HAYIR DİYELİM Mİ?

30 / 11 / 2017

Şiddetten bahsediyoruz, terörden, ahlaktan, hukuktan bahsediyoruz.

Birlik ve beraberlikten bahsediyoruz. Barış'tan bahsediyoruz; savaşlar dursun diyoruz. Dürüstlükten, haktan, hukuktan, kardeşlikten, zayıftan yana olmaktan bahsediyoruz.

Bir yığın kavramı sıraladık hemencecik. Hepimiz, herkes bunlardan söz etti. İsterseniz gelin kısaca söz edelim bu kavramlardan. Bir ara değerlendirme yapmış olalım.

Nedir şiddet, gerçekten şiddeti durdurmaya yönelik toplumsal anlamda bilincimiz  bir ahlakımız, bir duruşumuz, bir donanımımız var mı?

Bu, başlı başına uzun bir konu aslında. Mesela, son günlerde Malatya' da Alevi vatandaşlarımızın evlerinin işaretlenmesi karşısındaki tutumumuz demin saydığım bütün kavramlarla ne derece uyumlu oldu?

Peki bu olaydan kaç gün sonra resmi bir açıklama yapıldı? Beş gün sonra.

Ülkeyi küresel sermaye ve ahlaki yozlaşmaya ne oranda teslim etmişiz acaba, bu küresel sermayenin bize uyguladığı sistematik şiddet ve sömürü karşısındaki durumumuz nedir? Buna karşı nasıl bir duruş sergileyeceğiz, bu ekonomik şiddeti nasıl başarısız kalabiliriz?  Nasıl bir birlik ve beraberlik içerisinde olacağımızı biliyor muyuz?...

Adıyaman'daki tütüncülere yapılanlar nedir?  Binlerce ailenin ekmeği söz konusu.

Bir zamanlar IŞİD' e katılımın en yüksek olduğu, Şeyh, ağa vs. adlar altında güçlerin hüküm sürdüğü bir bir ilimiz.

Çiftçisinin, tütün yetiştirerek kıt kanaat geçinmeye çalıştığı Adıyaman, ellerindeki kıt kanaat geçirdikleri üretim şeklini de ellerinden alarak onları ekmeklerinden etmek acaba bir haksızlık değil mi?

Bir hukuksuzluk değil mi, Bunu yasalarla yapmak, onlara bu uygulamayı reva görmek, onların itirazlarını şiddetle bastırmak yanlış ve yaralayıcı değil mi?

Terör diyoruz.  Altı yıldır terör örgütleri üzerinden Suriye'de bir savaş yürütülmekte, dünyanın en güçlü ülkeleri terörün kaynağının dünyayı yöneten ülkeler olduğunu gün yüzüne çıkmış olmasına rağmen,  müttefik dediğimiz ülkeler Beytullah'ın da içinde bulunduğu bazı ülkelerin abisi kardeşi ülkeler ahlaksız ve zalimane politikalarına devam edeceklerini beyan edebilmektedirler.

Türkiye'yi de, yeni bir Suriye yaratmak için tekrar yanlarına almak istiyorlarken,  ABD' ye, 'esas müttefikine geri dön'  çağrısı yapmak doğu bir politika olabilir mi? Suriye'den de çıkmayacaklarını söylüyorlar üstelik.

Mısır, bölge, yeni bir Savaşı kaldırmaz deyince; ABD, IŞİD versiyonu bir örgüt eliyle bir camiye saldırı düzenletip 300'ün üzerinde Müslüman’ın hayatına son veren katliamı gerçekleştirdi. Daha önce de Avrupa'nın bazı ülkelerinde, onları kendi politikalarına yaklaştırmak için terör örgütleri üzerinden çeşitli eylemler düzenlemişti ABD.

Evet, Lübnan'da bir karışıklık peşindeler. Lübnanlılar, oyunlarını deşifre edince, ailesini rehin tutup onu saldılar Lübnan'da karışıklık çıkarmaktan vazgeçmeyecekler, Lübnan seçimlerine kadar çabalarına devam edecekler.

Hamas'a, silah bırakması yönünde baskı uygulamaya devam ediyorlar. Filistin'de uydurma, zorlama, defakto ile adı barış olan bir teslimiyetin peşindeler. Başarılı olursa; herkesi, bunu kabul etmeye zorlayacaklar.

O zaman, abileri ABD; kardeşleri İsrail olan Arap ülkelerinin "barış" için neler yapabileceğini göreceğiz. O zaman bu zulme, bu onursuzluğa, bu teslimiyete direnenlere 'barış karşıtı' yaftasını kolay bir şekilde gidilebileceklerini göreceğiz.

Gerçi Suriye'de gördük. Ama ne yazık ki hala görmeyenlerimiz çok,  görmek istemeyenlerimiz de.

O kadar çok ki; mesela Yemen'de her 10 dakikada bir çocuk ölüyor. Yemen'e, sınırları kapatıldığı için İnsani Yardım giremiyor, ilaç giremiyor ve Suudi Arabistan'ın, Amerika'nın desteği ile Yemen' i işgal hareketi devam ediyor.

