REFERANDUM NASIL SONUÇLANMALI?

12 / 04 / 2017

16 Nisan’da, 18 maddelik bir anayasa oylamasına gideceğiz.

Her partiden ve görüşten bu maddelere evet diyen de; hayır diyen de mevcut.

Evetçiler, ülkenin zor bir süreçten geçtiğini, sistem değişikliğiyle ülkenin bu süreci koalisyon riskinden kurtularak, güçlü hükümetlerle götürmesi gerektiğini, bunun, ülkenin bekası için elzem olduğunu; hayırcıların ise, bu maddelerle tek kişiye, kontrolsüz ve sınırsız yetkiler verildiğini ve bunun demokrasinin ruhuna aykırı olduğu söylemini öne çıkardıkları görülmektedir.

Aslında, evet de, hayır da çıksa dünyanın sonu olmayacağı; hazırlananın kısmi bir anayasa değişikliği taslağı olduğunu ve bunun için kamplaşmanın yersiz olduğunu bilmeli ve görmeliyiz.

Daha etkili propaganda için, bu referanduma yüklenen anlamların abartılarak, toplum kesimlerini birbirine karşı keskinleştirici provakasyonlardan uzak durulmalıdır.

Bir önceki referandumda da, buna benzer bir atmosfer oluşturulmuş, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini de içeren paket halkın oylarıyla geçmişti. Geçmeseydi de, bu, dünyanın sonu olmayacak, Cumhurbaşkanı, her zamanki gibi meclis tarafından seçilecekti.

Bu referandumda da, karar halkımızındır. Evet diyen de; hayır diyen de vatan haini, terörist veya başka şekilde suçlamalara maruz bırakılamaz.

Propagandistler, sözcüler ve bu konuda taraf olanlar, görüşlerini kamuoyu önünde açıklamaktalar, mitingler düzenlemekteler. Karar halkındır.

Ne bu referandum sonrası mükemmel bir siteme sahip olacağımız ve tüm sorunlarımızı bir çırpıda çözeceğimiz ne de bu referandum geçmezse ya da geçerse ülkenin bölüneceği ya da kaos çıkacağı şeklindeki söylemlerin yüzde yüz doğru olduğuna yönelik algılara göre hareket etmemeliyiz.

Darbe anayasası olan mevcut anayasa, bu değişiklikle de darbe anayasası vasfından kurtulmayacaktır. Çünkü onu darbe anayasası olmaktan çıkaracak şey, ilk dört maddedir. Bu bakımdan ya ilk dört madde ile başlanacak olan bir değişik ya da mevcudu çöpe atarak yeniden bir anayasa hazırlamaya başlamak dışında atılacak her adım, kısmen değerli olsa da, nihai anlamda bir kurtuluş reçetesi olmaktan ve anayasayı darbe anayasası olmaktan çıkarmaktan uzak olacaktır.

Gönül isterdi ki, toplumun tüm kesimleri, el ele vererek yeni bir anayasa hazırlasın ancak bu konuda özellikle muhalefetin tavrı böylesi bir konjonktürde olunmadığının da göstergesi olmuştur.

Maddelere ve yapılan değişikliklere gelince. Hepimiz neyin ne ne olduğunu biliyoruz. Halkımız da takip etmektedir. Bu seçimin ölüm kalım meselesi şeklinde abartılması son derece yanlıştır. Toplumu tedirgin etmeden ve kimsenin iradesi üzerinde baskı oluşturmadan, uygun bir atmosferde seçime gidilerek halkın zarar görmesini engellemek hepimizin üzerinde hassasiyetle durması gereken bir konudur.

Halkımız, onu kim kışkırtmaya çalışırsa çalışsın; sağduyudan uzaklaşmayacak bir olgunlukta olmasına rağmen; yine de provokasyonlar karşısında uyanık olmak amacıyla birbirimizi bu konularda uyarma gereği vardır.

Bu bakımdan, gerek yaklaşmakta olan seçim tarihi gerekse de seçim günü ve sonrasında, sükuneti korumak, sağduyulu davranmak ve tedbiri elden bırakmamak oldukça önem arz eder.

Halk olarak talep etmemiz gerekenler, adalet, adil paylaşım, birlik ve beraberlik, ülkemiz ve insanımızın izzetini koruyacak iç ve dış politikalar, küresel güçlerin taşeronluğu ve oyunlarına araç olmaktan uzak politikalar izlemeyi mümkün kılacak yaklaşımlar ve bu yönde atılacak adımlar olmalıdır.

Gerek yasama, gerekse de yürütme ve yargı alanlarında taleplerimizin odağında olması gereken ve toplumsal barışa, bölgesel istikrara katkısı olabilecek bu tarz politikalar olmalıdır. Yöneticilerimiz de bize, bu tarz değişiklerle gelmelidir.

Yine de bu seçimin, evet veya hayır şeklinde sonuçlanmasından ziyade; birlik ve beraberliğimizi bozmayacak şekilde sonuçlanmasına odaklanmalıyız.