Şüphesiz ki islam, Batıyı da kurtaracaktır

04 / 02 / 2017

ABD Başkanı Donald Trump'ın, New York Federal Mahkemesi tarafından askıya alınan, "7 Müslüman ülkenin vatandaşlarının ABD'ye girişini yasaklayan" başkanlık kararnamesi, hem içte hem de ABD dışında tepkilere neden oldu. Bu tepkilerin en ilgi çekici olanı ise Kanada’dan geldi.

Kanada, Başbakanlık Ofisinden yapılan açıklama ile çifte vatandaşlık kapsamında Kanada vatandaşlığı bulunanların, Amerika'nın yeni göçmenlik uygulamasından etkilenmeyeceklerini duyurdu.

Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun, Twitter üzerinden "Kanada'ya hoş geldiniz" (WelcomeToCanada) etiketiyle "Zulüm, savaş ve terörden kaçanları, inançları ne olursa olsun Kanadalılar sizi memnuniyetle karşılayacaktır. Çeşitlilik gücümüzdür." şeklindeki paylaşımı tüm dünyadan sempati gördü.

Bunun yanı sıra İngiltere: Vatandaşlarımız etkilenirse şikayetimizi iletiriz şeklinde olaya yaklaşırken, İran ve Irak hükümetleri ise misilleme şeklinde cevap verdiler ve biz de ABD vatandaşlarını ülkemize almayacağız şeklinde açıklamalarda bulundular.

Kanada’nın bu olumlu ve insani yaklaşımından sonra, Kanada'nın Quebec eyaletinde cami olarak da kullanılan ve geçen yıl Ramazan ayında domuz başı bırakılan Quebec City İslam Kültür Merkezine düzenlenen silahlı saldırıda ilk belirlemelere göre 6 kişi hayatını kaybetti. Silahlı 3 kişinin saldırısı sırasında, 40 kadar Müslüman yatsı namazını kılmak üzere camide bulunuyordu.

Kanada hükümeti, bu saldırıya gerekli tepkiyi gösterdi. Hem olay sırasında hem de saldırganların yakalanmasında hızlı ve etkili davrandı.

Bu saldırının amacı hem Kanada’yı hem de Müslümanları zor durumda bırakmak olabilir. Kanada’nın, Müslümanlara yönelik aldığı, Kanada’ya gelebilirler, kararını cezalandırmaya yönelik bir girişim olabileceği gibi; Kanada’nın kendi içinde yükselen İslamofobik kesimlerin bir tepkisi de olabilir. İkincisi daha ihtimal dahilinde görünüyor olsa da, önemli olan Kanada’nın bu olaydan sonra Müslümanlarla ilgili kararlılığı ve tavrından geri adım atmamasıydı, atmadı da.

Trudeau, yaptığı paylaşımda "Bu gece, Kanadalılar Quebec'teki bir camiye korkak saldırıda hayatlarını kaybedenler için üzülüyorlar. Düşüncelerimiz mağdurlarla ve aileleriyle birlikte" ifadelerine yer vermesi anlamlı ve değerliydi.

İslamofobi politikaları sonucu oluşan dışlama ve nefretin kısa sürede bitmesini beklemek gerçekçi değil. Batının İslam’dan korkmamasını sağlamak gerek. Bunu, batılılar kendileri yapmalı.

Umudumuz, Kanada’nın bu süreçte takındığı tavrın, batıda genel bir politikaya dönüşmesi. Zira İslamofobi, batıda oldukça taban yapmış durumda ve bu politika aşırı sağı, faşizmi, ırkçılığı da zirveye taşımakta ki, bundan uzun vadede batı da oldukça zarar görür.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in, Kanada'da camiye yönelik saldırıyla ilgili, bu tür saldırıların sadece Kanada'da gerçekleşmediğini, Avrupa'da geçen yıl 356 caminin saldırıya uğradığını belirtmesi, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir veri.

Görmez, Kanada'nın Ankara Büyükelçisi Chris Cooter'ı makamında kabul ettiği görüşmede, bütün insanlığın farklı inançları, farklı kültürleri birlikte yaşatma konusunda zorlanmaya başladığı bir dönemden geçildiğini, ayrılıkçı düşüncelerin, öfke ve nefret söylemlerinin dünyayı ve insanlığı sardığı bir zaman diliminde bulunulduğunu söyleyerek, böyle bir zamanda Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun açıklamaları, milyonların düşüncelerine tercüman olmuştur, sağduyunun sesi olarak dünyadaki pek çok mazlum insanın yüreğine su serpmiştir, şeklindeki açıklamaları memnuniyet uyandırmıştır.

Elbette, Trump’un politikaları karşısında Kanada’nın bu tavrı –ki aslında normlara uygun ve olması gereken bir politika- sevinçle karşılanmış ve umut verici olmuştur.

Belki biraz komplo teorisi olacak ama acaba ABD’nin, ABD’deki Müslüman göçmenleri Kanada’ya transfer etme, Kanada’yı bu bağlamda bir merkez haline getirme niyetleri mi var diye de düşünmeden edemiyorum. Umarım yanılırım.

Sonuç olarak batı, IŞİD gibi örgütler kurdurarak da, İslam’ın nurlu istikbalini ve potansiyelini yok edemeyeceğini, batı insanının İslam’a yönelişini engelleyemeyeceğini, İslam’ın, çürümüş, ruhsuz seküler dünyanın kurtarıcısı olabileceği gerçeğini gizlemeyeceğini anlamak zorunda olduğunu görmeye başlamıştır.

Doğrusu da bu gerçeği bir an önce görmek ve İslam’la barışmaktır. Umarız bu yola tez zamanda girerler.

Böyle bir yola girmekle hem batı, hem Müslümanlar, hem de dünya daha huzurlu bir yer olacaktır. Bunda hiç şüphe yoktur.