Sınav Odaklı Eğitime Son Verilmeli

15 / 03 / 2017

Geçen hafta yapılan YGS sınavında acıklı manzaralar yaşandı. İki milyonu aşan aday sayısıyla yapılan sınava, bir dakika gecikmeyle bile gelenlerin alınmaması tartışma konusu oldu. Bu sınav maratonu, sınav atmosferi toplumun ruh halini bozmuş gibi.

Yanlış giden bir durum var. Sistem yanlış. Düşünün, bu adayların sadece yüzde onu iş imkanı olan bölümlere girebilecek.

Sınav odaklı eğitim sistemi yanlış. Kişilerin hayatlarının, meslek sahibi olmalarını, onları, böylesi meşakkatli süreçlerden geçirilerek sağlanması hakkaniyetli değil. Doğal bir yöntem değil bu.

Daha ilkokula yeni başlayan çocuğa, başlıyoruz test çözdürmeye, sınav kaygısı yüklemeye, yarıştırmaya. Çocuklarımız stresli, kaygılı, mutsuz, ilgisiz, sevgisiz. Başarı odaklı faaliyetin adı eğitim olamaz.

Eğitim, başkalarıyla yarışma ve başarı demek değildir. Eğitim, bilgi yüklenmek, test çözmek değildir. Eğitim, KPSS, YGS sınavında başarılı olacak donanıma sahip olmak değildir.

Eğitim, kişilerde istendik davranış değişikliği meydana getirme sürecidir. Kişinin kendini gerçekleştirmesidir. Kişinin yeteneklerini ortaya çıkarmasıdır. Fırsat eşitliğidir. Bilgiyi depolamak değil; kullanma yeteneğini geliştirmesidir. Problem çözme yeteneğini-matematikten bahsetmiyorum-geliştirmesidir eğitim.

Son yirmi yılda giderek artan sınav odaklı eğitim toplumun ve gençlerin dokusunu tahrip etmiştir. Geleceğe dair yoğun kaygı, umutsuzluk, belirsizlik, aileleri, çocukları, gençleri sarıp sarmalamıştır. Ailelerin/toplumun yaşam tarzını değiştiren bir eğitim sistemi uygulanmakta. Çarpık bir yapılanma bu. Bu bir hak gasbıdır adeta.

Özel okula “dönüşmüş” dershaneler ne derece okul? Devletin okulları da artık dershane. Çocuklar okul okumuyor; dershane okuyor. Okula değil; dershaneye gidiyor.

Devlet, vatandaşının temel ihtiyaçlarını çözmek zorundadır. Barınma, sağlık, eğitim, güvenlik ve beslenme bu hakların başında gelir.

‘Ömrünün yarısını okul sıralarında geçireceksin, sonra da KPSS sınavına gireceksin daha sonra seni mülakata alıp bakacağız; ona göre sana bir iş verebiliriz’ demek insan onuruna karşı işlenen bir suçtur adeta.

Mesela, gençliğin en önemli evrelerinden biri olan ergenlik döneminde, gencin tüm zamanını soru çözerek geçirmesi ne derece sağlıklı?

Çocukların altı-yedi saat okul, o da yetmez dershane-etüt diyerek sağlıksız bir şekilde, hareketsiz rehin alınması ne derece akıllıca?

“Çocukların yaşam doyum düzeylerinin ölçümlenmesi için OECD ülkelerindeki 11, 13 ve 15 yaşlarındaki çocuklardan hayatlarıyla ilgili 0-10 (olabilecek en kötü hayat – olabilecek en iyi hayat) aralığında bir değerlendirme yapmaları istenmiştir.  Buna göre Türkiye Polonya ile birlikte hayatından memnun çocuk oranın en düşük olduğu ülke olarak ortaya konmuştur. Sosyal ilişkiler kadar okulda hissedilen stres de çocuğun mutluluğu üzerinde önemli bir etkiye sahip. HBSC’nin 11, 13 ve 15 yaşındaki öğrencilerden okulda hissettikleri baskı ve stresin şiddetinin “hiç” ve “çok fazla” aralığında belirtmelerini istediği anket sonuçları bu konuda çarpıcı veriler ortaya koyuyor. Araştırmanın sonucuna göre, OECD ülkeleri içinde Türkiye (%29,2), öğrencilerin okulda en fazla stres hissettiği ülke olarak ilk sırada yer alıyor.” (http://www.tedmem.org/yayinlar)

Ülkenin ürettiği ekonomik değerin adil bölüşülmesi gerek. Gençlerle yeterince ilgilenilmiyor. Onları sürekli öteliyoruz. Bir sonraki sınav, bir sonraki iş başvurusu derken umutlarını yok ediyoruz.

Belki bazıları; sınav, bir ölçme aracıdır, sınav yapmadan bilgi ve yetenekler nasıl tespit edilebilir, diye itirazda bulunabilir. Bu, haklı bir itiraz ancak, sınav, gerçekten bir ölçme aracı olmalı, seviyeyi tespit ederek, eğilimleri, yetenekleri ölçmek için yapılmalı. Bazılarını elemek amacıyla yapılan sınav, sınavın doğasına aykırıdır.

Zira tespit odaklı sınavda, kişi, kendi derecesini, yeteneklerini bilir ve bunları gidermeye, geliştirmeye yönelerek telafi etmeye çalışır ya da bu yeteneklerine göre bir iş ve imkana kavuşur. Bu tür sınavlarda aşırı, uzun süreli/sürekli kaygı olmaz.

Herkesin yapabileceği bir iş mutlaka vardır. Devlet vatandaşına iş imkanları oluşturmak, iş verinceye veya vatandaş iş buluncaya kadar ona ekonomik destek vermekle yükümlüdür.

Bu, sınav odaklı eğitimin toplum psikolojisini olumsuz etkilediği bir gerçek. Kazanmaya odaklanmak, diğer seçenekleri ortadan kaldırır. Örneğin, resim yeteneğinizin bu sistemde bir değeri yok. Ya da sözel bir bölüme girmek için bile matematik bilmelisiniz. Hala kitap diye bir dersimiz/derdimiz yok.

Mesela, Özel bir lisede okuyan ya da Ankara/Çankaya'da okuyan öğrenci ile kenar mahallede ya da doğuda okuyan bir öğrencinin aynı sınava tabi tutuluyor olması ne derece adaletli? Bu durum, fırsat eşitliğine aykırı değil mi? Elbette bunlar teknik sorunlar ve fırsat eşitliğine aykırı uygulamalardır ve kişinin hak ettiği noktaya gelmesini engelleyen uygulamalardır.

Kısa süreli çözümler olarak, gençlik merkezlerini işlev ve sayı bakımından geliştirmek, işsizlik fonunu güçlendirerek, sosyal politikaları güçlendirmek olabilir ancak, vazgeçilmesi gereken, sınav odaklı bu eğitim sistemidir. Bir an önce bu sorunu çözmek gerek.

Kendimize şu soruyu sormalıyız: Neden üniversite kapılarına dayanmayı gerektirmeyen, sınav odaklı olmayan bir sisteme sahip olamıyoruz?

Yeter; eğitimi deneme tahtası olmaktan, çocukları yarış atı olmaktan, tek tip ve devlete muhtaç, umutsuz insan tipi yetiştirmeye son verelim.