DOĞRU YERDE DURMAK VE ARAKAN

09 / 09 / 2017

Arakanlılar, bu Kurban Bayramının kurbanları oldu.

Uzakdoğu’da, Bangladeş ve Malezya gibi ülkelere yakın olan, evleri yakılan ve layık görülmedikleri vatandaşlık hakkı verilmeyen vatanlarından sürgün edildiler. 

İşin tarihi nedenleri ve bugüne yansıyan yüzünde İngiliz çıkarları en belirgin etken.

Elbette ki bu halk, mazlumdur ve küresel zulüm altındadır.

İlkin, dünyanın uzak bir köşesinde, lokal/yerel bir anlaşmazlık algısı oluşturulan bu jenosidin, dünyanın diğer bölgelerinde, kurbanlarının genellikle Müslümanlar olduğu operasyonlarla aynı niteliklere sahip olduğunu bilmemizde yarar var. Yani bu halkın yaşadıkları da diğer benzerleri gibi küresel ölçeklidir. Nijerya’da, Somali’de, Afganistan’da, Filistin’de, Suriye’de… yaşanan ne ise ve yapılanların amacı ne ise; burada da aynıdır. 

Bunu, İsrail’in Myanmar’a silah satmaya devam ettiği için, o bölgedeki doğalgaz ve petrol trafiğiyle ilgili Çin ve ABD arasında bir rekabetin devam ettiğinin gündeme gelmesi için de söylemiyorum. Elbette daha geriye gidip, İngiliz sınır çiziciliğinin, demografik oyunlarının, geleneksel sorun bırakma metotlarını uygulamaktaki maharetlerinden ve bölgedeki ekonomik ve stratejik  hesaplarından da dem vurulabilir.

Ama tüm bunlara gerek yok. Olay daha başka açıdan ortada gibi. O da şu ki; o bölgeye de aynı yöntemle ve Körfez marifetiyle IŞİD benzeri bir yapı kurulmuş ya da ileride kurulacak mı bilinmez ama Arakanlıların gerçek anlamda bir direniş gücüne sahip olmasını şimdiden engellemek için bölgedeki ARSA adındaki örgütün iradesine ipotek koyma girişimlerine dikkat çekmeden geçmemeli. 

İleride yapılacak diğer operasyonlar için ya bu örgütleri değiştirmek ya da kendi kontrollerinde küresel çıkarlara hizmet edecek örgütler görmemiz mümkün olabilir. böylesi örgütlere yaptırılacak provokasyonlara/bahanelere ihtiyaç olduğunda devreye bu örgütler girecek. Umarız, olmaz.

Çünkü yöntem aynı. Eğer böyle bir örgüt varsa; küresel operasyonlar için bahane de hazır hale geliyor ve direniş için harcanacak çaba, tam tersine küresel planın işleyişine katkı sunuyor ve dolayısıyla boşa gidiyor. Sen direndiğini zannederken, farkında olarak veya olmayarak düşmanına yardım etmiş oluyorsun. IŞİD’le, Eşşebap’la, Bokoharam’la, Elfetih’le…yapılanların hepsi aynı işleve sahip ve bunun temel adı/zemini Ilımlı İslam.

Mekke'de büyüyen Arabistan uyruklu “ARSA” kurucusu Attullah Ebu Amar Jununi'yi ve örgütünü fonlayan Riyad yönetimi, Arakan'daki olayları kendi amaçları adına kullanarak bölgedeki doğal kaynakların geçiş noktalarını insansızlaştırmak ve “güvenli” hale getirmek istemekte olduğuna dair güçlü emareler var. Suudi'nin bunu tek başına ve kendi hesabına yaptığı elbette düşünülemez.

“ARSA”'nın 25 karakolun basılması talimatını Riyad'dan aldığına dair iddialar yabana atılır gibi değil. Yine, bir tek Suriyeli mülteci kabul etmeyen Krallığın 2009'dan bu yana mülteci durumuna düşen yaklaşık 500 bin Rohingyalı'ya oturma izni vererek Arakan'a sızmaya çalıştığı bilinmekteydi.

Küresel ölçekte oynana oyunun bu tarz ve planlarda, değerlerin, sadece yöntem ve araç olarak anlam ifade ettiği bir gidişatta, öldürmeye en karşı olan bir öğretinin (Budizm) rahiplerini katiller haline dönüştürebilen, Nobel “Barış” ödülü almış ve “insan hakları” kimlikli insanları soykırımcı faşistlere dönüştüren küresel planın bu yüzünde de batılı oyun kurucular görülmekte. 

