KUR'AN SAHNELERİ VE İNSAN

17 / 04 / 2017

İnsanın değerliliği, Ïslam'ın önemli ilkelerinden biridir. İnsanın yaratılış sahnelerinde bu anlamda doneler, mesajlar bulmak mümkün.

Burada insan denildiğinde; önyargısız bir yaklaşım vardır. Bahsedilen insan; şu dine, şu mezhebe, şu ırka ait bir insan değil; özne olarak insandır, Adem' dir.

İslam'ın, farklılık gözetmeden insana genel olarak verdiği bir değer vardır. Bu, onun salt, yaratılış olarak kendinde bulunan bir potansiyel ve sahip olduğu donanımlarla da ilgilidir.

İslami sistemde; insanın en şerefli varlık olduğunu, bizzat sistemin sahibi Yüce Allah tarafından belirtilmektedir: Yaratılmışların en şereflisi/eşref-i mahlukat.

Birçok üstün özelliklere ve donanıma sahiptir insan. Tercihte bulunabilen, iradesini kullanabilen ve kendisinden, iradesini kullanma temeli üzerinden bir sınav vermesi beklenen, sorumluluk yüklenendir.

Bu sorumluluğunu kendisi tercih etmiştir. Kalu bela denen sahne anlamlıdır. Biz, sorumlu olduğumuzu zaten farklı ve üstün olan donanımımızdan dolayı bilmeliyiz ya da biliyoruz...

Sistem, insana, donanım/ yetenek/ akletme/ ayırt edebilmeyi verdiği gibi; seçmeyi de vermiş ve seçmesini istemiştir. Bulmayı değil; seçmeyi. Zira insanın, bulmakla ve seçmekle yükümlü olduğu alanlar farklıdır...

İnsanın, kendi konumunu, tabiatla, diğer insanlarla, yaratıcı ile, din ile ve kendisiyle olan ilişkisini ve konumunu doğru okuyup algılaması açısından bu sahneler oldukça önemlidir.

Kuran, bu sahnelerle, tarihe, eşyaya, zayıf yönlerimize bakmamızı sağlar; iyiyi ve kötüyü doğru tanımlamamızın önünü açar. Bõylece yaşam, sistem, adalet, af, ölüm...olması gereken yere oturmuş olur.

Sahneler, işin mantığını, felsefesini, mesaj boyutunu doğru anlamamız açısından, önem ar eder.

Kur'an'daki bu sahneler; insanın yaratılışı, tercihleri, üstün kılınmasını doğru anlamlandırmamızı sağlar. Bununla beraber; ontolojik felsefemizi, yaşamı yorumlama sistematiğimizi ve daha başka birçok unsurun yansıtılması açısından da önem taşır bu sahneler.

Kuran'da tasvir edilen sahne/ler, hepimiz açısından önemle üzerinde durulması gereken sahneler olmakla beraber; Adem'in yaratılışı, melekler ve İblis'in isyanı ve tüm bunların mantık örgüsü, doğru yorumlandığı zaman; insan denen varlığın ontolojik sırlarına ulaşabilir, yaşamın tüm yönlerine ve boyutlarına daha sağlıklı bakabiliriz.

Bu sahnede, insanın donanımlarını gösteren bir yaklaşım vardır. iblis'in Adem'e secde etmemesi/ onun üstünlüğünü kabul etmemesinin anlamı bu sahnede yatar. Meleklere de aynı çağrı yapılmakta. Hatta bu noktada Adem'in donanımlarını gösterme bakımından ona bazı kelimeleri söylemesi emredilir. Adem bunları bilir ve söyler. Meleklerin bilmediğini, Adem bilir ve söyler. Melekler; Allah'a; senin bize bildirmediğini/öğretmediğini biz bilmeyiz/bilemeyiz. Rabbi Adem'e öğretmişti. Neyi?

Tabii buradaki kelimeleri/kavramları/yaklaşımları/bilgileri/isimleri...günlük yaşantımızda kullanılan kelimeler olarak algılamanın çok yeterli ve açıklayıcı olmayacağı gibi bir ihtimali gözardı etmemek gerekir.

Melekler, itaat eder ve kabullenirler. Ama iblis, kendi üstünlüğünü iddia etmekten vazgeçmez. Rabb'in değerlendirmesini ve derecelendirmesini tercih etmez; kendi hislerini, kendi değerlendirmelerini, kendi mantık örgüsünü tercih etmek ister ve kendi paradigmalarına göre hareket eder.

(Bu bölümde, bilginin kaynağı, varlığın sahibi, yaşamın felsefesi, hislerimizin/egomuzun yanıltıcılığı, hükmün sahibi ve tercih alanlarımız, yetersizliklerimiz/sınırlılığımız ve daha benzer birçok unsura açıklık getirilmekte.)

Ve tabii ki yanlış bir sonuç da ısrar eder. İşte burada kainata bakışımız ile ilgili sonuçlar da çıkarmamız mümkün yani kainatta genel anlamda değerlendirmek genel kabuller oluşturmak noktasında tercih yapma hakkımızın sınırlı olduğunu bilmek zorundayız.

Dünya kaynaklarını kullanma noktasında kendimizden sonraki kuşaklara karşı sorumlu olmak ve israf etmemek; ihtiyacımız dışındakini kullanmama eğiliminde olmak bir zorunluluk/gerekliliktir. Tercihimize bırakılmış değildir. Bu örneklerden yola çıkarak, İslam'ın evrensel ilkelerine ulaşmak mümkün. Biriktirme ve sermayenin atıl kalması da böyledir, komşusu açken tok yatmanın anlamı da...

Aynı zorunluluk/gereklilik, dünyaya adaletli ve sahibi olan bir sistemi görmek ve Sekülerizm'in mantık dışı olduğu gerçeğini bilme noktasında da karşımıza çıkar.

Geçerli olması gereken/doğal olan, egemen olması gereken ilkeler ve Paradigma noktasında, sistemin sahibinin tercihine aykırı bir tercih yapmamız, akla ve mantığa terstir.  Yaratılışın temel ilkelerine de terstir.

Bu sistemin temel paradigmaları, sağlıklı bir zemine oturduktan sonra; insanların birbirleriyle olan ilişkilerini düzenlemek doğal olarak çok daha sağlıklı olacaktır.