EĞİTİMDE SİSTEM ARAYIŞLARI VE KAYIP NESİLLER

23 / 09 / 2017

Türkiye nin siyasi yapısı, toplumsal çeşitliliği ve üzerinde uygulanan küresel projeler, onun eğitim yapısını, büyük oranda şekillendirmiştir.

Toplumsal yapısına göre bir kimlik ve siyasi yapı oluşturmasındaki güçlükler ve siyasi eğilimlerin eğitime yansımaları hep ağır ve yıpratıcı olmuştur.

Sınıflı ve sosyal adaleti sağlamamaya yönelik güçlü eğilimleri devam ettiği oranda, bunun eğitime yansımaları olmuş ve temel amaçlar bakımından eğitim, bu süreçlerden olumsuz etkilenmiştir.

Türkiye’nin, gerçekten özgür bir şekilde insan eğitmeye niyetinin oluşup oluşmadığı sorgulanması gereken asıl mesele olarak ortada dururken biz, daha çok son günlerde gündemde olan ve eğitimi köklü olarak çözme potansiyelinden uzak, kısmından bahsedeceğiz.

Ondan önce kısaca, bu hızlı ve sürekli değişikliklerin, siyasetin eğitime etkisinin son yirmi yılda bizi nereden nereye getirdiğine dair ve sınav odaklı eğitimden kurtulma imkanlarından kısaca söz etmek isterim. Önceleri sadece okuldaki eğitme yetinmek varken; zamanla buna dershane, etüt merkezleri ve özel ders eklenmesine rağmen, tüm bunlar yarışı kazanmaya yetmeyebilmektedir.

Aslında eğitimin temel sorunlarına girmek, eğitimle ilgili tüm etkileşimlerinden, öğretmenlik vasfından, eğitimin mekanlarından, araçlardan, eğitimin parasal/ekonomik boyutlarından, “dindar nesil” yetiştirme, “bilimsel eğitim”, “seküler eğitim” gibi sorunlu yaklaşım ve söylemlerden bahsetmek, köklü değişikliklerin neden gündemde olmadığını sorgulamak gerekir...

Ama bizde, isim değişiklikleri, müfredat değişiklikleri, sınav sayısı değişikleri ve son günlerde gündeme gelen TEOG'un kaldırılması gibi kimi değişiklikler, hep köklü değişiklikler olarak sunulmuştur.

Şunu, önceden kabul edelim ki; toplum olarak ve yönetim olarak, üzerinde ittifak ettiğimiz, sağlıklı ve bize ait bir eğitim felsefemiz/sistemimiz yoktur.

Eğitim sistemlerini oluşturmaktan tutunda, yetiştirilecek insan tipine kadar tüm aşamalarda ya devlet doğrudan karar veren ve uygulayan olmuş, ya da müsaade ettiği yapılar eliyle bazı inisiyatifler kullanılmıştır. Hepsinin sonucu da fiyasko ile sonuçlanmıştır.

Bu kadar sık sistem değişikliği bile bu eğitim sisteminin köklü ve sağlıklı olmadığının yeterli göstergesidir.

Son yirmi yılda sınav odaklı sistem değişmemiş; sadece sınav adları değişmiştir. Sınavın tamamen kaldırılması; diğer sistemsel yapılanmaların, eğitime olan bakışımızın ve sosyoekonomik siyasetin değişip, sağlıklı bir gelir dağılımı sağlanmadan mümkün değildir.

Tüm bunlar, değişmeden, TEOG, YGS ve LYS sisteminde gerçek anlamda, ‘eskisinden çok daha iyi oldu’ dedirtecek bir uygulamanın ikame edilmesi mümkün değildir.

Bunu; OKS, LGS, SBS ve en son TEOG olarak adları değiştirilen orta öğretime geçiş sınavlarında uygulamalı olarak gördük. Yükseköğretime geçişte de aynı süreçler yaşandı, yaşanmaya da devam etmektedir.

