açıkladı. Böylece Ensarullah tehditlerini hayata geçirebildiğini göstermiş oldu.

...

1: Yemen topraklarında İran-Suudi Arabistan'ın askeri yüzleşmesinin başlaması

2: 1990 yılındaki gibi Çöl Fırtınası Koalisyonu gibi yeni bir ittifakın kurulması

3: Hizbullah'ı yok etmek bahanesiyle Lübnan'ı bombalamak ve Hizbullah'ın binlerce füze işgal topraklarına göndermesi

4: Mısır, BAE ve Suudi Arabistan'ın Katar'a saldırıp, hükümetini değiştirmek ve burada ağır silahlara sahip ve sayıları 30 bini aşan Türk askerleriyle savaşmak

Bu bağlamda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, tehlike hissettiği için Katar'a Savunma Bakanı'nı gönderdi.

5: ABD, İsrail ve Suudi Arabistan'ın Suriye'ye karşı saldırısı ve müttefiklerinin kaybettiği bölgeleri yeniden ele geçirmek

6: Erbil ve Suriye'nin Kuzeyindeki Kürt milisleri tahrip etmek ve onları ABD'nin yanında bu savaşa sürüklemek suretiyle, İran, Türkiye ve Irak'ı iç savaşlarla boğmak

Yeni Suudi Koalisyon Karşısında Ters Senaryo Nedir?

Ters Senaryo ise, İran-Türkiye-Suriye-Irak ve Rusya ittifakının kurulmasıdır.

Bu yeni ittifak çok sayıda füze ve büyük askeri güce sahip olduğu için Suudi Arabistan, BAE ve işgal altındaki Filistin topraklarına füze yağdıracak.

İran ve Suriye füzelerinin Hizbullah'ın füze depolarına ilave olunca ne olacağını sormak gerekiyor? İran ve Hizbullah'ı yok edip, Katar hükümetini değiştirebilirlerse çok yakın olan bu savaşın galibi olacaklar, ancak yenilirlerse Suudi Arabistan, İsrail ve BAE yok olacak.

Bu savaş; bölge, ülkeleri, sınırları, belki de milletlerini değiştirebilecek son savaş olabilir."

Özetleyecek olursak kıyamet senaryosu bu. Ama Türkiye etkilenecek. İran ve Türkiye’nin Kürtlerle ilgili politikalarını gözden geçirmeleri faydalı olacaktır. Onları baskılayıcı, batının kucağına itici ve cezalandırıcı politikalardan ziyade; onları anlama, sahiplenme ve hukuklarına riayet etmeye yönelik politikalar geliştirmeli.

Kürtler de özeleştiri yapmalı; batıya güvenmenin akıl karı olmadığını anlamalıdır.  Bölgenin durumunu önceleyerek bazı şeyleri ertelemeyi ve diyalogdan vazgeçmemeleri yönünde süreçler geliştirmeli, kendi aralarında birlik sağlamaya önem vermelidir. Seküler yapı ve devletlere özenmek yerine, toplumunun, sahip olduğu dinin değerlerinden uzaklaşmamalarına gayret göstermelidirler. Tüm bölge ülkeleri için geçerli olan, istilacı batı ülkeleri ve insanlığın ortak düşmanı İsrail' i bölgeye sokmama yönündeki politikalardan taviz vermemelidirler. Bu konularda. daha dik ve Kürtlere yaraşır bir tutum sergilemeliler. Her ne kadar Kürt kartını kendisi de oynamak istiyor olsa da; Rusya’nın Kürtlerle ilgili yaklaşımlarının, çözüme yönelik tavsiyelerinin, üzerinde çalışılarak geliştirilebileceği söylenebilir. Kürt sorununa yönelik tüm çözüm arayışlarına kapalı olmanın, beklenen zorlu günlerde dezavantajlar taşıma potansiyeli yüksektir.

Diğer husus, Türkiye’nin bu süreçte duracağı yerle ilgili. S-400’ler teslim alınsaydı, batı ile olan ilişkilerin genel gidişatı ve yaklaşan kıyamet senaryolarında Türkiye’nin alacağı tavır biraz daha netleşmiş olacaktı ama yine de Afrin konusunda ve kuzey koridorunu engelleme kararlığında bir değişiklik beklememek gerekir. Afrin’le ilgili süreç ve zamanlama, bölgedeki son gelişmelerin ve beklentilerin daha da netleşmesiyle ilişkili hale geldi denebilir hatta belki de S-400’lerin teslimi de…

Sonuç olarak; ABD ve batı, bölgemize musallat olmuş ve ne yaparsak yapalım, bölgesel planlarından/niyetlerinden vazgeçmek istemiyor. Bölgeye savaşı ve direnişi dayatıyor. Bölgemize karşı başlatılan bu istila karşısında tüm bölge ülkelerinin, tüm farklılıklarını bir kenara bırakarak, tek vücut halinde durmaları gerekiyor. Onların bir hesabı varsa; Allah'ın da vardır. Bölge ülkelerinin onurlu bir direnişten başka seçeneği yok gibi. Rabbim, mazlumları korusun.