ERDEMLİ OLMAK VE İLKESEL DÜŞÜNMEK

11 / 05 / 2018

Gerek ülkemizin içinden geçtiği süreç ve gergin devam eden seçim atmosferi ve gerekse bölgemizde artan gerginlik, yeni gerilimler ve egemen güçlerin bölgeye giderek daha fazla baskı uygulamaları, birlik ve beraberliğin önemini arttırdığı gibi ilkesel düşünme ve erdemli davranmayı da bir o kadar önemli hale getirdi.

Toplumu ayrıştırmadan, ötekileştirmeden, gergin ortam oluşturmadan, bir savaşa gidiyor gibi bir ortam hazırlamadan ve kimin kazanıp kazanmayacağının bir kıyamet senaryosu ile sonuçlanabileceği gibi bir algı oluşturmadan, insanların ruh halini bozmadan, iradelerini etkileyebilecek yanıltıcı yaklaşımlardan uzak durarak, sakin bir seçim süreci ve Ramazan geçirmek vatandaşlarımızın genelinin de bir isteği bence.

Bu bağlamda dürüstlük, güven, dayanışma, hoşgörü gibi söylem ve eylemlerin, sürece daha uygun olacağı ve bize yakışanın da bu olduğunu düşünüyorum.

Bu vesileyle, bu hafta, tüm bunları yapmanın gerektirdiği iki unsur olan, erdem ve ilkesel düşünme başlıklarını ele almanın uygun olacağını düşündüm.

Erdemli olmak; ilkeli, adaletli, emin, merhametli, sağduyulu, cesur ve daha buna benzer olumluluklar gerektiren bir ahlaka sahip olmayı ifade eder.

Veda hutbesinin, anlam ve önemini idrak etmeye en çok ihtiyacımızın olduğu bir dönem bu. Toplumsal bekanın, ayrışma ile değil; halkımızın tüm kesimleriyle, bölgemizdeki halklarla dayanışmadan geçtiğinin anlaşılması önem arz eder.

Bu süreci atlamak için, erdemli politikalara, erdemli davranışlara, erdemli insanlara ihtiyaç vardır.

Müslüman, erdemli olmalı ama erdemli olmak için müslüman olmak gerekmiyor; aynı zamanda, kendine müslüman diyen bir yığın insanın, erdemden ve şereften yoksun yaşadığına da tanık olmaktayız.

Yaratıcı; İnsanı, en şerefli varlık olarak yarattığını belirtiyor ancak alçalmak konusunda insan diplerin dibini bulabilen bir varlıktır. Dolayısıyla insan, derece bakımından oldukça geniş manevralar yapabilecek donanıma sahip bir potansiyeldir.

Hangi inanç ve düşünceden olursa olsun, hangi toplumda yaşıyor olursa olsun, erdemli olmak mümkündür. Hz Muhammed bunu; hem risaletinden önceki pratikleri ile hem de sonrasında, ilkelerini açıklayarak göstermiştir.

Dolayısıyla haksızlık karşısında saf tutarken, kimin müslüman olduğuna değil; kimin haksızlıkla mücadele ettiğine, kimin haklı olduğuna, kimin adalet peşinde olduğuna bakmamız, ilkesel bir duruştur ve erdemlice olan budur.

"Hılfıl Fudul", bu anlamda risalet öncesi bir uygulama olarak dikkat çekmektedir. Bugünün Müslümanları, bu duruştan uzaktadır, o yüzden küresel egemenler karşısında saf tutma noktasında, ümmet olarak/küresel anlamda bir temsiliyet oluşturamamanın olumsuzluklarını yaşamaktalar. Birçoğu da zaten zalimlerle tuttuğu saftadır ve bundan memnundur.

