ÇOCUKLAR, CAMİ, GÖRMEZ/DİYANET AMCA

02 / 08 / 2017

Laik sistem, laikliğin kendilerince tanımlarından biri olan “Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” ilkesine uymasa da, dini, dindarı kontrol altında tutmak için Diyanet teşkilatını gerekli görmüştür.

Dinin tamamen ortadan kaldırılmasının mümkün görünmediği toplumlarda, baskı, ikinci planda kalmış, kontrol ve yönlendirme esas politika olmuştur.

Tüm seküler yönetimlerde, bu tarz kurumlar mevcuttur ve başkanları, halkın suya sabuna dokunmadan, sistemi eleştirmeden dini yaşadıklarına inandırma ve tatmin sağlama işlevi görürler.

Bu ontolojik şarta rağmen, Diyanet kurumu, çoğu kez, kişilerin, karizmaları, dinin gizlenemez ilkeleri, konjonktürel durumlardan dolayı sistemi ele vermiştir.

Ömer Nasuhi Bilmen ve Mehmet Görmez bunlardan sadece ikisidir.

Bilmen Hoca, derin ilmiyle, Görmez hoca da ilmi, duruşu ve çok yönlü ve karizmatik olmasının yanında, entelektüel ve politik başarılarıyla/politik hayatı etkilemesi yönüyle bu kurumun dar misyonunu aşan ve oraya sığmayan şahsiyetler olmuşlardır.

Görmez yeri gelmiş, bir öğretmen, yeri gelmiş camide çocuklarla namaz kılan, sohbet eden bir imam, yeri gelmiş halkla beraber bir sohbette, yeri gelmiş akademik ve ilmi bir toplantıda sunum yapan, der veren bir bilgin ve yeri gelmiş uluslararası bir diplomat olarak temaslar yürüten bir kişilik olarak, bir kurum başkanı olmaktan çok; onu aşan bir toplum lideriydi.

Çocuklar ona "Diyanet Amca" ismini vermişlerdi.

İslamofobik politikalar karşısında sessiz durmadı, hoşgörü konusunda gerçekçi davranmaya özen gösterirken; dinler arasında diyalog projelerinin arka planına karşı tavırlı durdu.

15 Temmuz’daki duruşu unutulamaz.

Mescid-i Aksa’da Arapça hutbe okuyan ilk ve tek Diyanet Başkanıydı.

Medrese gibi, kadim ilmi müesseselerinin yeniden itibar kazanması yönünde açık destekleri vardı Görmez’in.

“Vicdan bizi birleştirmezse her şey bizi ayırır.” Sözünün/tespitinin sahibiydi Sayın Görmez.

Tekfirci, ötekileştirici akımlara karşı durdu. Mezhepler arasında vahdeti savundu.

Elbette, böyle bir sistemde, dini, politik amaçlara hapsetmek amacıyla kurulmuş böyle bir kurumda, kişilerin, tüm bu ortam ve şartlarda yapabilecekleri sınırlıdır ve bu sınırları aşmak sanıldığı kadar kolay değildir. Bu kurumlarda, süregelen geleneği bozmak, sıkışıklıktan kurtarmak, özgürleştirmek için verilen kişisel her çaba ve yapılan her fedakarlık, bu açıdan değerlidir.

Olaya bu açıdan bakarak değerlendirme yaptığımızda, Görmez, şimdiye kadar gelen başkanların hiç birine benzemediği gibi, hemen hepsine ait olumlu özellikleri bir arada barındıran bir şahsiyetti denebilir.

Görevini yaparken de basit söylemlere başvurma gereği duymadı, ağırlığı, nezaketi, vakarı ve ciddiyetinden taviz vermedi.

Birçok bilimsel eseri, başka dillere çevrilmiş Görmez’in imza attığı projeleri var.

Hiçbir insan için; her şeyi mükemmel yaptı denemez ama sığmadığı kurumsal dar kalıbı aşan hayırlı işler yapmaya çalıştı. Bu işlerden en önemlisi, insanları özellikle çocukları camiye alıştırma çabalarıydı.

“Görmez Hoca, gürültü yaptıkları gerekçesiyle çocukların camiye alınmamasını tavsiye edenlere sert tepki göstererek, "Çocuk İslam ümmetinin istikbalidir. Çocuk olmadığı zaman hepimiz kör oluruz, göremeyiz. Her Ramazan geldiğinde Diyanet İşleri Başkanı olarak en çok üstünde durduğum konu cami-çocuk ilişkisini yeniden nasıl tamir edebiliriz oldu. Bu ülkede herkesin cami-çocuk ilişkisiyle ilgili acı bir hatırası olduğunu biliriz.

Camiye gelmeyen sevdiğimiz dostlarımıza 'Neden gelmiyorsun?' diye sorduğumuzda mutlaka Ramazan gelmiştir, annesi babası camiye götürmüştür, orada ya azarlanmıştır yahut bir hakaret duymuştur. 'Çıktım bir daha dönmedim.' hocam diyorlar. Yıllarca devam eden bu kötülüğü cami cemaatinin zihninden ve kafasından silmek için çok daha büyük çabalara ihtiyaç var. Eğer ümmetin istikbalini kuracak bir yavrumuzun zihninde cami, cemaat ve namaz ile ilgili yanlış bir iz bırakacak şekilde ona kötü davranacaksanız teravih namazınızı evinizde kılın. Biz, sırtına çocuk bindi diye secdesini uzatan Peygamberin ümmetiyiz. Biz, hutbe irat ederken çocuk kendisine yürüyor diye minberden inen, çocuğu kucağına alıp hutbesine devam eden Allah Resulünün ümmetiyiz. Biz, çocuk ağlaması duydu diye namazını kısa kesen Peygamberin ümmetiyiz. Çocuk konusu en önemli konumuzdur. Çocuk-kitap, çocuk-iman, çocuk-mabed ilişkisi çok önemlidir" ifadelerini kullanmıştı./ http://www.karar.com

Gitmesine kimse sevinmedi.

En etkili ve iz bırakan bir lider oldu.

Yorgun değildi, hakkında şaibe yoktu ama ne olduysa kendisini, hak etmediği bir gündemde buldu ve vakarına yakışır bir şekilde emeklilik dilekçesini verdi.

Bundan sonra bize düşen, onun açtığı bu yolda yani çocukları cami ile buluşturma konusunda üzerimize düşeni yaparak, hatırasına sahip çıkmak olacaktır.