İNFAK VE PAYLAŞIM

05 / 08 / 2017

Toplumun bir kesimi haksız kazanç, rant, faiz ve ihale gibi kimi yöntemlerle gittikçe zenginleşirken; büyük çoğunluk giderek kredi bataklığında, borç batağında yüzer duruma gelmiştir.

Uyuşturucu, fuhuş ve aleni soygun ve hırsızlığın, hatta öfke ve saldırganlığın artmasının bile dolaylı olarak, toplumda kaybolan bu adalet duygusundan kaynaklandığını söylemek mümkün.

Böyle dönemlerde, bizi ayakta tutan değerleri işler hale getirmek, safları sıklaştırmak, dayanışmak daha da anlamlı hale gelmektedir.

İnsanların, birbirlerinin dertleriyle dertlenmeleri, birbirlerinin sıkıntılarını gidermeleri ve birbirlerine destek olmaları; onların aralarında sıkı bir bağ, güven duygusu, sevgi ve dostluğun gelişmesine neden olmaktadır.

“Harcamak ve sarf etmek” anlamı taşıyan infak, terim olarak da; Allah yolunda yapılan harcamalar olarak anlamlandırılır. Bu harcamalar, sadece maddi değerde olanlarla sınırlı değildir…

Müminleri kardeş sayan ve onların birbirlerini sevmelerini olgun imanın şartı olarak kabul eden İslam, paylaşımcı bir dindir ve peygamberi de paylaşımcı bir peygamberdi.

Bu bağlamda, esas olan, birbirimizi gözetme, yoklama, gözlemleme ve sorunlarımızı tespit etme sorumluluğumuz ön planda gelir ve bu kontrol komşudan/yakından/akrabadan başlar. Böylelikle herkes yakın çevresindeki insanların sorunlarını tespit etme ve bu sorunu gidermeye yönelik çaba sarf etmeye koyulur. Bu çabanın, İslami açıdan vazgeçilmez bir gereklilik olduğuna şüphe yoktur.

Peygamber, sadece Müslümanların değil; toplumun diğer kesimlerinin de sorunlarını götürdüğü bir şahsiyet ve merciiydi. Ona gelen bir sorunu, en güzel şekilde çözer ve insanlar memnun olarak ayrılırlardı.

O sadece sorunu balık vermekle değil; balık tutmayı öğretici, yönlendirici tarzda katkılarda bulunarak, insanları donanımlı ve güçlü hale getirmeye gayret ederdi. Her ne kadar infak, sadece maddi harcamaları kapsamasa da, peygambere gelen ekonomik sorunlar dışındaki sorunlardan bahsetmek, konuyu uzatacağı için değinmeyeceğim.

Bu dinin felsefesi, insanı insanla iletişim halinde olmasını öngörür. İnsanları cemaat ve ümmet olarak tanımlar.

Cemaat, birden fazla insanı, bir aileyi, arkadaş grubunu ifade edebildiği gibi; ümmet tüm dünyadaki Müslümanları, bazen bir şehirdeki Müslümanları, bazen de bir şehirdeki hemşerilerin tamamını ifade edebilmektedir.

Bu dinde fert/birey/bireycilik dışlanmış, insanların kendine yetmesi, kendi kabuğuna çekilmesi diğer insanlarla iletişimsizliği arzu edilmemiştir.

Nasıl ki, herkesin iman etmesi ve iman eden herkesin günah işlememesi istenmemişse; aynı şekilde herkesin kendine yetmesi de istenmemiştir. İnsanların, taleplerini, ihtiyaçlarını, haklarını, kendilerine yakışır şekilde istemelerini ve verme konumunda olanların da aynı şekilde, güzel şekilde vermelerini emreder İslam.

İnfak, İslam’ın en önemli farzlarındandır.

İnfak bize hak arama ve harcama eğitimimi de verir. Böylece paylaşır, bencil ve birey olmayı aşar, kardeşimizi gözetir ve mutlu oluruz. Bunu yapmadığımız zaman, Allah bizden hoşnut olmaz.

Evet hak arama adabı dedik. Bu Ebazerce bir tavra kadar gider. Paylaşma dedik, bu da peygamberceye kadar gider.

