KÜRESEL ISINMA VE KURAKLIK

14 / 01 / 2018

Kar yağdığında, kabus, beyaz esaret gibi klişeler kullanan medyada, bu günlerde küresel ısınma ve son 40 yılın en kurak günleri gibi manşetler, yazılar görmeye başladık…

Gerçekten de tehlike büyük.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba’ nın da, kuraklığın tarıma olumsuz etkilerini belirlemek ve yol haritası hazırlamak için harekete geçildiğini ifade etmesi durumun ciddi olduğunun işareti.

Yine Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör de kuraklığın devam etmesi halinde, 2018 yılında tarla ürünlerinde yüzde 10 ila 50 üretim kaybı yaşanacağını belirterek, oluşabilecek resmi gözler önüne koymuştur.

Yapılan açıklamalar ve yapılan yorumlara bakıldığında; bu denli bir kuraklığın, 1970’lerden bu yana yaşanmadığı anlaşılmakta. Yaşanan kuraklığın nedeni de herkesin malumu olduğu üzere; küresel ısınma.

Küresel Isınma: “Atmosferin alt kısımları, okyanuslar, denizler ve kara kütleleri yüzeyindeki sıcaklık artışı” olarak tanımlanmakta. Dünya, kendi doğası gereği defalarca soğuyup ısınmıştır. Bugüne kadar çok kez iklim değişikleri yaşanmış ve mevcut iklim de değişmeyecek diye bir kural yok.

Ancak son birkaç yıldır yaşanan iklim değişiklikleri ve girilen tehlikeli sürecin nedeni; daha önceki-dünya ekseninde meydana gelen küçük değişiklikler, volkanik patlamalar veya güneş ışınlarının artan etkisi gibi-doğal nedenlerden kaynaklanmamaktadır.

Tabir caizse, bu defa kendi ellerimizle bozuyoruz güzelliğimizi.

Su buharı, karbondioksit, metan ve azot oksitler gibi gazların oluşturduğu sera gazları etkisi.

Sera etkisinin nedeni; fosil yakıtlar, katı atıklar, ağaç ve ağaç ürünlerinin yakılması, motorlu taşıtların kullanılması, vb faaliyetlerdir.

Sanayileşme, doymak bilmeyen Kapitalizm’in ihtiyaçtan fazla üretmesi, bu kaynakların daha fazla tüketilmesine; bu da daha hızlı ısınmaya neden olmaktadır.

Küresel ısınmanın önemli nedenleri arasında; teknolojik hayatın devamı için gerekli bir takım üretim işlemleri sonucunda meydana çıkan perflorlu bileşikler, hidroflorokarbonlar, kloroflorokarbonlar, bilinçsiz sulama(baraj suları ile yapılan aşırı sulamalar ve yer altı sularının ciddi seviyede azalması) ve yeşil örtülerin yok edilmesini de sayabiliriz.

BM 2006 Dünya Su Gününde yayınladığı raporda; aslında dünyadaki suların herkese yetebileceğini ama yanlış kullanımın susuzluğa sebep olduğunu açıklaması dikkat çekicidir.

Küresel ısınmanın en önemli sonucu kuraklıktır. Kuraklık, enerji ve tarımsal üretimi ciddi şekilde etkilemektedir. Dolayısıyla hayvancılık ve daha birçok sektör de yine kuraklıktan etkilenmektedir. Küresel ısınmanın bir diğer sonucu ise orman yangınlarıdır. Ayrıca bazı balık türleri de dahil olmak üzere hayvan çeşitliliğinin azalmasına da neden olmakta.

Bilim adamları, ciddi tedbirler alınmazsa; küresel ısınmanın daha da artacağını söylemekteler. Bu durumu irdeleyen ve su kaynaklarının giderek azalacağı, dünya nüfusunun da artacağını hesaba katan bazı siyasi analistler ise, yakın gelecekte su savaşlarının yaşanacağına dair öngörülerde bulunmaktalar. Su kaynaklarının ciddi gıda ihtiyacı doğuracağı da öngörüldüğüne göre, bir ülkenin tarımsal olarak(kendini besleme)kendine yetmediği zaman bağımsızlığının da tehlikeye düşeceği gibi sonuçlar bile çıkarılabilir.

Küresel ısınmanın önlenmesi için yapılması gereken ilk iş; enerji ve sanayi üretiminde fosil yakıtlar yerine temiz, doğa dostu ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmaya başlanmasıdır.

Tarımda bilinçli ve verimli sulama yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir.

Yine şehirlerde yeşil alanların fazla olmasına özen gösterilmelidir. Çünkü yeşil alanlar kentte hava sirkülasyonu sayesinde serinlik oluşturmaktadır. Beton ve asfalt, gündüz emdiği güneş enerjisini gece dışarı vermekle sıcaklığın artmasına neden olmakta ve daha fazla klima kullanımına yol açmaktadır. Böylece klimalarla oluşan sera gazı salınımı artmaktadır.

Az yağış alan bölgelerde, suya fazla ihtiyaç duymayan ürünlerin ekimine öncelik verilmelidir.

OHAL veya bölgemizde yaşanan savaşlara rağmen uzun vadeli ve kapsamlı bir su politikası oluşturmalı; su, toprak, tarım, enerji, hayvancılık ve orman gibi tüm unsurların bu politika gereği planlanması yapılmalıdır.

Yeşil alanlar ve orman miktarını arttırmak özellikle aciliyet arz eder.

Tarımsal niteliğini kaybetmemiş alanlar ve meralarda yapılaşma durdurulmalı, bu konuda ranta geçit verilmemelidir.

Sanayileşmiş ülkelerin, yaklaşmakta olan ve etkilerini giderek daha da yakından görmeye başladığımız küresel ısınmanın yavaşlatılmasına yönelik tedbirlere ABD, uymayacağını açıklayarak direnç göstermektedir.

Buna rağmen, dünyanın en büyük sera gazı salınımını yapan Çin de başta olmak üzere; Almanya ve diğer ülkeler, ABD’nin takındığı tavrı takınmadılar.

Kapitalist ülkelerin ne yaptığına bakmadan, kendimize ve bölgemize, lokal da olsa yararı olacak tedbirler almaktan kaçınmamalıyız.

%95 su kaybına neden olan vahşi sulamanın yerine damlama sulama sistemi kullanmalıyız.

Genel anlamda tasarruflu olmakla birlikte; bilimsel standartlara göre Türkiye’nin su fakiri ülke(Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı; yılda 1450 metre küp. 20 yıl önce bu miktar; 4000 metre küptü. Nüfusun artmasıyla 30 yıl sonra 1000 metre küpe düşeceği hesaplanıyor) statüsünde olduğunu unutmadan, su konusunda özellikle daha da tasarruflu olmalıyız.

"Beyaz esaretten" yana hep şikayetçi olanlar memnun mu bilmem ama İslam'ın bizi, çevreyi/ekini korumakla mükellef kıldığını da hatırlatmak isterim.

Rabbim, bizleri; dini/doğru yolu/barışı, aklı, canı/canlıları/insanları/yaşam hakkını, malı/mal güvenliğini/adaletli bölüşümü/emeği ve ekini/ekolojiyi/çevreyi/habitatı koruyan; O'nun nimetlerine şükredenlerden eylesin.