Erdem; insanı davranışsal, zihinsel olarak insan kılar, değerli kılar. Salt insani açıdan bakıldığında, bu böyledir. İslami/dini açıdan insanı şerefli ve onurlu kılan; Tevhid’dir. Erdem; sapmalar ve yanılmalar olmazsa; Tevhid’e götürecek davranışsal bir çizgi, bir duruş ve bir ahlaktır.

Müslümanlar, kendilerini değerlendirirken de kendileri dışındakileri değerlendirirken de erdem'i ölçüt kabul ederler, etmeliler de. Erdemli davranmayan birinin üzerine, İslam elbisesi tam anlamıyla oturmuş sayılamaz. Zira İslam; tüm donanım ve becerilerin, doğru yönde ve doğru şekilde kullanılmasına tekabül eder.

Peygamberimizin/önderimizin -müslümanın ve müslüman olmasa da şahsiyetli insanların, sahip olması gereken özellikleri de içeren ve önemli bir ilke olan- şu hadisi, aynı zamanda, bazı durumlarda tepkisiz kalmanın alçaltıcılığını ve düzeltici eylemlerin gerekliliğini ortaya koymaktadır:

“Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle düzeltiniz, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.”

Sadece bu hadiste bile erdemli bir insan olmanın ana kodlarını görmek mümkündür.

Bugünün insanının temel sorunu; bir kötülük gördüğü zaman; duyarsız/tepkisiz kalması ya da gereken tepkiyi göstermemesidir. Hatta ötesi var; kötü ve iyi kavramlarını yanlış ölçülerle/ölçütlerle değerlendirmek gibi zihni bir körlüğe duçar olmuş yığınlardan söz etmekteyiz. Bu yüzden ilkesel/evrensel düşünemiyor; duygularımızı düşünce sanabiliyoruz. Böylelikle, manipülasyonlara açık bir hale gelebiliyor, adaletli, merhametli ve vicdanlı/sağduyulu olma özelliklerimizi devre dışı bırakabiliyoruz.

Bu tablodan erdemli bir duruş/düşünüş/davranış çıkmıyor. Erdemli bir yaklaşım, hayatımızın tüm alanlarını kuşatırsa; sorunlarımızın ve çözümlerimizin büyük oranda farklılaşacağını görmemiz mümkün olacaktır. Örneğin; açlığın, gıda eksikliğinden kaynaklanmadığını; güvenliğin, salt modern ve gelişmiş silahlara bağlı olmadığını görebileceğiz. Hatta ilkeli bir yaşamın, hayat boyu savaşı da barış'ı da içinde barındıran bir güç olduğunu görürüz.

Din, her şeyi dindaşlarımızla yapmayı önermez. Din, dindaşlarımızla ve erdemli olan toplumlarla, özgürlüklerin yolunu açmayı önerir. Din, ona inanan ve inanmayandan çok; ona inanan ve bildiği halde reddeden/örten arasındaki soruna odaklanır. Özgürlük savaşı; Allah'a/Allah’ın mesajına ulaşma yolunda ki tüm engelleri/örtüleri/saptırmaları/ algıları yok etme savaşıdır. Bu savaşın, sadece üzerinde taşıması gereken sıfatlardan uzak olduğu halde kendine müslüman diyenler ile değil; erdemli, doğruya değer veren, iyi niyetli, ahlaklı, doğru niyetli/ahlaklı insanlarla/toplumlarla birlikte verilecek bir mücadele ile sağlıklı bir duruşla mümkün olabilir.

“Kime yapılırsa yapılsın; mazlumdan yana ve kim yaparsa yapsın zalime karşı olma” ilkesi, bu yönüyle dosdoğru bir parola niteliğindedir.

İslam’a aşina olan ya da insan olan hemen herkesin bildiği ve dünyaya musallat olmuş kötülüğün ne olduğu konusunda doğru tespitlerde bulunması, çok önemli bir meseledir. Bu mesele ile ilgili çaba ve duruş, minimum bir sorumluluktur ve büyük sonuçlar doğurabilir.