İslam, sadakayı çok geniş bir paylaşımcı ahlak olarak öğütlemekle birlikte, sürekli olarak bir sınıfın egemenliğini ve sadaka dağıtan konumda olmasını; diğer sınıfın/sınıflarında sürekli maddi sadakaya bağımlı bir hayat yaşadığı adaletsiz bir toplumu kabullenmez. Bu bakımdan İslam, emeksiz kazanmaya, zenginlerin, zenginliklerinden dolayı sınıflı bir toplum oluşturmalarına, kapitalizme, kör eşitlikçi adaletsizliğe, faize ve terörizme karşıdır.

Haksız kazanç, rant, yolsuzluk, rüşvet ve insan onuruna yakışmayan kazanma yöntemleri ile mücadelenin bir yolu da infaktır.

İslam, insanı, beşerden insan olmaya götüren eğitim sürecinin adıdır. Bu sürecin manifestosu Kuran’dır.

Konumuza dönecek olursak, insana nezaketi, diğergamlığı, duyarlılığı, halden anlamayı, paylaşmayı, egosunu yenmeyi ve daha birçok değeri yaşatarak öğreten bir eylemin adıdır infak.

İslam, insanın bütün eylemlerini Allah’a götürdüğü ve “beğendin mi, hoşnut oldun mu?” diye sorduğu bir dindir. Dolayısıyla, burada Kuran’ı anlamak ve eylemlerimizi Kuran’a uygun yapmak, bu soruların cevabını olumlu kılacaktır denebilir.

Fertlerin vicdanına, tercihine bırakılmış ve fedakarlık gerektiren infak zorunlu olmamakla beraber; zekat ve zekatın amaçlarını gerçekleştirmeye yönelik-toplum olarak yoksullukla mücadele gibi-eylemler zorunludur/farzdır.

Müslümanlar, birinci görevleri olan, toplumda İslami/adaletli bir sistem tesis etmek için ve sömürücü, adil bölüşümü engelleyici yapı ve mekanizmalarla mücadele devam etmekle birlikte; kendi içlerinde de infakı ayakta tutmaya devam etmelidirler.

Komşumuz açken sorumlu olduğumuz gibi, komşumuz hırsız ise de, uyuşturucuya bulaşmış ise de sorumlu olduğumuzu düşünebiliriz.

Direkt veya dolaylı olarak bu konuyla ilgili birkaç ayet ve hadisle son vermek istiyorum.

“Kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak ederler” (Ra’d, 22).

“Her ne hayır infak ederseniz kendi faydanızadır. Zaten siz ancak Allah’ın rızasını kazanmak için infak edersiniz. Hayır türünden her neyi infak ederseniz, size eksiksiz ödenir. Ve size asla zulmedilmez” (Bakara, 272).

“Onlar ki, mallarını infak ettiklerinde, israf da etmezler, cimrilik de etmezler. Bunun arasında orta bir yol tutarlar” (Furkân, 67).

“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın en güzellerinden ve sizin için yerden çıkardığımız şeylerden infak edin. Göz yummaksızın alıcısı olmayacağınız aşağılık şeyleri vermeye yeltenmeyin. Bilin ki gerçekten Allah zengindir, hamde layıktır” (Bakara, 267).

“Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: ‘İhtiyacınızdan arta kalanı.’ Allah, âyetlerini size böyle açıklar, iyice düşünesiniz diye…” (Bakara, 219).

“Altını ve gümüşü yığıp biriktiren ve onları Allah yolunda infak etmeyenlere gelince, onlara acıklı bir azabı müjdele!” (Tevbe, 34).

“Ey iman edenler! Malını sırf insanlara gösteriş olsun diye infak eden, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan kimse gibi sadakalarınızı başa kakmakla ve eziyet etmekle boşa çıkarmayın” (Bakara, 264).

“Onlar, hem cimrilik edenler hem de insanlara cimriliği emredenler ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiğini gizleyenlerdir. Biz, o inkârcılar için horlayıcı azap hazırlamışızdır” (Nisa, 37).

Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “Cimriler cennete giremez.”

Rabbim, bölgemizdeki, ABD ve batı yayılmacılığını ve terörizmini, onların kapitalist ve sömürücü düzenlerini yok etmemiz ve oyunlarını bozmamız için bizlere güç ve feraset; hakkıyla infak eden kullardan olmamız için de gayret ve imkan nasip etsin.