Eğitimde Teknoloji Kullanımı ve Yeni Müfredat

18 / 02 / 2017

Teknolojik gelişmeler, eğitim dünyasında yeni imkan ve yöntemlerin doğmasını da beraberinde getirmekte. Bu durumun eğitim-öğretim sürecinde doğru ve etkili kullanılması oldukça önemlidir. Zira teknolojiyi doğru kullanmama zararlı sonuçlar da doğurabilmektedir.

Görüş alma sürecinin bittiği müfredat hazırlama programının nasıl sonuçlanacağı, ortaya nasıl bir müfredat çıkacağı merakla beklenirken öte yandan yöntem ve teknikler ile eğitimin temel amaçları konusunda özellikle nasıl bir insan yetiştirmeyi hedeflediğimiz de oldukça önemlidir.

Türkiye’de Fatih projesiyle başlayan süreç, eğitimde teknolojiyi kullanma bakımından büyük bir hamleydi. Fatih projesiyle sınıflara akıllı tahta, öğrencilere tablet dağıtımı ve EBA gibi uygulamalar büyük bir açığı doldurma yolunda.

Ancak tüm bunlar, bilgiye kolay ulaşmayı sağlarken, bu teknolojik altyapının etkili ve verimli kullanılması, bu imkanlardan maksimum derecede yararlanılmasıyla ilgili gerekli çalışmaların yapıldığı söylenemez.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın akıllı tahta verdiği okullarda, onu kullanacak öğretmene kullanma kursu vermesi, o okula bilişim/bilgisayar formatör öğretmen ataması elbette işin teknik boyutları bakımından gerekli ve bu yapılmaktadır. Bahsettiğim, teknoloji kullanım alanı, sınırı ve şekliyle ilgili bir bilince dair.

Bu bilincin oluşması için şahsen, genel ve eğitim amaçlı teknoloji kullanımının nasıl olacağını hedefleyen “teknolojiyi bilinçli ve verimli kullanmaya dair” bilinçlendirici eğitimlerin verilmesi, mevcut bilgilendirmelerin içerik ve süreklilik bakımından zenginleştirilmesi gerekmektedir.

En önemli hedefimiz, teknolojinin bizi hareketsiz bırakmasına izin vermemek olmalı.

Yine teknolojinin, bizi sahadan/deneyden uzaklaştırmaması, eğitsel yaşantımızı sanallaştırmaması da üzerinde durmamız gereken konular…

Bu bağlamda, daha önce “Medya Okuryazarlığı” adında konmuş seçmeli dersin –ki bu dersin konması bence çok isabetliydi- etkin, doğru ve verimli teknoloji kullanımı, faydalı uygulamalar ve bu uygulamalardan yararlanmayı da içeren konularla zenginleştirilmesi de sağlanabilir.

Diğer bir husus ise bu konuda veliler ve toplum olarak bilinçlenmeye, ülke politikası oluşturmaya yönelik çabalar olacaktır.

Kısacası, teknolojiyi, başta eğitim/öğrenme alanında bilinçsiz kullanmanın zararlarını önleme; teknolojik altyapılardan ve verilerden yararlanma konusundaki bilinçsizliğin/hedefsizliğin kötü sonuçları olabileceği akıldan çıkarılmamalı ve bu bağlamda çalışmalar yapılmasının da, en az bu altyapıları edinme kadar önemli olduğu unutulmamalıdır.

Müfredat çalışmalarında halkın görüşleri de toplumun duygusal yapısını ve politik tepkilerini yansıttığı görüldü. Elbette saygı duyulur. Mesela Evrim teorisi ve Atatürk ile ilgili konularda çokça görüş belirtilmişken, yazılım dersiyle ilgili –kimi ülkeler bu dersi İlkokulda okutmaya başladı- görüşler cılız kaldı.

Eğitimde politik olmaktan ziyade daha evrensel ilkeler ve tarafsızlık ön planda olabilmeli. Bu görüş alma sürecinin başında, evrim teorisi ve Atatürk konularının gündeme getirilmesi de, bu süreci, bu konuları oylamaya dönüştürdü gibi. Dolayısıyla bu yapılan, ülkenin eğitim politikasını veya müfredatı belirlemeden farklı oldu.

Teknoloji kullanımı konusunda eksik bıraktığımız diğer bir alan ise televizyondur. Her alanda veliyi bilgilendiren, bilinçlendiren içerikler sunan, eğitimle ilgili bir TV kanalımız yok.

Müfredat oluşturma çalışmaları da bize, halkın önemli bir kesiminin derslerin içeriğiyle ilgili detaylı bilgilere sahip olmadığını göstermiştir.

Eğitim sistemini, işleyişini, sürecin nasıl cereyan ettiğini daha somut olarak bilme imkanlarının yetersiz olduğu durumlarda görüş belirtmenin katkı bakımından sınırlı sonuçları olması doğaldır. Tüm bunlara rağmen, tüm konularda, halkın görüşünün sorulması gerekli ve sağlıklı bir yaklaşımdır. Bu müfredatın en önemli/olumlu yönlerinden biri de bu olmuştur.