Nerede direnen bir halk varsa; orada ABD ve İngiltere önderliğinde bir dayatma, bir baskı, bir operasyon, bir savaş var.

Gazze'de, Filistin'de, Yemen'de işlenen savaş saçlarının hesabını da soracak gücümüz yok. Arakan'da Suriye'de işlemeler de Savaş suçudur. Daha önceleri, aynı Savaş suçu, Afganistan'da da  Irak'ta da işlenmişti.

Tüm bu yaşananlar ve mevcut tablo bazı durumları ve yapıları daha da önemli kılmaktadır. Astana ve Soçi süreçlerine bu açıdan bakılabilir. Astana'da, Soçi'de barış ve diyaloğun önü açıldı, çözüme dair umutlar belirdi. Bunun en büyük nedeni ABD' nin sürece dahil edilmemesidir. Ama ABD direniyor. Suriye'den çıkmam diyor. Bakalım Suriye'deki süreç nereye varır...

Sürecin sağlıklı devam edebilmesinin diğer unsuru Kürtlerle ilgili uygulanacak politikalar olacaktır. Kürtler, görmemezlikten gelinmemeli ama bölgedeki tüm çözümler ABD dahil edilmeden yürütülmeye çalışılmalı. İçinde ABD'nin olduğu hiç bir süreç, bölgede, çözümün, barışın ve istikrarın anahtarı olamaz.

Kürtler, ABD'nin, Kürtlerin de düşmanı olduğunu gördü, görmeli. Bölge ülkeleri de artık Kürtleri görmeli.

Şimdi başa dönelim. Her biri bir kaç günde yere serilen ve adına Arap baharı denen operasyonları hatırlayalım.

Biz terörist ABD'nin yanındaydık ve sıra Suriye'ye geldiğinde ve Suriye diğer ülkelere benzemez denildiğinde; birkaç hafta veya birkaç ay demiştik. Belki de yanlış yaptık özür dileriz demektir ahlaki olan. Hani ahlaktan da bahsetmiştik ya yazıya başlarken...

ABD'nin Suriye planına evet diyerek, Suriye' ye zulmettik. Halkını öldürüyor bahanesiyle halkından bir milyon insanın ölümüne neden olan savaşta rol aldık. Milyonlarcasının göçmen olmasına ve Suriye'nin yerle bir olmasını ve savaşın yıllarca uzaması sonuçlarının doğmasına neden olan tarafta yer aldık. Haftalar, aylar geçti ama savaş bitmedi, şehirler yıkıldı, İnsanlar göç etti ama savaş bitmedi. Suriye halkı hep öldü, Suriye şehirleri yıkıldı ama Savaş bitmedi, dünyanın bütün paramiliter güçleri, bütün terör örgütleri girdi Suriye'ye ama Suriye teslim olmadı. Savaş bitmedi, daha ne olacağı belli değil ve bu küresel hegemonyanın savaşı.

Savaş alanı sadece Suriye değil. Şimdi yeni senaryolar hazırlıyorlar, yeni Suriyeler peşindeler, yeni planlar tezgahlar kuruyorlar. Yapmak istedikleri belli: direnen tek bir insan bırakmamak.

Soçi'de; İran, Rusya, Türkiye çözüme adım adım yaklaşırken; şer ekseni de eşzamanlı olarak muhaliflerle toplantılar düzenliyordu. Evet yeni senaryolar peşindeler. Ve Türkiye'nin de yanlarında olmasını istiyor, Türkiyesiz yapamayacaklarını biliyorlar.

Türkiye, Suriye'de evet dediği için başına gelmeyen kalmadı. 15 Temmuz, bunlardan sadece biriydi. Türkiye beka sorunu bile yaşadı hala düze çıkmış değil.

Astana ve Soçi, sonuç alıcı bir deneyim, bölgesel bir mekanizmanın adı oldu. ABD Türkiye'yi buradan koparmak istiyor. Trump, cumhurbaşkanına telefonu açıyor,  İngiltere, İngiltere'de başbakanı ikna etmeye çalışıyor vs. Bu yöndeki çabalar devam edecek.

Bakalım bu defa da Türkiye ABD ye evet diyecek mi?

Herhalde demez değil mi?

Suriye'de evet demekle yıkılmanın eşiğine gelen bir ülkenin, tekrar benzer bir sürece evet demeyeceğini bekliyoruz. En ahlaklı, en barışçı, en dürüst, en hukuki, en akıllı karar alacağını bekliyor ve diliyoruz.

Ama içim hiç rahat değil. Tahminim, iyimser bir tahmin değil. Yanılmış olmayı umuyorum.

Gelin bu defa evet izni vermeyelim, artık hayır diyelim. Amerika'nın bölgede eskisi gibi güçlü olmadığını artık biz de görelim. Burada yaptıklarını, bizim ellerimizle ve bizi birbirimize karşı kırdırarak yaptığını ve bunun, onun gücü olmadığını fark edelim. Bunun, bizi yıkıma ve yok olmaya doğru götürdüğünü fark edelim, biz onurluyuz, bağımsızız diyelim.

Olamaz mı?