ORUÇ VE HAK BİLİNCİ

23 / 05 / 2017

Oruç Kur'ân-ı Kerîm’in açık ve net ayetleriyle sabittir. Müslümanlara farzdır. Anlamı tutmaktır. Oruçla birçok şeyi tutarız.

İlk başta kendimizi ve kötü ve olumsuz olan ne varsa tutarız. İyi ve olumlu olanı da salarız, çoğaltırız. Bu yüzden oruç/Ramazan ayı için; "Şeytanın bağlandığı ay" denir.

Onu bağlayabilmemiz, sadece o ayda mı mümkün? Hayır…

İlk başta kendimizi tutarız, bağlarız, sınırlandırırız. Nefsimizin isteklerini sınırlandırırız.

Nefsinin isteklerini önceleyen, egosunu her şeyin üstünde tutan ve bencilliği hayatının merkezine alanın, Allah diye bir ilahı yoktur.

Rabbimizin özel önem verdiği bir eğitimdir, terbiyedir oruç.

Oruç hakkında çok yaldızlı laflar etmek mümkün ama uygulamalar, duyarlılık önemli.

Diğeri ise, bu duyarlılığı, bu atmosferi, sadece Ramazan’a has kılmamak.

Sonraki ve en önemli olanlarından biri, orucun sosyal ve ekonomik bir ibadet olduğu.

Evet, şimdiye kadar söylenenlerden bile kullandığımız kavramları sıralarsak, ortaya sosyal bir manifesto çıkıyor.

Ama biz, yine aynısını yapacağız.

Maç seyreder gibi hikaye dinlemeye kitleneceğiz ve bunu din sanacağız.

Siyasilerin öncülük ettiği zengin ve gösterişli sofralara, nasıl ve hangi yemeklerin yapılması gerektiğini içeren eğlence içerikli programlara kitleneceğiz.

Mesela bu ayda, gerçek dini gizlemeye çalışacağız, fakire, hakkını ara değil, niye yoksul olduğunu sorgula değil; şükret diyeceğiz.

İşsize, sabret diyeceğiz.

Adil paylaşımın neden gerçekleşmediğini, işsizliğin neden arttığını, yoksulluğun neden çoğaldığını, insanların neden gittikçe umutsuzlaştığını, kamplaşmaların neden arttığını, işe alımlarda kayırmaların, haksızlıkların neden neredeyse sistemleştiğini, hak hukuk aramanın neden zorlaştığını, neden gerçek anlamda bağımsız bir STK'nın neredeyese kalmadığının, elektrik, finans, sağlık, iletişim ve daha birçok alanda firmalarla vatandaşlar arasında yaşanan ve vatandaşı açıkça mağdur eden kanunsuz prosedürlere karşı vatandaşın nasıl rencide edildiğini, ezildiğini, hakkının gasp edildiğini ve bu durumun neden sistematikleştiğini sorgulamayacağız.

İnsanların haksızlıklara karşı geldiğinde hangi süreçlere tabi tutulduğunu, cezaevlerindeki hasta mahkumların uğradıkları hak ihlallerini, zengine ve yoksula aynı nedenle ayrı muamele edilmesinin nedenini, aynı nedenle vatandaşın çocuğu içerideyken; diğerinin çocuğunun, damadının, yakınının dışarıda olduğunu, neden maksadı üzüm yemek olan muhalefetin de aşırı şekilde sindirilmeye çalışıldığını sorgulamayacağız.

Teravihin kaç rekat olduğunu, nasıl kılınması gerektiğini gündemin merkezine alacağız ama Allah’tan başka birçok ilahı da öve öve bitiremeyeceğiz ve bunu yaparken sevap kazandığımızı sanacağız.

Allah’ın insanlara verdiği hakları, tanzim, tasnif ve tasarruf etme yetkimizin olmadığını, bu anlamda hangi noktada olduğumuzu, hangi yanlışları yaptığımızı, kimleri hala putlaştırdığımızı, hangi kesimleri hala ötekileştirdiğimizi sorgulamayacağız.

OHAL’in, etkilememesi gereken kesimleri ne oranda etkilediğinin tespitini de, merak ediyorum, acaba yapabilecek miyiz?

Örneğin, Yeni kurulan OHAL Komisyonunu faaliyetlerine; önceliği, hastalık bahanesiyle salıverilen ayrıcalıklı kesimleri, olması gereken yere almak, maddi imkansızlıklardan dolayı cemaat evlerinde kalan çaresiz, yoksul vatandaşların çocuklarını bir an önce tahliye etmek, gerçek ve kuvvetli delile dayanmayan, şüphelerle ihraç edilenlerin iadelerini sağlamak, bu konularda mağdur olan ve suçsuz da olsa toplumun psikolojik baskısı altında kalan/lekelenme hissedenlere karşı toplumsal bir anlayış geliştirmeye yönelik sosyal çalışmalara vererek başlayacak mı?

Kendimizi, birbirimizi ve Allah’ı kandırmaya çalışarak ve Ramazan bitince her şeyin bittiği bir ayı geride bırakarak farklı bir insan olacak ve bundan mükafat mı bekleyeceğiz.

Elbette, kendimizi terbiye etmemiz, birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye etmemiz, zaman ve mekanı aşan evrensel bir çizgidir.

Oruç da bu yolda, mükemmel bir ibadettir.

Oruç hem iç dünyamıza hem de dış dünyamıza hitap eder.

Oruç duyarlılık, sorumluluk, merhamet, yardımlaşma, paylaşmadır. Oruç, hoşgörü ve barıştır.

Haksız ve kirli savaşları sorgulamaktır.

Oruç, ayrışma değil; birlik ve beraberliktir.

Oruç, hak, adalet, sevgi ve paylaşımı içsel ve toplumsal zeminde cisimleştirerek birbirimize iyiliklerde bulunmak suretiyle, bunu Rabbin rızasına sunmaktır.

Ramazan’ın huzurlu geçmesi için; toplumsal hayatımızda, eğitim ve diğer iş ve

işlemlerimizi, kamusal hayatımızı, hayati konuları risk altına sokmadan, özellikle sıcak bölgelerde, insanların oruç tutmasını engellemeyecek tarzda düzenlemeler yapmalıyız.

Oruç, kendimizi yeniden formatlamaktır. Kul olma bilincidir. Okumaktır, tefekkürdür.

Oruç, mesajı/Kuran’ı güncellemektir.

Oruç peygamberdir. Peygamberin yeniden gelişidir.

Oruç, rahmettir.

Rabbimizin, hepimize, orucun gerçek mahiyetini uygulayabilme noktasında yardımcısı olmasını dilerim.