KÜRESEL KUŞATMA VE HAMAS

07 / 05 / 2017

Batının, özellikle ABD ve İngiltere’nin, İsrail için yapmayacağı şey yoktur.

Onların İsrail için düşündükleri; İsrail’in ‘güvenlik’ içinde var olması, bunun için de İsrai’in düşmansızlaştırılması, bölgenin İsrail’e teslim olması hatta emrine amade olmasıdır.

Bu, reel politik açıdan, insani açıdan, tarihi gerçeklik açısından mümkün mü? Mümkün görünmüyor ama hedef bu.

Filistinlilerin büyük umut bağladığı FKÖ’nün, yıllar içerisinde etkisizleştirilmesi, ardından El-Fetih’in de benzer bir kaderi paylaşmasından sonra ortaya çıkan, seçimleri kazanıp Gazze’de yönetimin başına geçen, Gazze’ye yapılan saldırıda başarılı bir sınav veren Hamas’ın, etkisizleştirilmesi için küresel düzeyde uygulanan plan, asla aksatılmadı.

İsrail’e karşı direnmenin mümkün olmayacağı fikrinin sabitleştirilmesi istenmekteydi. İsrail’i tanıma, ona teslim olma istenmekte.

Taktik hep aynıydı. Direnen gruplarla, teslim olmuş grupları birbirine düşürme- bu iç çatışmalar bazen kanlı olmuştu…-, direnen gruplardan dolayı baskıyı artırma, direnen grupları terörist ilan ederek halkı onlardan uzaklaştırma, “Müslüman” ülkelerin bunlar üzerinde 'dostane' baskı kurmasını sağlama vs.

Sisi darbesini destekleyen Suudi’nin, Filistin’e maddi yardımı kesmesi, Suudi yazar ve politikacıların, Hamas’ın, İsrail’e karşı direnmesinin Filistin’e zarar verdiğini içeren yazı ve açıklamaları, Mısır’daki darbeden sonra, Filistin’in nefes aldığı tünellere karşı etkili operasyonlar yapılması, İhvan'ın, terörist olarak kabul edilmesi, Yemen'e saldırılması, Bahreyn'e müdahale edilmesi, baskıların artması, Suudi'deki idamlar, Suriye'de çıkarılan savaş, Türkiye-İsrail ilişkilerinin iyi olduğunun alenileşmesi…

Tüm bunlar birbirinden kopuk gibi görünse de, aynı planın parçalarıydı. Plan açık: Bölgede İsrail’e muhalefet eden devlet veya örgüt kalmayacak, kalanlarla da savaşılacak.

Bu konuda, küresel aktörlerden rol/görev alan bölge ülkeleri çok. Çaba ve etki olarak, bunların başında iki ülke geliyor: Türkiye ve Suudi Arabistan.

Hamas’ı dize getirme planı, Suriye savaşı öncesine kadar uzanıyor.

İşin bölgesel boyutunda, Hamas’ı direniş çizgisinden, Suriye ve İran’dan koparmak, ardından kimyasını bozarak, diz çöktürmeye zorlamak vardı. "Böylece Gazze’ye baskı hafifletilecek, yardımların artması için İsrail’den izin çıkabilecekti."

O dönemde, sadece Suriye’nin ikna edilmesi değil; Hamas’ın Suriye’den çıkarılarak Katar’a getirilmesi, İran’ın etkisinden uzaklaştırılması süreçlerinde de Türkiye’nin büyük çabaları olmuştu. Hamas, o yıllarda, Suriye' de yanlış bir duruş sergilemiş; sonradan hatasını anlayarak üzgün olduğunu belirtmişti.

Sonunda, bölge ülkeleri, direnen Müslümanların düşman; İsrail’in ise dost olduğu tezini açıkça dillendirmeleri ve bu doğrultuda, ambargolar, tatbikatlar ve savaşlarla politikalarını netleştirdiler ve bu doğrultuda, aynı pozisyona evrilip, aynı safta dizildiler.

