DUVARLARI YIKMAK

10 / 05 / 2017

Adaletin olduğu yerde duvar olmaz.

Duvar bir çelişkidir. Duvar bir anormalliğe delalet eder.

Duvar, kendimizi, doğal olmayan araçlarla bağlamamızı, sınırlamamızı ifade eder.

Duvar bir olumsuzluktur.

Bizi pek ilgilendirmese de sevinmiştik, iki Almanya arasındaki duvarın yıkılmasına.

Doğal olmayan tüm sınırlar ve tüm duvarlar; iletişimi, etkileşimi, paylaşımı, barışı ve huzuru tehdit eder.

Trump’un Meksika sınırına duvar örme planı, önceden İsrail’in Filistinliler için ördüğü duvarlar, İsrail-Mısır arasındaki duvar ve İsrail’in bu defa Lübnan sınırına duvar öreceği haberleri bir tarafa, diğer taraftan Türkiye-Suriye sınırına ördüğümüz duvardan sonra, şimdi de -Abdulkadir Selvi’ye göre- Türkiye’nin İran sınırına örmeyi planladığı duvar...

Bu somut duvarların hepsinin nedeni, aramızdaki görünmeyen duvarlardır elbet ama bunca duvar, bunca sınır, bunca soyutlanma bizi güvende kılacak mı gerçekten?

Bu duvarlar neyin habercisi?

Bölge savaşlarla, terörist ve mülteci sirkülasyonlarıyla boğuşurken, yeni ve daha büyük savaşlara da hazırlık gibi geliyor bana bu yeni duvarlar.

Her ülke, kendince kendini düşmandan/tehditten korumak amacıyla, kendini duvarlara hapsediyor.

Duvarların inşa edilmesinin amacı, yasal olmayan geçişleri, kaçakçıları, teröristlerin geçişini õnlemek gibi sunulsa da, bunu aşan ve gelecekte olası savaşlara hazırlık taşıyor olabileceği ihtimali endişe verici.

Görünen o ki, Suriye ve Irak merkez olmak üzere, bölgesel gibi görünen kürsel savaş adım adım ilerleyecek.

HAMAS’ın yeni siyaset metni, İslami Cihad ve diğer bazı yapıların bu metne getirdikleri eleştiri, Netenyahu’nun; Hamas’ın Filistin devletini kurması durumunda İsrail’i yok etmek için uğraşacağını öne sürerek, Hamas’ın yeni siyaset belgesini yırtarak yanındaki çöp kutusuna atması…

Arabistan Savunma Bakanı’nın “Savaşı İran sınırları içine çekmeliyiz” sözlerine,  İran Savunma Bakanı Hüseyin Dehkan’ın: “Arabistan ahmakça bir harekette bulunsa Mekke ve Medine dışında emniyetli yer bırakmayız” şeklinde cevap vermesi, bölge ülkelerinin İsrail’i bırakıp, İran’la uğraşmaya başlaması, bu yönde saflarını sıklaştırmaları hayra delalet etmemektedir.

Ne yaparsak yapalım, hangi duvarı örersek örelim ve hangi ülkenin emriyle veya vaat ettiklerine binaen komşularımızla savaşa girersek girelim, hangi plan gereği birbirimizi ötekileştirerek savaş pozisyonu alırsak alalım, yine de huzurlu olmayacağız.

“İsrail güvende oldukça; Müslümanlar güvende olmayacaktır” ilkesi ve bu ilke kaynaklı denklem, bölgede, neredeyse tüm taraflarca kabul edilen temel paradigma durumuna gelmiştir. Böylesi zor bir realite karşısında, işimiz zor olsa da umutsuz olmamalıyız.

Başkalarının, oyununa gelmeden, insanı, hukuku önceleyen açılımlara yönelmeli; savaştan, duvarlardan, başkalarının gayrimeşru “güvenliği”nden değil, kendimiz, bölgemiz, insanımız ve hukukumuza dair politikalar üretmeliyiz.

Bunu başarmanın tek yolu, reel olanı görmek, iç barışı sağlamak ve küresel egemenlerin bölgeye dair planlarında piyon konumuna düşmemek için uyanık olmaktır.

Bölgemizde yaşanan acıların bir an önce son bulması, yeni acıların yaşanmaması için eski hataların tekrar etmemesi, aramızdaki görünen ve görünmeyen duvarların yıkılması dileğiyle.