İhvan

15 / 02 / 2017

İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler)teşkilatı, lideri, yöntemi ve bıraktığı kayda değer gelenek bakımından İslami mücadele tarihinde ana akımlardan olmayı hak etmiştir.

Kendisi de öğretmen olan Elbenna, topluma bir öğretmen edasıyla yaklaşan bir çizgi oluşturmayı başarmıştır.

Yıllar sonra, bünyesinden Seyyid Kutup gibi değerli şahsiyetler çıkaran hareket, aynı bünyeden çeşitli direniş hareketlerinin çıkmasında da etken olmuştur.

Üstat Hasan Elbenna’nın 68. Şehadet yıldönümü ile İran Devriminin 38. Yılının da Şubat ayına denk gelmesi ve bölgemizde cereyan eden savaşların gidişatı ve etkenleri açısından önem arz etmesi bakımından bu iki olguyu kısaca ele almanın yararlı olacağını düşündüm.

İlk kuruluş yıllarında İngilizlere karşı Mısır askerleriyle aynı safta savaşan İhvan, Mısır’daki rejim tarafından taltif edilmemiş; tam tersine iftira ve hakaretlere maruz kalmıştır. Elbette seküler bir rejimin İslam’ı kabul etmesi düşünülemez. Kullanıp yok etmeyi düşünebilirler. Ancak İhvan da bir taltif için ya da rejime destek için değil; Mısır’ın yabancıların tasallutundan kurtulması için savaşmıştı. O günün İhvanının antiemperyalist çizgisi daha belirgindi.

Elbette İslami mücadelelerin barışçıl ve sivil temelde cereyan etmesi esastır ancak kimi yerlerde can güvenliğinin zorunlu kıldığı durumlar kendini dayatmakta, bu durum da savunma/direniş hareketlerinin doğmasına neden olabilmektedir.

Ancak Mısır İhvanı’nın, onca katliam, idam ve ülkede yapılan darbeye rağmen savunma yapmamakta ısrarcı olması düşündürücüdür.

Son yıllarda artan batı saldırganlığı karşısında oluşturulan ve teslimiyeti öğütleyen blok büyük oranda güç kaybetmiştir. İhvan ve Hamas gibi oluşumların zarar gördüğü bu çizgi önemli operasyonlara maruz kalmış, genetiği değişikliğe uğratılmıştır.

Düşmanla baş edilemeyeceği tezi, büyük tuzaklar barındıran bir ihanet çizgisidir.

Zira zillete götüren bir şiddet karşısında gerekli tepkiyi göstermemenin İslam fıkhında hoş karşılandığı söylenemez.

İran İslam Cumhuriyeti de 38. Yılı.

İslam Devrimi, birçok açıdan küresel etkilere neden olan değişikliklere yol açmıştır.

Umutsuzluğa doğru yol alan Müslüman dünyanın kendine güven kazanmasının önü açılmış, yenilemez denilen güçlerin yenilebileceği fikri de gerçeklik kazanmıştır.

İran-Irak savaşı adı verilen sekiz yıllık saldırıya, Mezhepçilik yaptığı söylenerek, yayılmacılıkla suçlanarak önü kesilmeye çalışılan devrim, sürekli ambargolara maruz kalmasına rağmen, mazlumlara yardım etmeyi sürdürmüş, her alanda yükselişini sürdürmeyi ve ayakta kalmayı, Müslüman ümmetin umudu olmayı başarmıştır.

Devrim, Şah'ın baskıcı rejimini yıktığı gibi, bu çağda tarihte bir ülkenin gerçek anlamda bağımsızlığını kazanabileceğini de gösteren önemli bir örnek oldu.

Kapitalist küresel saldırganlığın arttığı ve dünyanın Siyonizm ve diğer sapkın fikir ve güçlerce daha da yaşanmaz hale getirildiği çağımızda, İslam’ın önemi daha da artmaktadır. Bu da bizlere büyük sorumluluklar yüklemekte, bir yandan kurulan komplolar ve algı yönetimlerine karşı durma yönündeki sorumluluğumuzu artırırken; öte yandan İslam’ı sahiplenme ve arındırmaya yönelik sorumluluklarımızı da önemli kılmaktadır.

Batı, “Sünni" dünya ile İslam devrimi arasında sürekli ve sürdürülebilir anlaşmazlıklar çıkararak, devrimin kökleşmesini engellemeye çalıştı. Bunu büyük ölçüde de başardı. İhvan ve “Sünni” dünyanın bugünkü durdukları noktalar/konumlanmalar bunun somut göstergesi.

Batı, bu sayede İsrail’i düşman olmaktan çıkararak, İran İslam devrimini onun yerine koymayı başarmıştır.

Tüm barışçıl ve sivil yöntemlerine rağmen İhvan’a darbe vurmuştur. İhvan’ın da, bir direniş örgütüne dönüşmesini engellemeyi başarmıştır.

İnançlı kesimlerin siyaset yoluyla işgallerden kurtulabileceklerine inandırmıştır. Daha ötesinde, teslimiyeti kabul ettirmeyi kimi coğrafyalarda kimi kesimlere kabul ettirmeyi de başarmıştır.

Bu bakımdan, inançlı kesim, ilk asli genetiğine dönüp dikkatlice bakmalı, Seyyid Kutup’un uzlaşmasız çizgisinin neresinde olduklarını irdelemelidirler.

Yine tüm inançlı kesimlerin, komşumuz Suriye başta olmak üzere, bölge olaylarına yaklaşımda, İran ve Türkiye’nin farklı saflarda olmasını başaran küresel güçlerin, uzun vadede neyi başarmış olduklarını tefekkür etmelerinde yarar var.

Rabbim tüm mazlumların, inananların, İslam’ın yardımcısı olsun.