Hamas’ın kırk iki maddelik son siyaset vizyon belgesinin detaylarını herkes bilmekte. Buna uzunca değinmeyeceğim. Bu konuda Selim Sezer ve Abdulbari Atvani' n yazılarına bakmakta yarar görüyorum.

Bu belge ile ilgili tartışmalar devam edecek ve somut uygulamalara bakılarak daha sağlıklı değerlendirmelere ulaşılacaktır. Şimdilik kesin sonuçlar irad etme yanlısı değilim.

Bu değişikliğin nedeni; köşeye sıkıştırılan ve kendisine yapılan uzun süreçli operasyonların sonunda, geldiği noktada attığı bir adım. Bir kaçış, bir tedbir. Teslim olmamış görüntüsü altında bir teslimiyet olabilir.

Bu belge, muğlak ve çelişkilerle dolu. İki yönlü, Her iki anlama gelebilecek ifadeler dikkatle hazırlanmış. Nihai hedef mi yoksa konjonktürel bir adımı mı ifade ettiği yoruma açık bırakılmış.

Ancak, bize ne olduğunu bilen, zaten biliyor. "Dw.com" adlı haber sitesinde geçen,

“Hamas bu rota değişikliği ile Filistin Özerk Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas liderliğindeki El Fetih hareketinin çizgisine yakınlaşıyor. El Fetih sözcüsü de Hamas’ın açıkladığı belgenin kendilerinin 1988’den beri savunduğu çizgiye benzediğini kaydetti ve “30 yıl boyunca bizi bu politika yüzünden ihanet ile suçlayan Hamas’ın bizden özür dilemesi gerek” Şeklindeki ifade, durumun vahametini ortaya koymaktadır.

Son Münih Güvenlik Toplantısında, ABD ve İsrail bakanları, ardından Suudi bakanların İran’a ve direniş çizgisine karşı neredeyse kelime kelimesine aynı olan ve İran ve direnen müslümanları hedef tahtasına koyan açıklamalar yapması, müslümanlara bir mesaj olarak; bombaların anası adında bir bombanın ABD tarafından Afganistan’a atılması, Türkiye' nin İran' a sert mesajlar içeren açıklamaları, İhvan ve Hamas’ın bölge ülkelerince de terörist olarak ilan edilmesine yönelik sürecin hızlanması, yaklaşmakta olan, direnişe yönelik kapsamlı savaş hazırlıkları ve tatbikatlar, Filistin, Lübnan, Suriye ekseninde geliştirilmesi düşünülen/planlanan çatışmaların yaklaştığı izleniminin doğduğu bir konjonktürde/atmosferde, Hamas’ın attığı bu adımı, iyi okumamız/doğru değerlendirmemiz daha da önem kazanmaktadır.

Ancak, bu sürecin, gerçekten böyle bir adımı gerektirip gerektirmediği; bu adımın bir yararı olup olmayacağı tartışmalı. Geçmiş deneyimler, bu adımın zararlı sonuçlar doğuracağına dair ihtimallerin daha kuvvetli olduğunu göstermekte.

Esas tehlike bu adım veya bu belgenin içeriği de değil. Esas tehlike, ABD ve İsrail’in Filistin halkının acılarını görebileceğine ve bu yönde adım atabileceklerine inanmak ve bu  yönde çaba talep etmektir ki, bu da zillete kadar gider.

Bu vizyon belgesinden dolayı, Filistin halkına ve direnişe düşman olmak asla doğru bir yaklaşım olmaz.

Bu aşamada bile, onların direnmeye devam etmeleri için daima yanlarında olmaya, direniş çizgisinden ayrılıp zillete teslim olmamaları yönünde kalbi niyetlerimizi ve çabalarımızı deklere etmeye devam etmekten başka çaremiz olmadığını belirtmek isterim.

Rabbim, Mazlumlarla olsun.