Eğitim üzerinde ciddi bir hegemonya bulunmaktadır.

Eğitim, bir rant alanı haline getirilmiştir.

Terör ve çatışma ortamı, cemaat ve yapılar eliyle eğitime yapılan müdahaleler, sınav ve eğitim sistemlerinin sürekli değişimi, siyasi hesaplar, tek tip insan yetiştirme politikaları ve benzeri nedenlerden dolayı en az üç nesli heba ettiğimizi söylemek mümkün.

Eğitim kurumlarımızın tüm aşamalarından geçenler de dahil olmak üzere, uyuşturucu kullanan, suça bulaşan, toplumun huzurunu kaçıran, iş bulamayan, bunalımlar yaşayan, kimlik sorunu yaşayanların oranı oldukça fazladır.

İletişim olanakları ve medya ağlarının sunduğu imkanlar, tüm toplumun, sürekli eğitime tabi tutulmasını/tabi olmasını sağlamıştır. Bu durum, imkanlar açısından oldukça yararlıdır ancak bu durum; sistemin, hem tek tip insan yetiştirme eğilimini arttırmış hem de kontrolü kaybetmesini olanaklı hale getirmiştir. Bu iki zıt gibi görünen sonuçlar farklı alanlarda cereyan etmiştir…

Sistem, politikalarına uygun insan tipi yetiştirmek ve toplumu yapılandırmak için eğitimi bir silah olarak kullanmış, kullanmaya da devam etmektedir. Eğitim sistemimiz, iyi insan yetiştirmekten hala oldukça uzaktadır.

Toplumumuzun sahip olduğu değerler doğrultusunda aileden aldığımız eğitim ile, TV, diğer medyalar ve okuldan alınan eğitim aynı doğrultuda değildir. Özellikle iletişim ağlarından alınan eğitim, hakim değerler bakımından, ailenin verdiği eğitime; eğitme/şekillendirme/zihniyet kazandırma etkisi bakımından baskın gelmektedir. Bu ciddi tehlikeyle mücadele edilmemektedir. Bunun çözümünün devlet eliyle dindar nesil yetiştirmek olmadığını da belirtmekte yarar var. Yani devlet herhangi bir tip insan yetiştirmek zorunda değildir...

Eğitim; siyaset alanının, toplum üzerindeki kontrolünü devam ettirmek için, tolum mühendisliği çalışmalarında araç olarak kullanılagelmiştir. Bunun için toplumda bir denge unsuru oluşturmak istemiş ve sadece laik eğitim değil; gerekli gördüğü zaman ve miktarda dini ağırlıklı eğitimin önünü de açmıştır.

Toplum olarak,  bu sağlıksız eğitim sisteminin, hayatımızı bu denli etkilemesine karşı daha sağlıklı ve etkili bir duruş sergilemek zorundayız.

Zira, sistem, mevcut yapısını sürdürme gereği olarak, eğitim üzerindeki etkisini kullanmaya devam edecektir.

Zorunlu eğitim, sağlıksızdır. Toplumun tüm çocuklarının aynı eğitimden geçirilmesi özgürlükleri kısıtlayıcıdır.

Grup ve yapıların, eğitim faaliyetleri şeffaf ve denetlenebilir olmalı, toplum ve yönetim olarak denetlenmelidir. Siyasi, dini eğilimi ne olursa olsun, cemaat ve farklı yapıların; şiddette yönelten ve genel anlamda kişiyi düşünsel özgürlüğünden alıkoyan eğitimler verilmesine izin verilmemelidir.

Toplumsal yapı, sosyal adalet politikaları ve eğitim aynı yönde ve birbiriyle orantılı olarak değişebilir. Günümüzün ağır kapitalist, sermayeci ve üretimsiz ekonomik politikalarının, sağlıklı bir eğitim sistemine ve toplumsal yapıya ulaşmamıza yol vermeyeceği bilinmelidir. Bu durum, iyi/olumlu insan yetiştirmeyi; iyi doktor, iyi öğretmen yetiştirmenin önüne almamızı engellemektedir.

