IRKÇILIK TEHLİKESİ VE KÜRESEL TERÖRİZM

20 / 08 / 2017

Günümüzün en büyük terörist yapılanması; devlet olarak ABD; örgüt olarak NATO'dur.

Bu kanıtlanmış gerçeği esas almadan uygulanacak tüm politikalar başarısız olmaya mahkumdur.

İkinci dünya savaşından sonra batı tarafından kurulan tüm uluslararası kurum ve değerler kıymetsizleşmiş ve araçsallaşmıştır. Bu itibarsızlaştırmayı da yine batı, kendi putunu yiyerek gerçekleştirmiştir.

Batı, medeniyet söylemi bakımından çökmüş; diğer alanlardaki çöküşü yavaşlatmak için tüm argümanlarıyla daha da saldırganlaşmış ve pervasızca çırpınan bir görünüme bürünmüştür.

Irkçılık bir nevi ötekileştirmedir.

Kendini üstün; ötekini değersiz veya kendine göre altta görme ve kabullenme anlamını içerir.

İnsanoğlunun var oluş serüveninin başlarından beridir var olan bir olgu.

Şeytan’ın/İblis’ in, kendini Adem’ den üstün saymasını ve bu nedenle asi olmasını ilk ırkçı eylem olarak niteleyenler çoğunlukta.

İblis, bunu, ontolojik bir olguya dayandırmıştı: Kendisinin ateşten; Adem’ in ise topraktan yaratıldığını öne sürerek, ateşin daha değerli olduğunu savunmuştu.

Oysa insan, ırkçılıkta İblis’ i geçti. Topraktan yaratılan hemcinsini ötekileştirdi. Onun bahanesi ise özellikle renkti. Siyah ve beyaz diye iki renk icat etti, beyaza iyi dedi, güzel dedi ve bu algıyı hep destekledi. Hatta o kadar ileri gitti ki, bazı dönemler siyah’ı düşük insan yerine bile koymadı, onu hayvan olarak tanımladı.

Batının tarihi, bir anlamda ırkçılığın da tarihi sayılabilir.

Batı, bu uğurda çok kan döktü. Yaptığı işkenceler, insanları hayvan gibi kafeslerde sergileme, köleleştirme, asimilasyon ve katliamlar.

Genellikle biri diğerinden geri olmasa da, ABD’nin ırkçılık sicili oldukça trajiktir.

Dünyanın dört büyük ırkından biri olan Kızılderililer’ i yok eden bir sicili vardır...

Afrika Kıtası’ nı köleleştirmeleri, İsrail eliyle Ortadoğu’ da yürüttüğü politikalar hatta teslim olmayı kabul edeceği bilindiği halde Japonya’ ya hem de iki adet atom bombası atmasının arka planında ırkçı etkenleri görmek mümkün.

İslamofobi politikaları da ırkçı yaklaşımlara dayanıyor.

Bosna’ da NATO’nun Boşnaklar’ a uyguladığı soykırımın tarihi arka planında da ırkçılık yatmakta.

Modern ulusçu devletlerle ırkçılık daha da çeşitlendi ve yayıldı. Farklılıklara tahammül azaldı, tek tiplilik ön plana çıktı. Asimilasyon ve ötekileştirme yaygınlaştı.

Batı tarihinde, ırkçılık ve Faşizm’i meşrulaştırmak için bilimsel çalışmalar yapıldı.

Hitler ve Mussolini de bilinen örneklerdir.

ABD’nin aradan geçen yıllara rağmen hala ırkçı izler taşıdığını zaman zaman medyaya yansıyan olaylarda görmekteyiz. Son olaylarda olduğu gibi.

Irkçılık, sadece etnik ırkçılıkla sınırlandırılamaz. Coğrafya, kültür, dil, din/mezhep üzerinden de ötekileştirme ve ırkçılık yapılmakta.

Kendilerini seçilmiş ve özel kabul eden Siyonist Yahudilik, dinsel ırkçılık ve ötekileştirmeye tekabül ediyor denebilir.

Irkçılık ve ötekileştirme yasaklayıcı ve inkarcıdır. O yüzden hak tanımaz. Ötekileştirdiğinin kimliğini tanımaz, farklılık tanımaz. Ötekinin, kendi başına buyruk olma, kendi geleceğine kendi yön verme eğilimlerini kabullenmez.

