İfade Özgürlüğü

11 / 03 / 2017

İfade özgürlüğü temel insan haklarının başında gelir.

Genel anlamıyla ifade özgürlüğü; bir düşünce, inanç, kanaat, tutum veya duygunun barışçı yolla açıklanması demektir.

Bu özgürlüğü çeşitli şekillerde ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirmek mümkün.

Yine kamunun, kamu zararına olan, özel hayata müdahale niteliği taşıyan, toplum güvenliğini tehdit eden ya da şiddet içeren veya başka ihlal ve mağduriyetlere sebep olabileceği gibi nedenlerle bu özgürlüğe çeşitli sınırlamalar getirmesi de -makul ölçüler içerisinde ve adaletli/objektif ölçütlere dayalı olduğu müddetçe- hukuki bir uygulama kapsamına girer.

Türkiye, AK Parti iktidarı boyunca bu konuda hayli ilerleme kaydetti. Ancak 15 Temmuz 2016 olayından sonraki süreçte ilan edilen OHAL uygulamaları haliyle bu hakkın kullanılmasında bazı sıkıntılara neden olabilmekte. İçinden geçilen sürecin tabiatı da kısmen bu sonuçları doğurmakta.

Ancak, Suriye Savaşıyla başlayan bir geriye gidiş vardı ve tolum da STK'lar da her seçim süreci ya da savaşta gelinen evreyle birlikte iktidara kaymakta, bir çeşit dayanışma ve kenetlenme yaşanmaktaydı.

Elbette bazı STK'ların, bazı grup ya da partilere yakın olması ya da üyelerinin çoğunun belli bir siyasi görüşe sahip olması anormal değildir. Ancak, bunu benimsemeyenlerin giderek ötekileştirilmesi gibi bir sonuca gidilmesidir sakıncalı olan.

Her ne kadar zorlu bir süreçten geçiliyor olunsa da, müşavere, muhalefet ve eleştiriden yararlanmayı ihmal etmemek gerekir.

STK'lar toplumun vicdanı olma pozisyonlarından uzaklaştıkça, sağlıklı kararların ortaya konması güçleşir. Ancak gelinen noktada, insan haklarına yönelik STK'ların da son nefeslerini vermek üzere olduklarını gözlemlemek hüzün vericidir. Çünkü onlar; toplumsal, hukuksal kokuşmalara karşı tuz konumundaydılar.

İfade özgürlüğü altında, gerek medyada/medya yoluyla gerekse siyasi görüş ve parti içi mücadeleler veya partiler arası mücadele ve rekabetle de olabilir. Bu hususlar, iktidar partisi, ana muhalefet ya da muhalefet partilerinden herhangi biri içerisinde de cereyan edebilir.

Şiddet içermediği sürece bu konuda gerekli toleransın gösterilmesi daha gelişkin bir tavırdır. Çünkü barışçıl ifade haktır.

Çok sayıda vatandaşının yaşadığı Almanya'da, Türkiye partilerinin yaklaşan halk oylamasına yönelik konuşmalarının engellenmesi de ifade özgürlüğüne aykırı bir davranıştır, tıpkı Meral Akşener'in Çanakkale'de konuşmasının engellenmesi gibi.

Sinan Oğan'a yapılanlar gibi. Bu konuda Devlet Bahçeli'nin yaptığı açıklama ise talihsizce olmuştur.

Özellikle politikacılarımız ve medya bu konuda hassas olmalı. Askerler ve medya da.

Geçen haftalarda üzerine vazife olmadığı halde Genel Kurmay'ın medyaya açıklama yapması da; "Karargah Rahatsız" manşetiyle bu haberin verilmesi de ifade özgürlüğüne aykırıdır.

Bizim toplumumuz, yakın tarihimizde yaşananlar, darbeci geleneğimiz ve hatta bir yılını doldurmayan 15 Temmuz olayı göz önüne alındığında durum daha da netleşir.

Bu manşet veya haber, yasal olsun veya olmasın başka bir ülkede, örneğin Almanya'da ya da İngiltere'de yapılsa aynı muameleye tabi tutulur mu/tutulmalı mı? Hayır. Orada tamamen ifade özgürlüğü kapsamına girer. Eğer Türkiye, darbe tehlikesini tarihe gömmüş olsaydı aynı durum Türkiye için de geçerli olurdu ve biz bu haberin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu savunurduk.

OHAL uygulamalarının verdiği imkan ve manevra kabiliyeti, yasal siyasi rakiplerin/partilerin/yapıların tasfiyesi ya da başka bir kesimin üstlere taşınması gibi siyasi ya da kişisel/grupsal ekonomik ayrıcalıklara götürücü olmasına izin verilmemelidir.

OHAL uygulamalarının, mağduriyetleri hızlı şekilde giderici, vesayetçi/darbeci tehlikeleri bertaraf etme yönü ile işletilmesine özen gösterilmelidir.

Kimi makam ve mevkilerde bulunanların, OHAL uygulamaları görünümü ile toplum vicdanını yaralayan ve ülkeyi zor duruma sokmayı amaçlayan kasıtlı girişimleri de değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

OHAL'ın bir hukuksuzluğa götürmemesi, yasal dayanaklarının olması unutulmamalı ve yine OHAL'in, bazı hakları kısıtlaması doğal olmakla beraber; hukuku temel insan haklarını da tümden rafa kaldırmadığının da topluma hissettirilmesi önemlidir.