MERG BER AMERİKA! / AMERİKAN EMPERYALİZMİNE ÖLÜM!

07 / 01 / 2018

İran’daki protestoların başladığı gün, Hendek Savaşı öncesi hendek kazarken sahabelerin müjdelenmelerinin nasıl anlamlandırılabileceği daha iyi anlaşılıyor sanki.

Hiç duymadan ve İran İslam İnkılabı’nın bu fitneden daha güçlü çıkacağına inanmaktaydı mazlumlar. Hele -gecikmeli de olsa- Türkiye’nin resmi dayanışma ve destek açıklamalarını duyunca bu durum daha bir ete kemiğe büründü gibi. Bu kez iki kardeş halk; aynı saftaydı ve düşman da aynıydı.

ABD; sarhoş bir eski kabadayı gibi sağa sola etkisiz naralar atmakta. Bir yandan terör eylemleri, bir yandan Pakistan’a çıkışma, Kuzey Kore’ye nara atma; bir yandan İsrail’le Kasım Süleymani’ye suikast düzenleme açıklamaları, bir yandan Filistin’de idam cezasının gündeme taşınması ve diğer yandan Mısır’da dört genci idam ettirmesi…

Bölge ülkeleri artık daha umutlu. Batının onları dışlamasıyla doğuya daha da yaklaşmak zorunda kalıyorlar. Son haberlere göre; Pakistan’ın Çin’e yaklaşması gibi. Türkiye’de, onu daha iyi anlayan Rusya’ya yaklaşmış durumda. Bölge ülkelerinin,ABD’yi, onların kaderini çizmesine izin vermeyecekleri anlaşılmakta.

Umutlu olmalarının başka nedenleri de var bölge ülkelerin. ABD’yi durdurmalarının bilincindeler. Türkiye de bunu görüyor. Pakistan da. Afganistan da.

İşte Afganistan yenilgisi. Tüm terörist faaliyetler ve yöntemlere rağmen ABD Afganistan’da yenildi. Pakistan’a artık söz geçiremiyor. Navaz Şerif’i Suudi Arabistan’a çağırtıp görüşmelerinden ve yeni komplolar peşinde olmalarından da bir sonuç çıkmayacaktır çünkü Pakistan’ın onurunun zedelenmesi canına tak etti. Pakistan; artık boyun eğmiyor.

İngiltere’den sonra AB de ABD’den uzaklaşmaya başladı. ABD, Türkiye’den hala umutlu ama Suriye’de önermeyi düşündüğü yeni formüllere Türkiye’nin; evet diyerek tuzağa düşeceği beklenmiyor. Çünkü eski omurga üzerinde oluşan yeni oluşumun bölgede kazanma şansı yok. Bu oluşumun iki önemli hedefi arasında Türkiye ve İran’ın da olduğu netlik kazanmış durumda. Türkiye ve İran’ın kaderleri nihayet aynı noktada buluştu.

ABD’nin yapması gereken; pılını pırtısını bölgemizden toplayıp, Ortadoğu’dan defolup gitmesi. Kovulacak da. Ama kolay olmayacak.

Suriye’de, Lübnan’da, Filistin’de, İran’da hatta Türkiye’de daha çok provokasyon ve terörist eylemlerde bulunacak, iç karışıklık ve savaşlar çıkarmaya çalışacak, kaos çığırtkanlığı yapacak ama başaramayacak.

Nitekim daha önce Türkiye’de denediği Gezi benzeri iç karışıklığı, İran’da denedi ve sonuç alamadı. Manevra alanını daraltan Türkiye ve İran’ı hedefe koyan ABD; CIA aracılığıyla Kasım Süleymani’ye mektup göndermiş, bu mektup Süleymani tarafından açılmaya değer bulunmamıştı.

Hazırlıkları uzun zamandır süren iç karışıklık düğmesine basıldı. Başarılı olmasa da, Türkiye ve İran’ı iç karışıklıklarla meşgul ederek, kendine alan açmaya çalışmakta.

