Eğitimde temel sorunlar

21 / 01 / 2017

Dün çeşitli derece ve kademelerdeki milyonlarca öğrencimiz karnelerini alarak birinci yarıyıl tatiline girdiler. Hepsine iyi tatiller diliyorum.

Geçen yazımda, müfredat taslağının derdimize derman olmayacağı yönünde bir girişte bulunmuş ve sonraki yazılarımızın birinde eğitimle ilgili yaklaşımlarımız ve bakış açımızda köklü değişikliklere ihtiyaç olduğu ile ilgili konulara değineceğimizden bahsetmiştik.

İşte bu yazıda, bu konuları, eğitime yaklaşımımızın nasıl olması gerektiği ve eğitimle ilgili sorunlarımızı giderme konusuna neler yapılabileceğimizi masaya yatırmaya çalışacağız.

Temel olarak sıralamak gerekirse, eğitim sitemimizin esas ayaklarının hemen hepsinin de sorunlarla dolu olduğu, çözümün köklü bir bakış açısı değişikliğinden geçtiği açıktır. Bu bakış açısından dolayı, eğitimin tüm bileşenleri, ya yanlış seçim ya da uyumsuzluk açısından işlevsizleşmekte, meşrulaşamamaktadır.

Buradan bakılınca; okullar, müfredat, öğretmen, metotlar, sistem, bürokratik süreç ve kurumlar, yasal altyapı ve dayanaklar ile süre-süreç de dahil olmak üzere tüm bileşenler sorun vermekte.

Yine, amaç ve hedefler de yanlışlık/eksiklik barındırmakta, bu da yanlış sonuçlara götürmekte.

Devlet, eğitimi, kitleleri kontrol altında tutmak ve tek tip/ itaatkar insan modeli yetiştirme aracı olarak görüyor. En büyük temel sorun budur.

Eğitimin hedef, kapsam, tarz ve müfredat da dahil tüm aşama ve mekanizmalarında,devletin aşırı bir müdahale ve yönlendirmesi mevcutken; katkı sunma,şartlar hazırlama konusunda aynı çabayı göstermemekte,esas sorumluluğunu yerine getirmemektedir.

Çocuklarımızı bugünkü okullara göndermeme seçeneğimiz olmalı.

Okulların, çocuğumuzu tek tip insan olarak yetiştirme dayatması dışında seçeneğimiz olmalı. Böyle bir imkanımız ve bu yönde bir tercihimiz olabilmeli. Bu konuda girişimleri olanlar desteklenmelidir.

İstihdam konusunda liyakat veya ehliyet gibi şartlar belirlenirken, devletin eğitim sisteminden geçmiş olma/ resmi diplomalara sahip olma gibi şartlar dayatılmamalıdır.

Zorunlu eğitim sisteminin çarklarından geçen nesillerin, sağlıklı eğitilemediği, toplumda problem olan tipler ürettiğine-çok azı müstesna, tanıklık ettik. Şahsen kendim, böyle düşünenlere daha yakınım.

Kişiyi şekillendiren eğitici uyaranlar ve verilerin, tek veya en önemli kaynağı, artık okul olmamalı. İletişim araçlarının gelişmesi, bilginin tek kaynaklı olma durumunu değiştirmiştir. Ayrıca toplum, aile, çevre, öğretiler ve diğer değerler ve veriler de bu bağlamda eğitici kaynaklar içerir.

Zaten insanın tüm açılardan sağlıklı gelişimi ve şekillenişinde, okulun en üst ve vazgeçilmez bir sırada oluşunun akla ziyan bir yaklaşım olduğu gün gibi ortadadır. Batı tarzı eğitimin/okulların, ülkemiz gibi Müslüman/doğu toplumlarında sağlıklı sonuçlar vermemesi bunun en önemli göstergesidir.

Harf devrimi denen faciadan sonra ikinci bir yıkım da, Tevhid-i tedrisat kanunu ile geleneksel eğitimin ortadan kaldırılması olmuştur.

Zorunlu eğitim denen sürecin, Liseyi de kapsaması,hem yanlış hem de büyük bir yanılgıdır. Seçeneksizlik üniversite ve diğer üst eğitimleri, dil öğrenimini de adeta zorunlu hale getirmiş, buna rağmen de, süreci tamamlayanlara iş garantisi veya kolayca iş bulabileceği bir imkan sağlanmamaktadır. Bu zorlu ve zorunlu süreci tamamlayanların iş olanakları bulamaması veya atanamaması gibi sorunların temelinde de plansızlık yatmaktadır denebilir. Eğer bugün, bir taraftan işsizler yığını ve iş bulamayanlar; diğer taraftan nitelikli işgücü ve kalifiye eleman bulamayan işverenler mevcut ise, bunun nedenlerinin başında bu plansızlık gelmektedir.

Geleceğe dair umutlarını kaybeden ya da hayata geç başlayan fertlerin kitleleşmesi ve sonrasında toplumda gerilmiş bir kemiyetin oluşmasına neden olmakta, bu da şiddet, cinayet veya daha farklı şekillerde sonuçlar doğurmaktadır.

Yine insanların işe alınmasında uygulanan yöntem ve esasların, yeterlilik, adil ve ahlaki ilkelere dayandığı, bu süreçlerden geçenlerin de bu yönlerini sağlıklı bir şekilde olgunlaştırdıkları söylenemez çünkü sitemin bu yönde bir hedefi ve eğitim programı/ politikası mevcut değildir.

Devlet kendi tasarladığı bir formatta insan yetiştirme yerine, insanların yetişmesi, eğitilmesi için olanaklar sağlamaya yönelik bir çaba içinde olmalıdır.

Eğitimin ilk ve vazgeçilmez hedefi, erdemli bir toplumun oluşması için, erdemli bir birey yetiştirmek olmalıdır. Bu kapsamda tüm "zorunlu" luklar, müdahaleler aileye müdahaledir ve haksızcadır.

Belli bir eğitim sürecinden geçmiş, ortalama bir mesleki donanım elde etmiş insanların, geleceğe yönelik bir kaygı taşımaması sağlanmalıdır. Bu bağlamda, sosyoekonomik tedbirler alınmalıdır. Eğitim süreçlerinden geçmiş ya da geçmemiş olsun, uygun yeterlilikler kazanmamış bireylerin, kendilerini tamamlamasını, eksiklerini gidermesini sağlayacak ara mekanizma ve uygulamalara tabi tutulması imkanları sağlanmalıdır.

Eğitim, ilim, bilim, yetenekleri geliştirici kişi ve metotların hepsi, idare ve toplum olarak desteklenmelidir.

Toplumumuzu, sağlıklı bir yola götürmenin eğitim dışında bir yolu yoktur.