REFERANDUM NASIL SONUÇLANMALI? (II)

19 / 04 / 2017

Aynı başlığı taşıyan ilk yazımı 16 Nisan Referandumu öncesinde yazmıştım.

16 Nisan 2017 tarihinde halk oylaması yapıldı ve sonuçlandı denebilir. Evet oylama yapıldı ve sonuçlandı ama her şey bitti mi?

Yaşanan süreçte, her şeye farklı anlamlar yüklememizin ötesinde, yaşanan ve meydana gelen değişimlerin, atılan her adımın normalden daha farklı anlamları zaten var. Bunun nedeni, bizim yüklediğimiz anlamların ötesinde, belli bir hedefe doğru, köhnemiş kabuğunu kırarak yeniden kendini oluşturmaya yönelen bir ülkenin/coğrafyanın doğum sancılarındır ve batı, hem erken, hem ölü doğum yaptırmak istiyor. Diğer tüm anlamlar da zaten bu anlam içinde mevcut.

Bölgemizde sonlandırılmayan; tırmandırılan savaşlar, iç ve dış gelişmelerin birbirlerine ne derece bağlantılı olduğunu daha net ortaya çıkarmıştır.

Maskeler düşmüş, her seferinde yeni aşamalara gelen sürtüşmeler, yeniden kağıtların karılıp dağıtılması oyunu adeta alenileştirmiştir.

Bu açıdan bakıldığında, 15 Temmuz girişiminin başarısız olmasından açık şekilde rahatsız olan batının; 16 Nisan referandum sonuçlarından da rahatsız olduğunu açıkça ilan etmesini doğru okumamızın önemi daha da artmaktadır.

Dolayısıyla, referandum nasıl sonuçlanmalı derken, oylamanın değil; yeni Türkiye’nin doğum sancılarının nasıl sonuçlanacağına/ nasıl sonuçlanması gerektiğine dikkat çekmeyi amaçlamakta olduğum söylenebilir.

Bu referandumun, iç ve dış sonuçları olacaktır.

Batı, kesinlikle, yeni Türkiye’nin oluşumuna engel olmak için elinden geleni yapacaktır. Zira yeni Türkiye, batıdan kopmayı değil; eşitler olarak müzakereleri sürdürme potansiyelinde olduğunu fark etmiş durumda.

Düne kadar, emir komuta hiyerarşisinin hakim olduğu ve Brexit’le hayli irtifa kaybeden AB ile Türkiye arasında ilişkilerin, birden bire bu niteliğini kaybetmesinin batı tarafından hazmedilmesi oldukça güç olacaktır. Batının agresifliği ve hırçınlının esas nedeni de bu hazımsızlıktan kaynaklanmaktadır.

Batı, bu bağlamda, referandum öncesinde de olduğu gibi; sonrasında da, içte bazı kesimleri kışkırtmaya, seçim sonuçlarına veya demokrasi elden gidiyor, diktatörlük geliyor tarzında söylemlerle, şimdilik seçimle ilgili basit ve doğal aksaklıkları büyük bir skandal olarak lanse etmek üzerinden, Gezi tarzı ya da Cumhuriyet Mitingleri tarzında bazı halkı sokağa dökme yollarını deneyerek, seçim sonucunu sürekli bir itibarsızlaşmaya sürükleyerek bazı kesimleri ayakta tutmaya yönelecek gibi.

Bazı kesimlerin, seçim sonuçlarının iptali için AİHM’ne başvuracaklarını açıklamaları da bunun bir göstergesi.

Cumhur Başkanının, dün(17.04.2017) yaptığı kabir ziyaretleri, sadece ailesi ve yakınındaki fertleri yanına alarak yaptığı konuşma da çeşitli mesajlar içermektedir…

Evet, referandum bitti ama sonuçları devam etmektedir. Sancılı süreç devam etmektedir. Yeni yasaların çıkarılması devam edecektir, restleşmeler devam edecektir, batının tavrı artarak devam edecektir, iç sürtüşmeler ve kamplaşmaları keskinleştirmeye yönelik, halkı kışkırtmaya yönelik provokasyonlar ve ne yazık ji OHAL de devam edecektir.

Referandumun iç sonuçları, Kürtlerin tercihleriyle ilgilidir. Kürtler, bu referandumda, şiddeti dışlamış, bölünmeyi dışlamış, Gezi’de, 15 Temmuz’da olduğu gibi yine -her seferinde karşılığını görmemesine rağmen- eşitliğe, kardeşliğe ve barışa olan bağlılığını açıkça ortaya koymuştur. Dolayısıyla yeni Türkiye’nin iki ana unsurundan birinin Kürtler olması adeta bir kader olmuştur. Kürtler, referandum sonuçları üzerinden sokağa çıkma çağrılarına da itibar etmeyecektir.

Tehlike devam ettikçe de, tedbirler devam edecektir. Soğukkanlı ve dikkatli ama sürekli tedirginlik içinde olmayan; normalleşmeye yönelik bir halde olmaya yönelmeli gibi. Zira sürekli bir tehlike/kalkışma beklentisi sinirleri germekte, beklenmedik hareketlere sebebiyet verebilmektedir.

Ancak, bu sonuçlar veya daha farklı sonuçlar, iktidara sınırsız yetki vermez. Ohal uygulamaları ve azımsanamayacak mağduriyetler, suçsuz olduğu halde cezaevlerinde yatanlar, kötüye giden ekonomi,  artan işsizlik, artan ve alenileşen yolsuzluk, siyasi yozlaşma ve pervasızlık da toplumu germekte iken artan kamplaşmayı da körüklemektedir.

Bazı kesimlerin rahatsızlığının toplumun zararına sonuçlanmasının önüne geçilmelidir.

Özellikle Cumhurbaşkanının, toplum karşısına çıkarak, rahatsız olan kesimleri de kapsayan birleştirici ve kaygıları giderici mesajlar vermesi önem arz eder.

Yine, çevresindekilerden başlayarak, yolsuzluk ve hırsızlığa bulaşmışları temizlemeye, Kürt sorununa, ekonomi ve uzayan Ohal uygulamalarına yönelik yol haritası mahiyetinde bir açıklama yapmalıdır.

Toplumun, sürekli darbe veya kaos beklentisinden, diken üstünde durmaktan teyakkuzda olma halinden çıkmaya, barışa, huzura, normalleşmeye, olumlu mesajlara ve umuda ihtiyacı vardır.