ENGELLİLER HAFTASI

13 / 05 / 2017


Engellilik, doğuştan ve/veya sonradan herhangi bir hastalık, kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal fonksiyonlarını/yeteneklerini farklı oranlarda kaybetmiş, normal yaşamın gereklerini tam olarak yerine getirememe durumunu ifade eder.

BM, 1992 yılında, 3 Aralık tarihinin “Uluslararası Engelliler Günü” olarak kutlanmasına karar vermiş, yine Birleşmiş Milletler üyesi 156 ülke ise; 10-16 Mayıs’ı “Engelliler Haftası” olarak kabul etmiştir.

Hafta boyunca Türkiye’de de engellilerle ilgili çeşitli etkinlikler, kutlamalar düzenlenmektedir.

Bu gün ve haftaların kutlanmasındaki maksat, engellilere yönelik farkındalık oluşturmak, empati yapmak, onların sorunlarını dinlemek ve çözüm yolları bulmak ve uygulamak, çeşitli etkinlikler düzenleyerek stres atmalarını ve eğlenmelerini sağlamaktır.

Son yıllarda engellilerle ilgili çok şey yapıldı. Bu yıl, içinden geçtiğimiz sıkıntılı sürecin de etkisiyle olumsuz etkilenen birçok faaliyet gibi, Engelliler Haftası da sönük geçti/geçmekte.

Son istatistikler; ülkemizde engelli sayısının toplumun yüzde onuna yaklaştığını göstermektedir. Dolayısıyla, bu konudaki bilincin ana merkezinin ilahi/vicdani olması, empati ve hepimizin engelli adayı olduğu hususlarını içermesi önem arz eder.

Bazıları, istatistikleri abartılı bulabilir ancak engelli gruplarını göz önüne aldığımızda mesele daha iyi anlaşılacaktır.

Bazı engel gruplarını şu şekilde sıralamak mümkün:

Görme engelliler, bedensel engelliler, İşitme engelliler, İşitme ve Konuşma engelliler, Ortopedik Engelliler, Zekâ ve Ruhsal Engelliler. Otistikler, Dawn sendromlular, zihinsel engelliler…

Bu dezavantajlı gruplara; Güçsüz Yaşlılar ve Korunmaya Muhtaç Çocukları da eklersek bu oran daha da aşılır…

Engelli olmanın da, engel türü ve engelli olan birey bakımından ayrıca kendi içinde de zorlukları vardır. Örneğin işitme engeli bireye göre daha hafif gelebilecek görme engelli birey, eğer çocuk ise veya kadın ise ya da görme veya işitme engelli birey, bir de bedensel engelli ise; bu durum daha farklı sorunları beraberinde getirebilmektedir.

Yine, işitme engelli bir birey, bir de zihinsel engelli ise; bu, durumu daha da zorlaştırmaktadır.

Yine engelli bir bireyin medeni hali de, getirdiği sorumlulukları arttırdığından çeşitli zorluklara yol açabilmektedir.

Görme ve işitme de dahil olmak üzere bazı engel grupları, yetersiz algılardan dolayı, zamanla zihinsel yetenekler bakımından geriye gidebilmekteler…

Tüm bunlara rağmen toplumsal sorumluluğumuz; engellilerimize, hak ettikleri değeri vermek, onların engellerini engel olmaktan çıkarmaya yönelik, eğitsel, sosyal, ekonomik politikalar uygulamaktır.

Engellilerle ilgili talep ve onları tanımlama işinin birinci derecede engellilere bırakılması, özellikle bu tür gün ve haftalarda, mikrofonların onların elinde olması önem arz eder.

Onların kendileriyle ilgili tanımlamaları, yaşadıkları sorunlar ve bu sorunlara yaklaşımları, beklenti ve talepleri, bizimkinden daha değerli ve daha gerçekçi olacaktır.

Belki de 23 Nisanlarda çocukları koltuklara oturttuğumuz gibi; engellileri de yönetici koltuklarına oturtmalı ve sözü onlara bırakmalıyız.

“Engellileri en iyi anlayacak olan, yine engellilerdir” ilkesi gereği; eğitim başta olmak üzere çeşitli alanlarda engelli istihdamına ağırlık vermek gerekir.

Biraz daha ağır derecede engeli olan ve yaşamını tek başına sürdüremeyenlere yönelik, devletin sunduğu imkanlar artmıştır. Bu anlamda, eğitim, sağlık başta olmak üzere ekonomik katkı da sunulmaktadır.

Bu durum bazı istismarların oluşmasını da beraberinde getirmekte. Devletin engelli birey için harcansın diye verdiği paranın doğru kullanılmaması gibi durumlar, devletin ücretini ödediği bazı özel eğitim merkezlerinin eğitim anlayışına sığmayan yönelimleri de sayabileceğimiz sorunlar arasında…

Velhasıl, bu sorunlara yönelik olarak da çeşitli çalışmaların ve düzeltmelerin yapılması, denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi faydalı olur.

Engellilere bakışımızı, yaklaşımımızı sağlıklı bir hale getirecek bilince ulaşmamız dileğiyle.