“İSRAİL, BİR TERÖR DEVLETİDİR”

16 / 12 / 2017

Evet, Batı devletlerinin kurduğu, diplomatik ve ticari ilişkilerimizin devam ettiği, ilk tanıyanlardan olduğumuz: İsrail, bir terör devletidir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin Kudüs kararı sonrasında olağanüstü olarak İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesinde İsrail’in bir terör devleti olduğu gerçeğini dile getirdi.

Malum olduğu üzere, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT), ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma ve ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşıma yönündeki planını açıklamasının ardından dönem başkanı Türkiye'nin ev sahipliğinde olağanüstü toplandı.

Erdoğan’ın bu toplantıda yaptığı konuşmasında, önemli tespitler ve sürdürülen yanlışlar bir aradaydı. Bu çizgi, alınan kararlara da yansıdı ve aslında ABD ve İsrail’in memnun olduğu bir sonuçtu bu.

Elbette İslam ülkelerinin farklı kulvarlarda olmaları, bölünmüşlükleri ve toplanmalarının bile bir başarı sayıldığı ortamda, bu açılardan toplanma ve bazı “tavsiye” kararları almaları bir başarı ve elimizden ancak bu kadarı geliyor söylemine uygun. Ancak, bu sonuç, uzun vadede işimizi daha da zorlaştıracak kabuller içermekte hem de Doğu Kudüs ve 67 sınırları gibi, İsrail’in Filistin toprağının önemli bir bölümü ve Kudüs’ün yüzde seksenine yakınını işgalini kabulün bir zafer olarak ilan edilmesi gibi.

ABD'nin, bu önemli kararı karşısında gösterilen tepki; oldukça cılız ve etkisiz kaldı. Zaten İsrail cephesi de İİT kararlarının ve gösterilen tepkilerin kendilerini etkilemediğini beyan etti.

1947, BM paylaşım planında; Filistin ciddi manada küçülmekteyken; İsrail genişlemekte. 1949 – 67 arasına da bu durum hızlı şekilde devam ediyor. Günümüz de ise Filistin;1947’deki İsrail durumunda.

Dolayısıyla İsrail terör devletinin en önemli kurucu ve hamilerinden biri de BM’dir. Bu bakımdan, 'konuyu BM Genel Kuruluna taşıyabilirsek' tarzında başlayan söylemler ve eylemler oldukça ironi.

İslam İşbirliği Teşkilatı İstanbul toplantısının sonuç bildirisindeki en önemli nokta: ABD’nin bu yasadışı beyanın geri çekilmemesinden doğacak tüm sonuçlardan bütünüyle sorumlu tutulacağıdır.

Yine ABD’nin, bundan böyle Filistin konusunda taraf konumuna geldiği yönündeki söylem de önemelidir. ABD'nin, bölgesel süreçlerden uzaklaştırılması önemsenmesi gereken bir politikadır.

Zira ABD’nin içinde olduğu her faaliyet, siyasi diyalog ve çözüm adı altında giriştiği süreçler; hep kan ve gözyaşı, adaletsizlik ve yeni sorunların ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır.

İslam ülkelerinin Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıması ise önemliydi ama zaten bütün dünya tarafından öteden beri benimsenmekte olduğundan, sadece onaylanmış oldu.

1967 sınırları esasına bağlı iki devletli ve Filistin’in başkentinin de Doğu Kudüs olduğunu öngören bu "çözümü"; İslam ülkeleri ile birlikte, Avrupa Birliği’nden Çin’e kadar tanıyan bir yelpaze mevcuttu.

ABD'nin Kudüs hamlesi, sadece İsrail ile ilgili değil; ABD ve batının önümüzdeki süreçte Ortadoğu ve Akdeniz başta olmak üzere, direnenlere karşı uygulayacağı politikaların bir alt zemini olmasıyla da ilgilidir.

Bu kararın alınmasında önemli rolü olan Suudi Arabistan, Mısır, Malezya, Endonezya ve Türkiye gibi İslam dünyasının önde gelen ülkeleri olmak üzere Ürdün, Fas, Cezayir gibi bölge güçlerinin aralarında bulunduğu ülkeler, İran kadar yapamasalar da; ABD ile ilişkilerinde cesaretli geri adımlar atmadıkça ABD ve İsrail'i etkilemeleri düşünülmemelidir.

Bu bağlamda, Türkiye'nin Suriye'de yaptığı yanlış ve İsrail ile yeniden ilişkiye başlamasının, bölgesel yıkımı ve ABD'nin Kudüs kararını kolaylaştıran etkenler olduğunun altını çizmeden geçmemek gerekir.

Filistin konusunda, İslam ülkelerinin ortak birlik kurmaları ve ortak tutum ve politikalar belirlemeleri halinin sistemleşmesi zorunluluk arz eder.

Ancak, ülkeler olarak ana sorumluluk ve yük, bölge ülkelerine düşmekte. Türkiye, İran, Mısır ve Suudi Arabistan, bu bağlamda önemli ülkeler.

Oysa batı, Suudi Arabistan'ın elini kolunu bağlamış, Mısır'a sıkı bir markaj uygulamakta, Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak istemekte ve İran üzerinde kuşatma ve çemberi daraltma politikalarıyla süreci kotarmaya çalışıyor.

Zaten İsrail ile mücadelede devletler, geçmişte de savaştıkları halde yenilmiş; ilk kez bir direniş örgütü olan Lübnan Hizbullah'ı, Suriye'nin de desteğiyle 2006'da İsrail'ı mağlup etmişti. Bu bakımdan, bölge ülkelerinin, Filistin'i kurtarma amaçlı bölgesel çapta askeri yapılanmalar, özel ordular kurmaları bölgenin gerçekleri arasında yer almakta gibi.

Sonuç olarak, İİT sonucu, hiç olmazsa birkaç bölge ülkesinin hemen İsrail ile ilişkilerini kesmesi ve diğer ülkelerin de İsrail ve ABD ile ilişkilerini gözden geçirmesi ile başlamadığı için etkisiz olmuştur denebilir.