SOSYAL YARALARIMIZ DERİNLEŞİYOR

03 / 03 / 2018

İnsan, sosyal bir varlıktır. İletişim ve etkileşim, insanın en temel ihtiyacıdır.

İnsanın maddi ve ruhsal/manevi ihtiyaçları vardır. Bu, onun donanımları/yaratılışı/doğası/fıtratı/aklı gereğidir.

Kendini, Allah' ı, varlığı bilmeyen ve bunları doğru konumlandırmayan kişi yörüngesini bulamaz ve ruhsal bunalımlara düşmesi kaçınılmaz olur.

Allah, insanlara, kendi içlerinden elçiler seçerek insanı ve kendisini nasıl konumlandıracağını bildirmiştir. Bütün ilahları terkederek tek ilaha yapmak. Bütün yaşamın, mutluluğun, kurtuluşun, varlığın mahiyeti ve anlamı budur.

Biz de toplum olarak böyle bir nimete/dine sahibiz. Ancak ona gereken önemi vermemek ve ondan uzaklaşmak sonucu buhranlar yaşamaktayız.

Dünyanın neresine giderseniz gidin, dinden uzaklaşanların buhranlar yaşadığına, her türlü zevke rağmen mutlu ve huzurlu olmadıklarına tanık oluyoruz. Batılalaşmaya başlamadan önce bizde rastlanmayan birçok kötü fiil maalesef bizde de artık var.

Batı, uyuşturucudan, cinsel sapmalara, içkiden, intihara bir sürü kötü fiili denediği halde mutlu olamamış ve artık yavaş yavaş dine dönülmesi yönünde seslerin yükseldiği bir coğrafya olmuştur.

Biz de batının peşine takılarak mutlu ve müreffeh olacağımıza inanarak, kendi elimizdeki feneri/İslam’ı kapattık ve ne yazık ki onlardan geri yanımız neredeyse kalmadı. Biz de de istismar, tecavüz, boşanma, babalık testi sayısında artış, antidepresan ilaç kullanımının artması, kadın cinayetleri, cinnet geçirme, soygun, uyuşturucu, fuhuş ve buna benzer olayların yanı sıra intihar olayları da gittikçe artmaktadır.

Özellikle kadın cinayetlerinin kanıksandığı izlenimi endişe vericidir. Kadını erkekten koparmak ile kadını erkeğin kölesi yapmak arasındaki iki uç anlayışın cedelleşmesinin kurbanı, ne yazık ki yine kadınlar olmaktadır.

Kadın cinayetleri konusunda ciddi bir yol belirlemekten hala çok uzaklardayız.

Ülke çapında intihar olayları da artış göstermektedir. Şanlıurfa da da tabi. Son birkaç yılda; Urfa intihar grafiği de yukarı doğru bir seyir izlemekte.

Bu hafta Urfa'da 22 saat içerisinde 3 intihar olayı yaşandı.

“Şanlıurfa son altı aydır peş peşe yaşanan intiharlar dikkat çekecek şekilde artmaya başladı. Son iki gün içerisinde 3 intihar olayı gerçekleşti. Önceki akşam 44 yaşında bir erkek, peşinden gece 17 yaşındaki 11. Sınıf lise öğrencisi kız çocuğu, dün sabah da bir uzman çavuş intihar etti.” Ajans Urfa/28.Şubat.2018

Bölgedeki savaş ve içeride yaşanan OHAL süreci öne sürülerek toplumsal barışı zedeleyici, toplumun psikolojisini bozucu bir gerginlik mi oluşmakta? Neden toplumsal bir patlama yaşayacak duruma sürüklendik? Ya da bu durumu devletten ziyade, sivil girişimlerle mi giderilmeli?

