İNGİLİZ ŞİİLİĞİ

30 / 04 / 2017

Bir olgu veya sistem rasyonel temeller üzerine oturmuşsa ya da toplum tarafından güçlü şekilde destekleniyorsa; onu, zıddıyla yok etmek zor olur. Tam tersine, o fikri, olguyu veya sistemi daha da güçlendirirsiniz.

Öyle ise geriye tek yol kalıyor. En etkili, en şeytanca yol. Sahtecilik. Sahtesini üretmek ama ipleri, operasyonu/projeyi yönetenlerin elinde olacak şekilde.

Böylece, her türlü algı oluşturma, başka amaçlara hizmet ettirme, kafalara soru işareti koyma, çatışma çıkarma, fitne ve kaos ortamı oluşturma, kutuplaştırma ve daha nice operasyonların temeli atılmış olur.

İngilizlerin bu konuda duayen olduklarını hemen belirtelim. Mesela Hindistan’da Sihler, Arabistan’da Vahhabilik ve tasavvuf/mistik akımların güçlendirilmesi. Bu konuda İngilizlerin büyük dahli var...

Günümüzde, toplum mühendisliği operasyonları arasında sayılabilecek bu tarz projeler, teknolojik gelişmelerden dolayı daha hızlı, daha etkili olmakla beraber kullanım süresi kısa olmaktadır. Ayrıca, artık sadece paralel/sahte olanı üretmek sadece din, mezhep, tarikat için değil; parti, örgüt ve diğer birçok yapılanma için de geçerlidir.

İngiliz şiiliği ve Amerikancı Sünnilik’ten kısaca bahsetmek istiyorum. Maksadım, bu yapılar/olgular hakkında bilgilendirme değil. Amacım, küresel çapta, etkilendiğimiz algı yönetimlerinin farkında olup olmadığımızı, bu algıların, dünyada yaşanan savaşlar ve kaosla ilgisini ortaya çıkarmaya yönelik çabalara dikkat çekmekten ibarettir.

21. Yüzyıl’da, küresel hegemonyanın iki ana mücadele havzasından biri olan Ortadoğu, çok farklı, çok çeşitli, çok dinamik, çok zengin potansiyel taşıyan, kadim bir bölge...

Enerji var. Oyun içinde oyun var. İran var, İsrail var, Araplar, Kürtler var…

Ortadoğu’da 1979’da yaşanan İran İslam Devrimi, hem yeni bir Ortadoğu gerçeğini ortaya çıkarmış hem de küresel güçleri, bu devrimi/direnişi yok etmek için büyük ve karmaşık çalışmalara itmiştir.

Öncelikle, mezhepsel ötekileştirme üzerinden Irak’la sekiz yıl savaştırılan direniş, elindeki silah stoklarını tüketmesine rağmen, büyük kazanımlar elde etmeyi başarmış ve kökleşmiştir.

Savaş ve ekonomik yaptırımlarla direnişin yıkılamayacağını anlayan güçler, iç karışıklıklardan da sonuç alamamışlardır.

Yapılacak şey bellidir. Paralel bir şiilik. Paralel Şiilik. Bu defa paralel İslam değil. İran’ın İslam’la anılmaması gerekir. Mezheple anılması gerekir. Böylece ona saldırmak ve hakkında olumsuz algı oluşturmak daha kolay olacaktır.

Amerikancı Sünnilik ise, tarihten gelen saraycı, tekfirci ve ılımlı versiyonlarıyla zaten fazla düzenleme gerektirmemiştir. İran-Irak savaşında da İran’a karşı Sünniliği sahiplenme adına bir algı oluşturularak altyapısı daha hazır hale getirilmişti.

İslam dininin iki ana akımı olan, Şiilik ve Sünniliğin/ehli sünnetin karşılaştırmasını yapmak gibi bir maksadım da zaten yok. Her iki yelpazenin de bir sürü olumlu ve olumsuzluğu mevcut olduğu gibi; her iki yelpazede de dairenin dışına doğru savrulmuş gruplar, fikirler, ekoller var.

Yine, direniş derken de; mezhepten ya da İran’dan değil; dünyada, fesadı ve savaşı yayan, adalete engel olan küresel müstekbirlere karşı direnen bir anlayıştan/çizgiden söz etmekteyim ki, bu çizgi, İslam dinine mensup olmadığı halde, haksızlık ve hukuksuzlukla mücadele eden erdemli insanları da kapsamaktadır.

İngiliz Şiiliğinin oluşturulmasında da, gulat/aşırılar altyapı olarak seçilmiş. Bunlar, ehli sünnete sövme konusunda pervasızlar. Nasıl ki, Amerikan sünnliğinde altyapı tekfirci ve ötekinden nefret edenler ise; Şiilikte de, bu, ötekinden nefret eden, ona söven güruh tercih edilmiş.

