İSLAM’IN ŞARTLARI: EMPATİ

29 / 07 / 2017

Kökeni ve bilimsel tanımını bir kenara bırakarak, çok dar anlamda tanımlayacak olursak; Empatiyi; bir insanın kendisini karşısındakinin yerine koyarak; düşüncelerini doğru anlama, duygularını hissetme ve ona göre davranış belirleme ve sergileme” şeklinde tarif etmek mümkündür.

Şahsen İslam’ın şartlarının ‘beş’le sınırlı olduğu bana sahici gelmiyor. İslam’ın şartlarının ezberde tutamayacağımız kadar çok ve karmaşık olduğu kanaatinde de değilim. Sayısal anlamda İslam’ın şartlarını hesap etmek bizleri çıkmaza götürür. Sayısal tespit ille de önemlidir diyenlere ise şu seçeneği salık veririm: İslam’ın şartlarını ‘bir’e indirmek en iyisi. Evet, İslam’ın şartı birdir: Kur’an.

Önemli olan sayısal değil; ilkesel bakmak. Mesele sayılarda değil; ilkelerde. İslam’ın şartlarına ilkesel yaklaşmak zorundayız.

İlkeli olmalıyız. İslam’ın bizleri nasıl şekillendirmek istediğini aramak, bulmak ve benimsemektir İslam’ın en önemsediği ilke.

Empati, bu bakımdan en önemli ilke ve yöntemlerden birisidir.

Empati hem bir test, hem bir tespit, hem de adalete ulaştıran bir ilkedir.

Bu bakımdan empatiyi, sadece psikolojik bir kavram olarak sınırlamak yetersiz olacaktır. Onun adaletle/hukukla, ahlakla/erdemle hatta toplumsal barışla ilgisi vardır.

Empati, ötekileştirmeyi önleyen bir kavramdır. Ötekinin neler hissettiğinin denenmesi ve bunun sonucunda yapılması gerekeni öğretici bir özelliği mündemiçtir.

Kişiler ve toplumlar arasındaki ilişkilerin olumlu olması için gerekli koşullardan birisi de empati olduğu gerçeği hep gözden uzak tutulmuştur.

Psikiyatri ve psikolojinin çeşitli dallarında empati ile ilgili çeşitli araştırmalarda, özellikle klinik ve sosyal psikoloji, gelişim, danışma, okul ve iletişim psikolojisi alanlarında önemli birikimler sağlanmış ancak empatinin, siyasi ve hukuki alanlara taşınması konusunda yol kat edilememiştir.

Faşizm ve ötekileştirme, Kapitalizm ve Emperyalizm, empati yöntemiyle olmasa da, insanların ve toplumların hissiyatlarını, istek ve eğilimlerini büyük oranda tespit eden çalışmalar yaparlar. Üretilecek bir mal için ya da bir pazarlamacının mal satabilmesi için bu tür eğitimlerden geçmesi gibi basit örneklerde empati önemli bir metot iken; toplum mühendisliği, algı yönetimi, soğuk savaş, asimilasyon politikaları hatta terörist amaçlar ve işgaller için de ampati yöntemleri kullanılmakta.

Ancak, bu tespitlerin amacı, bu kesimlerin hakları konusunda bir çabaya girme niyetinden kaynaklanmamakta; tam tersine bu durumları/verileri daha fazla sömürü planları yapmak için kullanmak istemesinden kaynaklanmaktadır.

Demek ki empati, her zaman doğruyu bulup; doğru davranış sergilemek amacıyla yapılmamakta.

Doğruyu arama ve bulma ahlaki bir sorundur. Empati, iyilerin, doğruyu bulma ve hisseme yöntemlerinden biri olmalıdır.

Empati, bencilliği/bireyselliği dışlar. “Ben” yerine, “biz” i koyar.

Gerçek anlamda yapılacak bir empati, toplumları özgürleştirici bir etkiye sahiptir.

Empati ile bir mesleğin, engelin, yetimin, mazlumun, yoksulun, yolda kalmışın, işsizin, işçinin, sınıfın, yaşlının, çocuğun, canlının, ölünün, annenin, babanın, çevrenin, etnisitenin… artı ve eksilerini tespit etmemize de olanak sağlar.

