SIĞINMACI MİSAFİRLERİMİZ/ÖTEKİLER

17 / 05 / 2017

Malum olduğu üzere coğrafyamızda asrın son çeyreğinden sonra daha hızlanan savaş ve küresel saldırıların son halkası Suriye savaşı oldu.

Bu savaşla birlikte ülke halkının önemli bir bölümü ülkelerini terk etmek zorunda kaldılar.

Türkiye de bu insanların önemli bir bölümüne ev sahipliği yapmakta.

Son iki yıldır konuşulmaz oldular. Daha doğrusu gitsinler diye sesler kesildi. Bu arada, oldukça adapte olanlar oldu. Ülkeyi tanıdılar. Kendilerine uygun gördükleri ya da mesleklerini kolayca yapabilecekleri şehirlere dağıldılar. Biraz da birbirimize alıştık.

Onlarla yapılan kavgalarda hep onları kolladık. Onlar bize emanettir dedik yine diyeceğiz. Bazen de en normal bir kavgada aşırı yüklendik onlara.

Evet, son iki yıldır, alttan alta, sessiz, derinden yaşanan değişimler var gibi. Daha profesyonel ve yaygın şekilde suçlar işlenmekte, mafyavari çeteleşmeler gözlenmekte...

Çeşitli sebeplerle devletin bazı kurumlarının mültecilerle ilişkilerini geliştirerek, onlar içinde güçlenerek ileriye yönelik bazı hesaplara girmesi olasıdır ancak, toplumda ciddi rahatsızlıklar doğmaya başladı.

Kavgalar artıyor. Ölümlü kavgalar hem de. Son olarak Konya’da yaşanan kavga.

Kavganın nedeni önemli. Yaşam tarzlarının çatışması var. Laf atmalar, rahat hareket etmeler/rahatsız etmeler. Bunlar olmamalı tabi.

Bu durum münferit mi, yaygınlaşmakta mı? Sığınmacılar konusunda planlı bir kışkırtma, onları üzerinden bir provokasyon hazırlığı ve ihtimaline yönelik olarak da çalışılmalı. Araştırılmalı.

Konya değil; başka yerlerde de artan olaylar bu soruları akla getirmekte.

Geçen ay İzmir’in Torbalı ilçesinin Pamukyazı Mahallesi’nde çıkan bir kavganın ardından 500 sığınmacının mahalleyi terk etmek zorunda kalması ve daha buna benzer birçok olay var.

Elbette, onların toplumla uyum içinde yaşamaları arzu edilir ancak bu konuda tedbirler almak, son zamanlarda, mülteciler arasında bir başıboşluk varsa; üzerinde durmak gerekir. Bu durum karşısında vurdumduymaz davranamayız.

Bu yönde bazı tespitlerin yapılmasını ve son durumla ilgili sosyal çalışmalar yapılarak, gerekli tedbirlerin alınmasını elzem görmekteyim.

Madem, bu insanların kalıcı olma ihtimalleri yüksek ya da uzun süre kalacakları kesinleşti; bu konuda uzun vadeli bir plan ortaya konmalı ve kamuoyuna açıklanmalıdır.

Bu insanların eğitim, istihdam ve toplumsal uyum konularında destek almaları gerekir.

Meclis Mülteci Hakları Alt Komisyonu Başkanı AK Parti Milletvekili Atay Uslu’nun açıkladığı son verilere göre, Türkiye’de her yıl 70 bin Suriyeli bebek dünyaya gelmekte.

Uslu’ ya göre Türkiye’de ilköğretim çağında yaklaşık 835 bin Suriyeli çocuk var ve 300 bin dolayında Suriyeli çocuk ise eğitim alamamakta.

Toplumu bu konuda uyarmalıyız. Galeyana ve oyunlara gelmemeliyiz. Her şeye rağmen onların hala misafirlerimiz olduğunu unutmamalıyız.  Bu yönde olası kışkırtmalar karşısında dolduruşa gelmemeli, soğukkanlı davranmalıyız.

Yetkililerin dikkatine sunulması gereken bir boyuta doğru gitmekte olan sığınmacılar içindeki iç dalgalanmalar, dönüşümler ve bunların yansımalarına dikkat çekmek zamanı gelmiş ve geçmekte olan bir konuydu.

Umarım sesimiz duyulur.