Elbette, tüm resim bundan ibaret değil. Ancak yakın ve orta vadede, mezhepçilik ve mezhep savaşları üzerinden bölgedeki direniş potansiyelinin, İsrail ve diğer küresel egemenler yerine, kendi içlerinde tüketilmesini sağlamak. Batının yeni bir İran-Irak savaşına ihtiyaç duyduğu bu süreçte, Türkiye ve İran’ı hem zayıflatmak hem de güç birliği yapmalarını engellemek amacıyla bu projeye özel önem verildiği bilinen bir gerçek.

Amerikancı Sünnilik projesi, neredeyse büyük oranda başarılı olmuş ve başta Suudi Arabistan, bazı körfez ülkeleri ve Türkiye’de bazı yapılar İsrail’i dost olarak kabul etmişler; İran’ı ise mezhepçilik yapmak ve yayılmacılıkla suçlayarak düşman konumuna yerleştirmişlerdir.

Hem Amerikancı Sünnilik hem de İngiliz Şiiliğinde laiklik, İsrail ve batının düşman değil; dost olduğu, İran’la mücadele edilmesi ve İran’ın durdurulması gerektiği ilkeleri sabit ve vazgeçilmezdir.

İngiliz M16 tarafından idare edilen İngiliz Şiiliği ve CIA tarafından idare edilen Amerikan Müslümanlığı/sünniliği mensupları, şimdilik azınlıktalar. Bunlara, her türlü finansal ve teknolojik destek, bu ülkelerce sağlanmaktadır. Suudi Arabistan ve bazı körfez ülkelerinin de bu akımlara ciddi manada finansal ve lojistik destek sağladığı da bilinen bir gerçek.

Bu iki radikal ekol de, mezhepsel yakınlaşmalara, vahdet politikalarına ve akılcı yaklaşımlara karşıdırlar. Siyonizm ve emperyalizmle mücadele yerine, onlara karşı sessiz ve tepkisiz kalmayı tercih ederler. Diğer Müslümanlara karşı ise kin ve nefretle doludurlar.

2013 yılının Eylül ayında Hamaney, İran’ın düşmanlarıyla ilgili bir konuşmasında: Merkezleri Batı’da bulunan Şii uydu kanallarından bahsetti. Bu kanallar, Amerika Birleşik Devletleri’nden ve Londra’dan yayın yapan tv kanallarıydı.

İngiliz Şiiliğinin en etkili grubu Şirazilerdir. İran’ın Kum şehrindeki bir din adamları ailesinin çocuğu olan, Ayetullah Sadık Şirazi’nin takipçileridirler.

-Şirazi'nin; İran İslam Devrimi, İmam Humeyni ve mezhepsel ritüeller, şiilik teorileri ve metodolojik yaklaşımlar noktasında geçmişten gelen ayrılıkçı yaklaşımları var...-

Farsça, Arapça, İngilizce ve Türkçe olarak yayın yapan 19 uydu kanalına sahipler.

Bu kanalların çoğunun merkezi, Şirazilerin eskiden güçlü olduğu Kerbela’da bulunuyor. Bir kısmı ise Birleşik Krallık’tan yayın yapmakta. Bunlardan; Khadija TV Peterborough’dan, Al Zahrah ise Harrow’dan yayın yapmakta.

İran, şiilğin sapkın ve aşırı fraksyonlarıyla mücadele etmeye devam etmektedir. Bir taraftan bunların tv yayınlarına karşı savaş açan İran; diğer taraftan halifelere ve Hz Aişe’ye küfür ve hakareti, kanlı Hz. Hüseyin’i anma törenlerini yasaklamaktadır.

Örneğin; ikinci halife Ömer bin Hattab’ın ölüm gününde şenlik düzenleyen kişilerin hapse gireceği düzenlemeler bile yapılmıştır.

İran, bu tür geçmişten gelen aşırılıklarla en üst düzeyde mücadele ederken; Britanya’dan yayın yapan tv kanalları, Şii dünyasında söz konusu törenlerin yapılmasını teşvik etmektedir.

Yine, mezhepler arasında vahdet toplantılarını sürdürmeye de uluslar arası nitelikte devam etmekte olan İran, buna üst düzeyde önem vermektedir.

Hamenei, Tahran’da düzenlenen 30. İslami Vahdet konferansında:

“İslam Dünyası bugün birçok sorun ve sıkıntı yaşamaktadır. Vahdet ve birlik ile İslam’ın ortak noktalarının bayrağı altında mezhebi ve fikri ihtilaflardan geçmek, bu sorun ve sıkıntılar için bir çözüm yoludur.

İslam ülkelerinin birliği, Amerika ve Siyonistlerin komplolarını başarısız kılacaktır.

İslam hükümetlerinin ve halkının vahdet ve birlik içerisinde olması halinde, Amerikalılar ve Siyonistler isteklerini Müslümanlara dayatmaktan vazgeçecek ve unutturmaya çalıştıkları Filistin komploları başarısız olacaktır.”

İran’ın en üst düzeydeki resmi yaklaşımı, bu tarz ayrılıkçı akımlara karşı, akılcılığı, diyaloğu, vahdeti ve ilmi çalışmaları öne çıkaran politikalar olarak özetlenebilir.