15 Temmuz darbe ve işgal girişimi bertaraf edilmiş, Suriye krizi Türkiye'nin de bölgesel çözümlere dönmesiyle nispeten sağlıklı bir yola girmiş, İran, Türkiye ve Irak Barzani ile yeniden normalleşme süreci başlatmış, ABD- Suudi- İsrail üçlüsünün yeni oluşturmak istedikleri koalisyonun Hariri provakasyonu fiyaskoyla sonuçlanmış, Katar ablukası etkisizleştirilmiş ve çıkarılmak istenen Kaos veya darbe önlenmiş, ABD, Kartar’da; Türkiye ve İran'ın çabalarıyla başarısız olmuş, Zarrap davası şantajında Türkiye, ABD’ye boyun eğmemiş, Muhammed Bin Selman’ın Prens operasyonu ile elde edilmek istenen sonuca ulaşılamamış, Kudüs provakasyonu; Türkiye'nin çabaları ile darbe yemişken; tam da bu konjonktürde; uzun zamandır hazırlıkları yapılan, biraz da beklenen bir protesto süreci için düğmeye basılmış ve İran'da; bizdeki Gezi ile benzerlik gösteren provokasyon başlatılmıştır.

İran; gerek kadim devlet tecrübesi gerekse Suriye'nin de getirdiği deneyimle, bu fesadı bertaraf etme sürecini başarıyla yönetmiştir.

Mısır’daki darbeyi saymazsak; 15 Temmuz’un önlenmesi, Gezi ve İran'daki huzursuzluk çıkarma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması; bölgemizde artık ABD'nin, öteden beri kullandığı; darbe, terörle bir şeyler elde etme çabaları, iç savaş, iç karışıklıklar çıkarma operasyonları, ülkelerin içişlerine karışma ve yönetimleri anti-demokratik yollarla değiştirme gibi girişimlerinin, eskisi gibi sonuç alıcı olmadığını söylemek mümkün.

Ellerin küreye konulmasıyla oluşturulan yeni şer koalisyonunda, Suudi Arabistan gibi bölge devletlerinde bulunuşu, bölgenin, yönünü bağımsızlığa çevirmiş ülkelerin işlerini zorlaştırmaktadır. Ancak bağımsız politikalarla ve son derece uyanık davranarak; ABD ve İsrail terörüne karşı bölgeyi sağlamlaştırmaya yönelik atmosferi korumak yine de mümkün.

Protestolar süresince atılan Telegram ve Twitter mesajlarının yarısının, Suudi Arabistan’dan atılmış olması düşündürücüdür. Henüz kesinleşmemiş olmasına rağmen, bu provokasyonun koordine edildiği merkezlerden birinin Afganistan/Herat; diğerinin ise Erbil’deki ABD üslerinden biri olması, bölgemizde ABD’yi barındırmamızın nelere yol açabileceğinin de göstergesi.

Protestolar devam ederken; Mısır kaşla göz arasında dört genci idam etti.

İran protestoları, bölgemiz için ve İran için hatta Amerika için bir milat sayılabilir.

Protestolar devam ederken; Türkiye'nin destek mesajları gecikmiştir.

Rusya en erken ve net olarak davranıp açıklama yaptıktan sonra; Türkiye'nin de açıklamaları ve Cumhurbaşkanı'nın Ruhani ile telefon konuşması gerçekleşmiştir. Buna rağmen özellikle Mevlüt Çavuşoğlu'nun açıklamaları çok önemli ve değerli sayılabilir:

Mevlüt Çavuşoğlu: "Çatışmaların bir an önce durması istikrarın geri gelmesini isteriz. İran'ı eleştiren ülkelerin samimi ve çifte standarttan uzak olması gerekiyor. Mısır’da darbe oldu, herkes destek verdi. Hani darbeye karşıydınız? Ruhani’nin açıklamalarını olumlu buluyoruz. Temennimiz sürecin bir an önce bitmesi" şeklinde açıklamada bulunmuştu.