Günümüzde kötülük, küreselleşmiştir. Kötü, doğayı, fıtratı, barışı, adaleti ve özgürlüğü bozan her odak, her politika, her plan, her eylemdir. Bugün güç, kötülerin elindedir ve kötüler en güçlü olanlardır.

Kötülük, haksızlıktır, hukuksuzluktur, ötekileştirmedir, gasptır, işgaldir, zorbalıktır, azgınlıktır, ilahlık/büyüklük taslamaktır, hiledir, sözünde durmamaktır, bencilliktir...

Kötülük; kapitalizm’dir, Neo Liberalizm’dir, Faşizm’dir, Siyonizm’dir, ırkçılıktır, asimilasyondur, jenosiddir.

Kötülük; borsadır, bankadır, insanın ilahlık konumuna geçtiği yasalar çıkarmasıdır, modernist ve demokratik dayatmalardır, tek hukuk sistemi, sekülerizm ve tek yaşam tarzı dayatmalarıdır.

Kötülük; algı yönetimidir, toplum mühendisliğidir, kötü amaçlı sanattır, tüketim amaçlı günler ihdas etmektir, sahteciliktir, modadır…

Kötülük; güçlülerin zulmetmesidir, zayıfların zalimlerin yanında yer almasıdır.

Kötülük; zalim karşısında; zayıfların, tüm ihtilaflarını bir kenara bırakarak birlik olmamasıdır.

Kötülük; zulme ve zalime razı olmak, teslim olmak ve Allah’a güvenip dayanmamaktır, Allah’ın galip olduğuna inanmamaktır.

Kötülük; ABD’dir, İsrail’dir, İngiltere’dir, AB’dir, Vatikan’dır, BAE’dir, Suudi Arabistan’dır; Bahreyn’dir…

Bu odaklardan gelen tüm hareketleri, uyguladıkları politikaları, özenle süzgeçlerden geçirmeli ve onların kirli planlarına ortak olmaktan uzak durmalıyız. Bu konuda, kendimize gücümüzün yeteceği eylemlerde bulunmak mümkündür. Buğz etmek gibi, dilimizle mücadele gibi.

“Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.”/Kasas:5

Tüm bunları bağlamak istediğim nokta; görüne görüne üzerimize doğru gelen bir istilanın ayak seslerinin kulakları sağır edişine şahit olmamızın anlamına dikkat çekmektir. Ortadoğu'da yaşadığımız zilletin nedenlerini aramak ve doğru sonuçlara ulaşmak gayesindeyim. Bölgemizde yaşanan ve çok önceleri anlamını bildiğimiz, İsrail’in güvenliği, Büyük İsrail, Nil’den Fırat’a, BOP, NATO, Ilımlı İslam, Dinler arası diyalog ve buna benzer kimi kavram ve politikalarla ilgili -tehlike kapıya dayanmışken olsa bile- doğru sonuçlara ulaşmanın önemine dikkat çekmek istiyorum.

Bu politikaların, batı için vazgeçilmezliğini idrak etmekte gecikmemizin nelere yol açabileceğine, bu gidişatın, kendi aramızdaki, bizi oyalamak için tartıştırıldığımız ihtilafları nasıl anlamsız ve faydasız kıldığına dikkat çekmek istiyorum.

Sonuç ortada. Biz, mazlumun ya da küresel müstekbirlere karşı direnenlerin mezhebine, etnik kimliğine bakıyoruz. Hayır hayır, bakmamalıyız hatta dinlerine bile bakmamalıyız. Bu, evrensel/insani ve İslami olan ilkeye ulaşabilmek ve bu yönde erdemli bir duruş sergilemek dileğiyle.

Rabbim tüm mazlum coğrafyaları korusun, coğrafyamızı istila etmek isteyen şer cephesi karşısında doğru yerde durmamızı, erdemlilerle beraber zalimlere karşı dik duruş nasip etsin ve ayaklarımızı bu doğru yolda sabit tutsun.