Sınıflı toplum yapımız ve bunu sürdürmeyi sağlayan ekonomik ve siyasal politikalar devam ettikçe, eğitimde en temel amaç olması gereken; önce iyi/olumlu olma, sonra bilgi ve donanım ilkesi hayata geçmez. Bu ilkeyi uygulayabilmenin yolu, ekonomik kaygıların yok edilmesidir.

İnsanların tamamına yakını, birinci derecede ekonomik amaçlar/meslek/iş/istihdam edilme, ikincil olarak konum/statü kazanmak için okumakta, önemli bir kısmının ise bu toz duman içinde iyi insan olma ya da başarılı olabileceği bir dalda, sevdiği bir alanda eğitim görmek gibi bir “ayrıntı” ya da “engelleyici” söyleme ayıracak zamanı olmamaktadır.

Toplumun büyük oranını oluşturan ‘öteki’ ailelere; normal bir yaşantı sürdürebilmeleri için eğitim süreçlerinden geçme dışında seçenek tanınmamaktadır. Çocukları, beş yaşından üniversite bitene kadar, yaşantısının neredeyse tam zamanını alan süreçlerden geçmekte, buna rağmen iş bulması mümkün olmayabilmektedir…

Köklü değişiklikleri bir kenara bırakıp mevcut yapı içinde de yapılabilecekler de vardır. Eğer gerçekten sınavları benimsemiyorsak, çocukları yarış ve stresten kurtarmak istiyorsak; ilk yapılması gereken, okullar arasındaki eğitim farkını eşitlemek, olmuyorsa azaltmaktır.

Eğitim ulaşılır olabilmelidir. İsteyen, istediği oranda bilimsel eğitim, isteyen dini eğitim, isteyen dil eğitimi, isteyen siyasi eğitim alabilmelidir.

İsteyen, örgün eğitim sistemi dışında eğitim alabilmeli; istiyorsa aldığı eğitimi, yapılacak kontrolle belgeleyebilmelidir, diploma sahibi olmalıdır.

İsteyen, istediği eğitimi daha kısa sürede alabilmelidir.

Bu önerileri uzatmak mümkün. Ama temel sorun, eğitim üzerindeki tekeli kaldırmak, çocukları eğitmede iyi insan olmayı öncelemek ve onların hareketsiz zamanlarını azaltmak, okula/eğitime ulaşma seçeneklerini arttırmaktır, diye düşünüyorum. Tabi mevcut sistem içinde yapılabilecekler olarak. Bu yönde işaretler alamadığımıza göre; mevcut sistem içinde kalarak son yıllarda önemli değişiklikler yapılmakla birlikte; köklü çözümlere gidilmediğinden, son günlerde yapılması düşünülen değişikliklerin de, eğitimde önemli sonuçlarının olacağı beklentilerine girmeye gerek yoktur.

Sonuç olarak söylemek gerekirse; bizim, eğitim alanında köklü değişikliklere ihtiyacımız vardır.

Gerek yasalarla, gerekse buna zorlanarak, herkesin aynı eğitim süreçlerinden geçmek zorunda bırakılması temel insan haklarına uygun olamaz.

Ekonomik olarak ailelerin belini büken, onların tüm zamanını, yaşam planlamasını etkileyen, çocuklarının zamanını ve çocukluğunu çalan, onları yarıştıran, oyalayan; gençlere iş olanakları sağlamayan, bu kargaşaya, bu kuşatıcı eğitim terörüne son vermeliyiz.

Gençlerimizi, iş buluncaya kadar parasız bırakmamalıyız.

Sokakları tekrar çocuklarla doldurmak zorundayız, “sokakları” güvenli hale getirmek zorundayız. Okulda daha az zaman.

Az okul; çok sokak.