Protestolar devam ederken; İsrail, ABD’den; Kasım Süleymani’ye suikast yapma izni aldı.

BM’deki Kudüs oylamasından dolayı Hindistan'ın iradesine saygısızlık yapan İsrail'in, Hindistan’la yaptığı silah anlaşması, Hindistan tarafından iptal edildi.

Nihayet 3 Ocak 2018, Çarşamba günü; Devrim muhafızları, protestoların sona erdiğini ilan etti.

Ardından Zarrap davasında, Atilla; kendisine yöneltilen 6 suçun beşinden suçlu bulundu.

İsrail'de ise Filistin direnişçilerin idamını mümkün kılan karar, ilk oylamada meclisten çıktı.

Protestolar devam ederken; sevinenler sadece İsrailliler değildi. Çok sevinenler arasında; Türkiye'deki bir kısım müptezel İslamcılar da vardı. İran halkına olan kinlerini belli etmenin ötesine geçmiş bu kesimin önemli “mütefekkir”i -ki bu şahıs, ülke yöneticilerine medeniyet dersleri vermeyi ihmal etmeyen biri- de vardı. Bunların bir kısmı ise -ki AK Parti'nin onları kovduğu halde gitmeyen kesimlerdir- “ama” ve “fakat” larla yorumlar yaptılar ve protestolardan dolayı sevindiler…

Durum netleşip, protestoların, Türkiye’nin ve bölgenin zararına olduğu anlaşılınca, bunların bir kısmı tavır değiştirdi. Bunu da temel olarak üç nedene bağlayabiliriz:

Birinci neden; İran'la rekabet görüntülü düşmanlıktan vazgeçememeleri, ikincisi; Kürtlerin İran'da mevzi kazanabileceği korkusu ve üçüncüsü de protestoların başarılı olması halinde Türkiye'nin büyük zarar göreceği ve sıranın Türkiye'ye geleceğinin kesinlik kazanması. (Bu kesimde üçüncü kaygının gerçekçi olduğundan da şüpheliyim.)

Protestoların önlenmesini ve kriz yönetimi süreci, başarılı bir şekilde sürdürülmüştür. Ruhani; halkın protesto hakkına saygı duyduğunu açıklamış, kamu ve şahıs mallarına zarar verilmemesini istemiştir. Orantısız güç kullanılmamıştır.

Halkın, haklı talepleri ile dış güçlerin/provokatörlerin hareketlerini ve failleri ayırmaya yönelik titiz bir çalışma yürütülmüş ve bazı ajan ekipler yakalanmıştır.

Sabırlı ve tedbirli davranılmış, ABD'nin konuyu BM’ye götürüp gevezelik yapmasına fırsat verilmeden, Devrim muhafızları gereken açıklamayı yaparak protesto provokasyonu sonlandırmış, böylece ABD'nin arzu edebileceği suni bir dış müdahalenin de önüne geçilmiştir.

İran halkının bu deneyimi yaşaması gerekiyordu. Yaşadı ve olgunlaşarak daha da güçlü bir İran olarak bu işin üstesinden gelmeyi başardı. Şimdi meydanlarda; devrimin ilk günlerinin önemli sloganlarından biri yankılanmakta:

“Merg ber Amerika!”/ Amerika’ya ölüm!

Bu sonuç, Amerika'nın bölgeyi tek başına yeniden kurma sürecine bir darbe niteliği taşıdığı için değerlidir. ABD'nin bundan sonra da hamleleri olacaktır. Bekleyip göreceğiz.

SONUÇ:

ABD; bu bölgeyi tek başına ve yeniden dizayn etme kabiliyetini kaybetmiştir.

İngiltere ve Avrupa; ABD'nin tek başına hareket etme politikaları karşısında engel olacaklardır.

