KENDİNİ VE ALLAH’I BİLMEK

08 / 04 / 2018

Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka, “Allah” diyeceklerdir. O hâlde nasıl (haktan) döndürülüyorlar? (Ankebut/61)

Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. De ki: “Hamd, Allah’a mahsustur.” Fakat onların çoğu bilmezler. (Lokman/25)

“İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktır” der Yunus.

İnsanı, Allah’ı ve onun sistemini/sünnetullahı/dinini bilmeliyiz. Bunun yolu Kuran’dır.

Son günlerde toplumsal dönüşüm konuları gündeme geliyor hep. Bu defaki konu: Deizm. Toplumun her kesiminden deizme bir kayma olduğundan bahsediliyor. Bu konularda köşe yazıları yazılıyor, toplantılar yapılıyor ve çalıştaylar düzenleniyor.

Konuyu biraz daha ilginç kılan ise toplumun inançlı/muhafazakar ailelerinin de bu yönde bir eğilim içinde olmaları. İmam hatipli gençlerin de deizme kaydığından söz ediliyor. Bu da işi, daha bir önemli kılıyor.

Bu arada; dünkü İmam hatiplerle, bugünkü imam hatipler arasında, elbette ki oldukça önemli niteliksel farklar ve vizyon farklılıklarının olduğunu da unutmamakta yarar var.

Kaybolan gerçek İslam’ın ruhunu yeniden yakalamalı, yeniden iman etmeliyiz. Görüldüğü ve ortaya çıktığı gibi, mevcut sistemle, toplumun ahlaklı ve dürüst bir toplum olmayacağını artık anlayarak yeniden kendi saflarımıza/Allah’a/gerçek dine dönmeliyiz.

Elbette toplumda ‘emin’ modeller, sahih din anlayışı ve gerçek liderler olmayınca; toplum da -özellikle gençler- başka arayışlara yönelebilmektedirler. Bu bağlamda; –gerçekten de abartıldığı kadar boyutlandığı da şüphe götürür- batılılaşmanın, modernleşmenin, tüketim kültürünün ve gittikçe yaygınlaşan kapitalist davranış tarzının, dizi kültürünün de  deistleşmenin önemli etkenleri arasında olduğu söylenebilir.

Dindar nesil yetiştirmek projesinden yola çıkılarak; deist bir nesle ulaşmak ise ayrıca ironik bir durum. Bu konuda gerçek anlamda sosyolojik çalışmalar yapılmalı…

Din; ahlak, adalet ve bilgi temelleri üzerine inşa edilir. Başka zeminde yeşermez.

Yine toplumda, insanların gerçek dine ulaşmasının önünde birçok engelin olduğu dikkate alınmalıdır.

Deizm; akılla tanrıyı bulma anlamını taşıyor. Tanrı’nın varlığını kabul ediyor. Ancak, sadece vardır diyor. Ancak bu tanrı; Allah değil. Çünkü bu tanrı’nın; din, kitap ve peygamber göndermediğine; varlığa ve insana müdahale etmediğine inanılıyor. Genel hatlarıyla deizm bu. Ateizmin farklı bir versiyonu, seküler bir yaklaşım.

Konya İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bazı vakıflarla düzenlediği “gençlik ve inanç” konulu çalıştayda bu anlamda çeşitli sonuçlar ve sorunlar tespit edilmiş. Bu tespitlerde İmam Hatiplerin henüz gençleri aydınlatma ve onlara donanım kazandırma, model olma anlamında bazı eksikliklerin giderilmesi ve dikkatli davranılması gereği üzerinde de durulmuş...

Teknoloji ve sosyal medyanın hüküm sürdüğü bu yeni çağda yeni nesle/gençlere dini anlatmak, özellikle ergenlik dönemlerde onlara doğru ve doyurucu rehberlik yapmak ciddi bir sorun halini almış durumda. Bu duruma okulların, eğitim sisteminin ve öğretmen modelinin, rol ve donanım olarak yeniden revize edilmesini önermek gerekebilir.

“Son dönemde sıkça dindar ailelerin çocuklarının deist ya da ateist olduklarına şahitlik ediyoruz. Bizi afallatan, dindar bir aile ortamında yetişen, tesettür, namaz, oruç gibi ibadetlerini yerine getiren gençlerin deist ya da ateist olamayacağı ezberimiz. Aileler kendilerine nerede yanlış yaptık diye sorarken, bazen sebep “Yolda şarkı söylerken seke seke yürüyebilmek istiyorum. İslam buna izin vermiyor’ sözleriyle ifade edilebilecek kadar basit olabiliyor.

Profesör Dr. İhsan Fazlıoğlu, geçtiğimiz günlerde bir panelde yaptığı konuşmada, odasına gelerek inanç konularında konuşmak isteyen, başörtülü oldukları halde kendilerini ateist olarak nitelendiren öğrencilerden bahsetti. Fazlıoğlu’nun konuşmasının o bölümü şöyleydi: “Okuduğum İmam Hatip okulundan bir heyet gelerek benimle fikir alışverişinde bulunmak istediklerini söylediler. Deizm yayılıyor, bu çocuklara ne anlatalım, ne yapalım diye sordular. Dedim ki, konuşmayı bırakın, yapın artık. Devamlı konuşuyoruz. Terbiye temsil ister. Örnek olacaksınız. Dini temsil makamındaki insanların bu durumu sürdüğü müddetçe 10 yıl sonra neslimiz bizimle kavga edecek. Bu dinin bir faydası olsa babama anneme olurdu diyecekler.

15 Temmuz’dan bu yana benim odama 17 tane başörtülü deist bile değil tanrı tanımaz öğrenci gelip benimle bu konuları konuştular. Başörtülü öyle geleneksel de değil bildiğin başörtülü. Sosyal statüleri gereği, aileleri nedeniyle hala başörtüler ama tanrıya bile inanmıyorlar.