Ancak çoğu kez, yukarıda bahsettiğimiz ve empatiyi sadece daha fazla sömürmek için yapanlara nasıl empati yaptıracağımız da önemli.

Sırtını sisteme dayayarak, zor ve zorbalıkla zayıfların elindekini alan bir toprak ağasına nasıl bir empati yaptıracağımız, Fabrika sahibi bir patrona, işçisinin neler yaşadığını, çektiği geçim sıkıntısının onu ve ailesini nasıl etkilediğini, bir siyasi yönetiye, asgari ücretlerinin neler hissettiğini, emeklinin nasıl yaşadığını hissettirmek veya ülke yöneticilerinin korsan ülkelerle, zorba ve terörist ülkelerle yaptıkları anlaşma ve işlerden dolayı nasıl bir hissiyat içinde olduklarının tespiti gerekli ve zor olanıdır.

Doğru, bir haktır. Onu uygulamaya/uygulatmaya zorlamak da bir hak/görev ve erdemdir.

Empati, kişi veya toplum olarak yapmamız gereken bir eylem olmakla sınırlı değildir. Başka canlılar, geçmiş ve gelecek nesiller için, tarih, sanat, mimari alanda da empati geliştirmek zorundayız.

Örneğin, anız yaktığımız zaman; yanan hayvanlar, yakılan yavrular, yuvala ve toprağın verimsizleşeceğine dair empatiler yapmalıyız.

Üçüncü kuşak/bizden sonra gelecek kuşakların hakkı olan bu toprağa, suya, doğaya karşı işlediğimiz bu suçun, hayvanları diri diri yaktığımızı ve bunu yapabilenin, insanlara ve topluma da zarar verebilecek bir potansiyele sahip olduğunu, tedavi edilmesi veya eğitilmesi sonucunu empati yaparak tespit etmemiz mümkün.

Betonlaşma, sanayi atıkları ve ekolojiyi yok etmeye hakkımız olmadığını, dünya kaynaklarını, ihtiyacımızdan fazla kullanma hakkımız olmadığını da aynı yöntemle anlamak mümkün.

Baskı altında yaşayan, insanların, toplumların, hakları yok sayılanların, asimile edilenlerin, ötekileştirilenlerin, kısıtlananların, yurtları işgal edilmişlerin hissettiklerini, onların dünyanın diğer kesimlerinden destek görmemelerinin onlar üzerindeki etkilerini, fikir ve düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasının, ibadet özgürlüğünün kısıtlanmasının, şehirleri ve ülkeleri hapsetmenin, onlara ambargolar uygulamanın, siyasi hırsları için yok edilen, öldürülen, sürülen milyonlarca çocuk, yaşlı, kadın, genç insanın hissettiklerini anlamak için de empati yapmak gerekli.

 Kur’an’ da, empati örnekleri oldukça fazladır: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse sen de onları esirge!” ayeti çok yönlü empati önerileri içermekte.

Hem yaşlıların çocuklar gibi sevgi ve şefkate muhtaç oldukları duygusal ve bulundukları durum/konum bakımından bir empati, hem kendisini onların yerine koyarak onları anlamaya çalışmayı, davranışlarını ona göre belirleyip sergilemeyi, bir gün kendilerinin de aynı konuma düşebileceklerini içeren empati önerileri bunlardan bazılarıdır.

Empati hakkında, birçok anket, araştırma ve uygulama yapılmaktadır. Dolayısıyla bu konuda çok şey söylenebilir. Bize düşen, empatinin erdem/ahlak boyutudur. İyi niyetle yapılan bir empatinin, insan-insan ve insan-doğa ilişkileri açısından en az hatalı davranış biçimi sağlayacağını belirtelim ve sözümüzü bir hadisle sonlandıralım:

"Sizden birisi kendisi için arzu edip istediği şeyi din kardeşi içinde arzu edip istemedikçe iman etmiş olamaz".

Selam ve dua ile.