İran İslam Devrimi; Batı karşısındaki medeniyet ve modern dünyaya karşı alternatif olma özelliğini güçlendirerek rakipsiz olduğunu göstermiştir. Protestoların; halkın haklı talepleri ve provokatörler/dış eller olmak üzere iki ayağı bulunmaktadır. İran, onları birbirinden ayırarak; tüm ambargo ve baskılara rağmen halkın taleplerini karşılamak konusunda elinden geleni yapmaya devam edecek; dış güçlere yönelik tedbirler konusunda da kararlılığını sürdürecektir. Bölge ülkelerinin dik durdukları zaman; birçok belayı def edebilecekleri ve küresel emperyalistlere karşı direnebilecekleri ortaya çıkmıştır.

ABD, bölgedeki şer operasyonlarına, İsrail'le koordineli şekilde sürdürmeye devam edecektir.

AB ve Avrupa'nın da yararına olan; Pakistan, İran, Afganistan'ın da önemli güzergahları olduğu “Bir yol Bir Kuşak” projesine yönelik bir saldırı niteliğinde de sayılabilecek İran protestoları göstermektedir ki şüpheli hallerin yaşandığı Pakistan'a ve Afganistan'a yönelik de ABD, çeşitli operasyonlar peşinde olacaktır.

ABD; İran ve Türkiye’yi parçalama ve etkisizleştirme, Büyük İsrail’i (BOP) oluşturma sürecinden vazgeçmeyecektir.

ABD; Suriye'nin güneyinde ve kuzeyinde Akdeniz'e ulaşacak birer koridor açma ve Suriye'yi, İsrail için tamamen etkisizleştirmeyi hedefleyen yapılandırmalar noktasındaki hedeflerinden vazgeçmeyecektir.

Muhtemelen ABD; Türkiye'yi yanına çekmeye yönelik politikalardan da vazgeçmeyecek, bu bağlamda Suriye'de yeni bir planlama ile Türkiye'yi tuzağa düşürmeye çalışacaktır.

ABD; İran’la çatıştırmak istediği yeni koalisyonda; Türkiye'nin de İran'ın karşısında olmasını sağlama yönündeki çalışmalarına devam edecektir.

Yaşananlar; her ülkenin dinine, mezhebine, rejimine saygı duyulduğu, bölgesel işbirliğinin ve bölge barışının öncelendiği bir konsensusu sağlamlaştırmıştır. Türkiye hükümeti de bu konsensus'u bir politika haline getirmiş olduğu halde; müptezelislamcıların İran sancısı hastalığı, Türkiye'nin bekasından bile ön sırada olarak devam edecektir.

Amerika, oluşan bu konsensusa rağmen, bölgede; mezhepçilik üzerinden veya benzer farklılıkları (etnik farklılıkları vs) kullanarak, bölge ülkelerini birbirleriyle çatıştırmaya yönelik politikalarına devam edecektir.

Bölge ülkeleri, Kürt sorununun da, ABD dışlanarak; adil bir sonuçla çözümlenmesine yönelik çaba içinde olmalılar. Kürtlerin, bölgenin en kadim ve mazlum haklarından biri olduğu ve çok acılar çektiği unutulmamalıdır.

Amerika; bundan sonraki süreçte ve Türkiye'nin dik durmaya devam etmesi halinde; Türkiye'ye yönelik olarak da darbe ve iç karışıklık denemelerinden vazgeçmeyecektir.

Türkiye, önümüzdeki günlerde benzer bir karışıklık yaşanmaması için, şimdiden tedbirler almalı, bölge ülkeleriyle oluşturduğu ittifakları sıkı tutmalı.

Son Suriye olayları ve tarih göstermiştir ki; İran ve Türkiye; asla ama asla birbirlerine sırtlarını dönmemesi gereken iki ülke.

Bölge ülkeleri; İran da dahil olmak üzere hiçbir ülkenin mezhebi, rejimi ve etnik unsurları üzerinden oluşturulabilecek provokasyonlara alet olmadan; emperyalist işgalcilere karşı kenetlenmelidir.

İran, başka bir ülke veya bir halkın, ABD karşısındaki başarısı veya mazlumlara yönelik bir girişimi, takdirle karşılanarak desteklenmeli ve saygı duyulmalıdır.