İNTİHAR SEBEPLERİ

"İntihar edenlerin yaşları, konumları ve durumları hepsi birbirinden farklı… Kimi iflas eden bir iş adamı kimi 3 çocuk annesi kimi askerden yeni gelen bir genç kimi yurtta kalan öğrenci bir çocuk kimi de Türkiye birinciliği elde eden Milli bir sporcu. Erkeklerin birçoğu işsizlik ve tefeci mağduru olduğu için intihar ederken, kadınların intihar sebeplerinin ise evdeki geçimsizlik nedeniyle olduğu tahmin ediliyor. Genç erkeklerin bir kısmı ise madde bağımlılığından kurtulamadığı için intihar ediyor.”/Ajansurfa

Ancak esas sebepler bunlar değil. Intiharı düşünme, intihar edebilme durumuna gelmenin sebepleridir esas olan. Bu da inançla ilgili olan esas kısmıdır işin.

NE YAPMALI?

Kamplaşmayı ve ötekileştirmeyi derinleştirici söylemlerden kaçınılmalıdır. Birbirimize ilgisiz kalmak; birbirimize yapabileceğimiz en büyük kötülüktür. Derdi olanın derdi ile ilgilenmek aslında kültürümüzün temel direklerinden biriydi. Biriydi diyorum çünkü artık böyle bir duyarlılığımız ne yazık ki yok.

Hem aile kavramı hem komşuluk kavramı hem birbirimizin halini hatırını laf olsun diye değil de gerçekten duyarlılık hissederek, sorumluluk hissederek, Allah rızası için sormak maalesef artık olabildiğince azalmış ve herkes kendi dünyasına, kendi kabuğuna, kendi yalnızlığına gömülmüş.

Otobüste, çarşıda, pazarda, çalıştığımız ortamlarda insanlar artık birbirleriyle olabildiğince az konuşuyorlar, kendi bilgisayarlarına, telefonlarına veya kulaklık takarak farklı medyalara gömülmeyi tercih ediyorlar.

Ahlaki çöküntüye izin verilmemelidir. Bireyselleşme ve dünyevileşme/sekülerleşme, toplumu çöküşe sürüklemektedir. İnançsızlık ya da inancın zayıflaması, ekonomik sorunlar, olumsuz ve acımasız ekonomik ortam, sosyal dokunun ve dayanışmanın bozulması ve zayıflaması, aile yapısının çökmesi, aile sayısının azalması, işsizlik, umutsuzluk, değersizlik hissi gibi durumlar da toplumu bunalıma ve mutsuzluğa sevk etmeke.

Evin içi ile ilgilenilmeli; eğitim sistemimiz, üniversite öğrencilerimiz, işsizlerimizle ilgilenilmeli. Onların ruhsal dünyasını ve ruhsal ihtiyaçlarını karşılayabilecek güvenlikli projelere ihtiyacımız olduğunu görmeli.

Siyasiler, bu gibi konularda, oy kaygısını bir kenara bırakarak derde deva olmalılar.

Diyanet, olur olmaz konularda saçma sapan fetvalar vermek yerine, bu sorunlara eğilmeli; gerektiği yerde yöneticileri ve yanlış politikaları düzeltmeye yönelik katkılarda bulunabilmeli.

STK’lar sadece maddi yardım faaliyetleriyle değil; sadece politika ile değil; bu sorunlara yönelik projeleri hayata geçirmelidir.

Yerel yönetimler ve toplumu aydınlatabilen insanlar, sadece sanal dünyada değil; sadece medyaya birkaç poz verip sıvışarak değil; gerçek anlamda, toplumla/gençlerimizle direkt/birebir/yüz yüze ilgilenmeli.

Toplumu yeniden oluşturmak için; kadim, temel değerlerimize dayanarak, ortak bir gelecek politikası belirlemeli ve bu yönde çaba harcamalıyız.

Batıya ve laikliğe yöneldiğimizden itibaren, köklerimizden, değerlerimizden, insani ve imani kimliklerimizden uzaklaştıkça modernleştik, bireyselleştik ve duyarsızlaştık. Dolayısıyla yardımlaşma, dayanışma gibi özelliklerimizi de ne yazık ki kaybettik.

İyi insan olmayı terk ederek çocuklarımızı başarılı olmaya yönlendirdik. Ne yazık ki; en büyük başarının, ‘iyi insan olmak’ olduğunun henüz bile ciddi manada bilincinde değiliz.