Ortak neden sahnede dini temsil ettiğini söyleyen insanların eylemlerinin sonucudur. Mesele bu kadar ciddidir. Bu sonuçlarla yüzleşmezsek 30 yıl sonra çok farklı şeyler konuşuyor oluruz.”

Konuşma, başörtülü ve ateist kelimelerinin yan yana gelmesinin de oluşturduğu ilgiyle basına yansıdı ve bir süredir konuşulup tartışılan konu yeniden gündeme geldi: Deizm ve ateizmin muhafazakar / İslamcı ailelerin çocukları yani dindar olan ya da olması beklenen gençler arasında artarak yayılması.”/http://www.gercekhayat.com.tr/yazar/emeti-saruhan/

“…Özetlemek gerekirse ülkemizde gençlerin iman ve amel (dini yaşama) bakımından göze çarpacak ve Müslümanca yaşamayı amaç edinen insanımızı üzecek boyutta dinde uzaklaştıkları, ikame olarak da deizmi, ateizmi, boşluğu, hatta intiharı seçtikleri tespiti yapılıyor. Ne kadar gencin, gençliğin yüzde kaçının bu noktaya geldiği hususunda bilgimiz yok. Umarım bu tespit, gençlerimizin çoğunu değil, azını içine alıyordur; ancak rakam ve oran ne olursa olsun vakıa üzücüdür ve üzerinde önemle durmayı hak etmektedir.

Gençlerin dinden uzaklaşmalarının iç ve dış sebepleri var. Dış sebepler arasında başka bir dinin veya dinsizliğin misyonerlerinden söz ediliyor; yüzlercesinin ülkemize geldikleri, gençlerle daha kolay ve başarılı ilişki kurabildikleri haber veriliyor. Yine dış sebeplere dahil olan elektronik ve dijital iletişim araçları var. Bu araçların içindeki bilgiler, oyunlar, filimler vb. ile ilgili ne bir süzgeç var ne de orada biz varız. Eskiden bu araçlar yüzünden yabancıların evlerimize girdiklerinden söz ederdik, şimdi hem maddi hem de manevi olarak ceplerimize de girdiler.

İç sebepler arasında çocukluk ve gençlik dönemlerinde tabii olan biyolojik ve psikolojik değişimler, bu değişimlere uygun eğitimin eksikliği, din dilinin gençlerin kalplerini açamaması, kafaları ile de uyuşamaması, eğitim çevremizin ve genel olarak milli eğitim politikasının amaca uygun olmaması, dindar ailelerin çocuklarından ölçüsüz ve dengesiz beklentilerinin olması ve bu yüzden onlara fazla yüklenmeleri sonucunda hasıl olan “din yorgunluğu” … sıralanıyor.

Durum tespiti özetle böyle. Peki ne yapalım?

Bu yakıcı sorunun cevabını büyük ölçüde sonucu doğuran sebepler veriyor. Sebepler üzerine eğilmek, topyekûn bir eğitim seferberliği ile olumsuz sonuç doğuran sebepleri ortadan kaldırmak, amaca en uygun yöntemleri danışmalar yoluyla bulup uygulamak gerekiyor.

Bazı çevreler Fazlıoğlu’nun uyarısından alındılar ve savunmaya geçtiler. Doğru olanı bu değildir, doğru olanı özeleştiridir, herkesin nerede hata yapıyoruz sorusunu sorması ve kendi sorumluluğunu tespit ederek gereğini yapmasıdır.

 Bir de bizim hidayet inancımız vardır; Sevgili Peygamberimiz (s.a.) insanları İslam’a en güzel örneklik ve usul ile davet ettiği halde muhataplarının bir kısmı imana gelmemiş, hidayete ermemişlerdir. Bizi üzecek olan sorumluluğumuz çerçevesinde gerekeni yapıp yapmadığımızla ilgilidir. “Gereken”in tespitini de ehline danışarak bilmemiz zarureti vardır. Ehlinden yardım almadan kendi bildiğine gidenlerin hata yapmaları kaçınılmazdır.”/ yenisafak.com/hayrettinkaraman/Gençler ve Din

Dikkat edilecek olursa, gelişigüzel görünen ama kanımca bir proje dahilinde ve küresel ölçekte yürütülen bir plan söz konusu. Özellikle ve öncelikle hedef kitle kadınlar ve hedef cemaat ise aile. Bu iki cepheden ağır darbe yiyoruz.

Dikkat edin; İran’daki son gösterilerde tesettür provokasyonu en öne çekildi. Bizde de, Avrupa; sürecin uygun olduğuna karar verdi ve başörtüsü yasağının kaldırılabileceği onayını vermişti. Ilımlı İslam’ın Türkiye’de bıraktığı tahrifatı düzeltmek çok uzun yıllar alacak; tabii çalışan olursa.

Bu günlere adım adım gelindi. Tesettür defilelerinden tutun, örtülü top modellere (nereli? Somali asıllı ABD’li).

Dikkat edin. Hangi kadınlar? İran, Türkiye, Afganistan, Kürtler…

İngiltere’de bu yıl yapılacak güzellik yarışmasında ‘başörtülü’ Müslüman birisinin seçilme ihtimalinden söz edilmekte!

İslam’a, gerçek Müslümanlara topumun ihtiyacı var. Hem yaşayarak örnek olacak, hem krala çıplak diyecek, hem şarlatanlık ve yalakalık yapmayacak topluluklara.

“Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.” Ali İmran:191

Rabbim, üzerimizdeki ataleti alsın, bizleri İslam’ın izzet ve şerefiyle yeniden şereflendirsin. Küresel zorbalara karşı ayaklarımızı sabit kılsın.