İnsanların onlar için birkaç gösteri ve açıklama yapmaları veya onlara insani/gıda yardımı yaparak gerçek anlamda sorunlarını çözmüş olduklarını düşünmemek gerek. Bu duyarlılıklar önemli ve değerli elbette ama, vicdanlara, BM’ye seslenmek, ümmet, dua, kardeşlik gibi gibi sloganlarla “STK”cılık yapmakla sadece pansuman yapabilir, kendimizi tatmin etmiş oluruz.

Arakan da dahil olmak üzere, sorunlara küresel/kategorik bir bakış açısıyla bakarak, adaleti ve antiemperyalist duruşu sergilemek insan olan, Müslüman olan tüm vicdan sahiplerinin takınması gereken tavırdır. Başka şekilde doğru bir çaba içinde olamayız ve doğru yolu bulamayız.

Bu bakımdan, kendimizi, mensup olduğumuz kurum, kuruluş, yapı her ne ise, bu ölçülere göre yeniden dizayn ederek, durmamızın, mazlum ve müslümanlara faydalı olacağı noktayı belirlememiz aciliyet arzeder. Mensubu olduğumuz partinin, hükümetin, STK’nın faaliyetleri, ilişkileri, bulunduğu kulvar küresel egemenlerin yanıysa; Arakan’a ne kadar gıda gönderse de fayda sağlamayacaktır.

Tüm bunların ardından ilk etapta ve acil olarak yapılabilecekler; bu halkın en temel insan haklarından olan yaşam hakkı başta olmak üzere tüm haklarının garanti altına alınması, vatandaşlık hakkının derhal verilmesi, taraflardan, suça karışmış olanların adil şekilde yargılanması taleplerinin, uluslararası hukuk ve diğer kurumlarca gerçekleştirilmesi yönünde yapılacak girişimler olabilir.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in, Arakan'da etnik temizlik riski bulunduğunu belirterek durumun o seviyeye ulaşmamasını umduğunu söylemesi ve isteksiz tavırları dikkat çekicidir.

Yine de Guterres’in; umutsuzluk ve zulümden kaçan yaklaşık 125 bin kişinin Bangladeş'e sığındığını, çok sayıda kişinin yolda hayatını kaybettiğini, Rohingyaların yaşadığı çileye çözüm bulunmamasının mevcut yarayı daha da derinleştirdiğini, Arakan'daki Müslümanlara vatandaşlık ya da en azından şimdilik normal bir hayat sürmelerini temin edecek yasal statü verilmesinin hayati önem taşıdığını, seyahat etme özgürlüklerini kazanmaları, çalışma hayatına girmeleri, eğitim ve diğer hizmetlerden faydalanmaları için bunlar sağlanmalı şeklinde açıklama yapması önemli ancak uygulanması için nelerin yapılabileceğine dair ve bu konuda atılacak adımlara yönelik bir çalışma ya da plan yok.."

Guterres, sadece Arakanlı sığınmacılara kapılarını açan Bangladeş'e zor durumdaki insanlara yardım ulaştırma çağrısı yaparak BM'nin gereken desteği sağlayacağı sözünü vermekle yetindi.

Evet, sistematik bir kıyım için, gelen yoğun çağrılara ve ısrara binaen, isteksiz bir şekilde konuyu ele alan BM’nin bu açıklaması, ne yazık ki önemli bir gelişme olarak lanse edilebiliyor.

600 milyonluk bir nüfusa sahip, Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN)’ın da, 50 milyonluk Myanmar’ın millietçi ve ötekileştirici duvarını aşarak Arakan konusunda çözüm bulamaması da düşündürücüdür.Elbette, ASEAN, çıkardığı sözleşmede, insan hakları ihlalleri ve sair şikayetler alabilecek ancak cezalandırma yetkisi olmayacak. Ama yine de bu devasa yapıdan, adil ölçütlere dayalı bir tespit, rapor ve  etkili bir kınama ve çağrı gelebilirdi.

İnsanlık suçları, temel insan haklarının ihlali, tehcir, toplu katliam ve kıyımları yapanlar eğer güçlü ve küresel egemenlerden ise ya da tüm bunlar, bu egemenlerin bir planlarının parçası ise ortada hiç suç yokmuş gibi, kimse cezadan bahsetmez ve yapanın yanına kalır.

Özetlersek; en yakınımızdaki yaraya odaklanmadığımız müddetçe uzaktakiler yaralanacaktır. Müslümanların, mazlumların, küresel planları ve işleyişi iyi okumaları, dostunu, düşmanını iyi tanıması gerektiği, insanlığı felakete götüren sürece direnmek için bireysel ve toplumsal tutumlar geliştirmesi gereği vardır. 

Yaramızı kendimiz saracağız, başka yolu yok. Rabbim, mazlumların yardımcısı olsun, onlara direnme gücü versin, bizi de düzeltsin. 

Selam ve dua ile.