Baştan sona değiştirmemiz gereken eğitim sistemimiz, öğretmenlerimiz, iş ahlakımız, tüketime yönelten sanal bir yaşam tarzımız toplumu mutsuzlaştırıyor. Çocuklarımız mutlu değil, aileler de. Dolayısıyla toplumumuz mutlu değil.

Başarılı olma, maddi zenginlikler, kendini kurtarma ve lüks yaşama gibi hedeflerin dışında yaşama yönelik hedeflerinizin olmaması korkunç bir yoksunluktur.

Allah, otorite, sevgi, merhamet, sorumluluk, ahlak, din, paylaşım, adalet, namaz, dua, iman, helal, haram, sevap, günah, hesap verme, ceza, ödül, cennet, cehennem… Kısacası ahlak, kısacası insan, kısacası iman; toplumumuzu yeniden inşa edeceğimiz temeller ve kurtuluşumuzun temel kavramları olmalı.

Siyasi tarzımızı da bu anlamda yeniden yapılandırmalıyız. Insanı, sevgiyi, merhameti ve adaleti önceleyen bir sisteme ihtiyacımız olduğu ortada. Bunlar bize ait değerler ve kavramlar.

Bunları unuttukça birbirimize ve kendimize küstük, huzursuz olduk, mutsuz olduk, değiştik, yabancılaştık ve kaybettik. Kaybettiklerimiz henüz çok uzağımızda değil; onları bulalım ve onlara sarılalım, Onlara sarılan bir tolum kurtulmuştur.

İşte yeniden gündemimize girmesi gereken kavramlardır bunlar. Dönüşmemiz için gereken anahtar kavramlar. Bizleri kurtaracak olan bu kavramlar. Aslında eski “biz”i bulmamızı kolaylaştıracak yol işaretleridir bu kavramlar ve değerler.

Bugünkü insan nereye bakıyorsa; orada bir dinsizlik, görüyor. Siyasete bakıyoruz; din, en aşağılarda: İstismar ediliyor, hunharca kullanılıyor, siyasete alet ediliyor.

Nereye baksak; dine dair bir emare yok. Medyaya baktığımızda da öyle: Taşıtlar, giyim kuşam, mekanlar, tutkular, aldatmalar, içki, şiddet çeteleşmeler, cinsellik, zenginlik, güç/ kuvvet/kudret vesaire.

Yok, evin içinde dine ait bir şey yok. Hiç kuşkusuz çözüm; insanlığın ortak değeri olan İslami değerlere dönüştedir. İslami değerleri; her türlü sapkınlıktan, hurafeden, her türlü akıl ve mantık dışı olan yaklaşımlardan ve yorumlardan kurtarmanın çabasını içinde olmalıyız.

Toplumda ayrışma ve ortak değer kaybı var.

Elbette konu, tüm toplum kesimlerini ilgilendirmektedir. Sosyologlar, Psikologlar, eğitimciler, psikiyatristler, akademisyenler, Diyanet, RTÜK vesaire. Ama siyaset, ekonomi, hukuk boyutu da var işin. Yani bunlar da var çünkü bunlar, işinbiraz da adalet boyutuyla ilgili. Sosyal adaletin de ciddi etkenlerden olduğu unutulmamalıdır.

Yine işin aile boyutu var. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı devrede olmalı. İletişim boyutu da çok önemli.

Toplum, dijital bir küskünlük/iletişimsizlik yaşıyor. Mekanikleşme yaşanıyor. Sanal etkileşim arttı ama iletişim yok. Birebir karşılıklı içtenlik ne yazık ki kaybolmak üzere.

Ortak değerlerimiz ve insanlığın ortak değerleri üzerinde daha mikro, daha bire bir, daha yakın ve daha içten ve hesapsız etkileşim, iletişim ve yaklaşımlara ihtiyacımız var.

"Hep birlikte Allah'ın ipine (Kur'an'a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz"/Âl-i İmrân, 103

Rabbim, yardımcımız olsun, selam ve dua ile.