Kendini en üst otorite kabul eder ve yaşamın şeklini ve sınırlarını belirlemeye yetkili görür.

Irkçılık, yayılmacı ve işgalcidir, eşitliği asla kabul etmez. Kendini merkeze alır ve dünyanın, kendi ekseninde dönmesini doğal karşılar, dünyayı yönetmeye kalkışır.

Irkçılık güce tapar. Kendinden daha güçlü olana yanaşır, onu otorite kabul eder; zayıfı ezer. Kendine ebedi bir güvenlik ortamı oluşturmak için diğerlerinin hepsini gözünü kırpmadan yok edebilir.

Irkçılık, ötekiyle arasına sınır çizer, duvar örer ve bu sınırları kutsar. Barışçı, paylaşımcı ve birliktelikçi değil; ayrımcıdır.

Irkçı, yok etmediği ya da edemediğinin kendisine itaat etmesini ve kaderinin kendisi elinde olmasını ister, onu azat etmez, özgür olmasını istemez.

Günümüzde, tahrif edilmiş dinsel anlayışlar yaygınlık kazanmış, bir çeşit despotluk yayılmaya başlamıştır. Birçok ülkede, tek adamlık, üstü kapalı monarşizm yayılmaktadır.

Bölgemizde de dine dayandırılmak istenen ırkçılıkla karşılaşmaktayız. Dini bilgisi yüksek olan zatların/kesimlerin de ırkçılık karşısında zayıfın değil de; gücün/güçlünün yanında saf tutması fitnelerin çoğalmasına, toplumun ifsadına yol açmaktadır.

Irkçı bir sistemde, sınıflılık mevcuttur. Alt sınıflar, sadece kültürel olarak değil; ekonomik olarak da ezilirler. Onlara, sadece yaşayacak ve üst sınıfa hizmet edecek kadar bir yaşam alanı tahsis edilmiştir, bunun ötesine geçme yolları kapatılır.

Modern çağda ortaya çıkan insan hakları sistematiği, teoride her ne kadar “hak” endişesi taşıyor görünse de aslında, küresel ölçekli ötekileştirme ve ırkçılığı önlemeyi hedeflememiş, zihni ve tarihi altyapısındaki “öteki”ni kontrol altında tutmaya devam etmiştir. Batının insan hakları anlayışında/kendi ürettiği değerde örtülü bir ötekileştirme vardır.

İnsan haklarına kendi uymayıp; ötekine karşı çoğu kez bunu silah olarak kullanması, değişim ve asimilasyon aracı olarak onu işlevselleştirmesi, bu konuda kendini otorite kabul etmesi ve “hak” kavramını sekülerleştirmesi bunun göstergesi sayılabilir.

Buna rağmen, hemen hemen tüm insan hakları metinlerinde, ötekileştirmenin, ırkçılığın insan haklarına aykırı olarak kabul edilmesinin değerli olduğunu göz ardı etmemek gerektiğinin de altını çizmekte yarar var.

Batının, günümüzde, öteki/Müslüman toplumlara yaptığı; dinsel, ekonomik, siyasi, coğrafi ve etnik ötekileştirme ve saldırı politikaları devam etmektedir. Dolayısıyla, küresel emperyalizm ve hegemonyaya karşı verilecek mücadele, hem insan haklarının hem insan olmanın gereğidir.

Ötekileştirenlerin kullandığı algı yönetimi ve diğer manipülasyonlar bir yana, günümüzde terörizmi de kullanmaktalar. Hem terör gruplarını kullanmakta hem de devlet olarak terör yapmaktalar. Bu günün terör örgütlerinin çoğu, devletlerdir ve terör grupları da onların askerleridir. Bu durumu doğru algılamak, ötekilerin kurtuluş mücadelelerini aydınlatıcı etkiler ortaya çıkaracaktır.

Sonuç olarak, ırkçılık ve ötekileştirmenin hala devam ettiğini, bu günlerde batı ülkelerinde yaşanan terör saldırılarının da ana sebebinin bu küresel ölçekli terörden kaynaklandığını, gönümüzde terörün ana kaynağının ABD başta olmak üzere batı olduğunu ve dünyanın, istilacı küresel ölçekli ve ABD'nin başını çektiği bu terörizmle mücadele etme bilincini bir an önce yakalaması gerektiğini söyleyebiliriz.