TAHRİFAT VE DEJENERASYON

31 / 03 / 2018

Tahrifat denilince, hemen dini tahrif etmekten bahsedeceğim düşünülmüş olabilir ama hayır; sadece ondan değil; küresel tahrifattan da bahsedeceğim.

Hızla bir tahrifat çağına doğru sürükleniyoruz, hem de küresel ölçekli.

Öncelikle tahrifatın genel anlamda iki tarzı olduğunu belirtmek isterim. Birincisi; tahrif edilecek olanın, orijinal formunu bozmak; diğeri ise orijinal olanın anlamını saptırmak, farklı algı oluşturmak,

Tahrifat, sadece fikirlerin, yargıların, dinin veya farklı metinlerin tahrif edilmesiyle sınırlanamaz. Özünden ve doğallığından uzaklaştırılan her form, tarz, varlık, algı ve fikir; tahrifata maruz kalmış sayılır. Doğa, insan, değerler, yiyecekler, giyim, mimari, insan ilişkileri, iletişim şekilleri, eğitim, ahlak, ticaret, akıl ve saire.

Esas tehlikeli ve komplike olan ikinci maddede belirtilen tahrifattır, yani metni bozamadığı için; anlamını saptırmak. Bu tahrif şekli; müslüman coğrafyalar ve diğer mazlum toplumlarda uygulama bakımından sonuç alınmış, etkili bir yöntem olarak kullanılmıştır.

Bu tahrifat, temelde iki yönlüdür; birincisi, tek tek değerleri yıpratmaya ve yerine yeni değerler inşa etme sürecini işletir ve eş zamanlı olarak da düşünme biçimini oluşturur, yani ikinci maddeyi uygular. Bu aşamadan sonuç alındıktan sonra ise zihin, istenilen şekilde çalışmaya başlamış, kıstaslar, değerler, hedefler, düşünme tarzı değişmiş olur. Bu şekilde düşünmeye başlandıktan sonra, kişi/toplum; artık kendi şeytanı ve kendi ilahı oluvermiş, bunu fark etmemiş ya da fark etse bile umursamaz hale gelmiştir.

Bugün başarılan tahrifat, İslam toplumlarının tarih boyunca korunmasını önemsediği değerler üzerinden sürdürülmektedir. Namus/nesil/aile/haya/mahremiyet, akıl, din/tevhit, ekin/doğa/çevre/habitat, fıtrat/yaşamın temel kuralları/doğa yasaları, adalet/hukuk/şeriat, merhamet, cihat, tefekkür, ilim, irfan, hikmet, ümmet/toplumsallık, hareket… Ne yazık ki günümüzde bu değerler gittikçe daha hızlı şekilde erozyona uğratılarak yıpratılmak istenmektedir. Bu konuda; sunumlar, filmler, dersler, reklamlar, yasalar, politikalar ve projeler üretiliyor. Siyasiler, akademisyenler, medya, STK’lar bu süreçlerde önemli roller üstleniyorlar. Bu çalışmalara büyük bütçeler ayrılıyor.

Yıpratılan değerlerin anlamından önce, onun, yeri ve gerekliliğine saldırılıyor. Sonra da ana konular tartışmaya açılarak, farklı yorumlanabileceği algısı oluşturuluyor. Böylece hassas ve sabit temel ilklerin; önemsiz, tartışılabilecek, kabul veya reddininönemsiz olduğu algısı ikame ediliyor.

Örneğin namus, konusu işlendiğinde; hemen doğuya yöneliyorlar. Ve eğitimsiz, geri kalmış, düşünemeyen, doğu insanı (kıro) tiplemeleri üzerinden bir tema oluşturuluyor. Genelde, kendisi kadınlara karşı zayıf olduğu halde; birini seven kız kardeşini veyakızını öldürerek namusunu temizlemek isteyen “kıskanç” tiplerle çevrilmiş senaryolar üzerinden namus ve kıskançlık değerlerine saldırılıyor. Böylece hem namus, hem kıskançlık yanlış ve olumsuz tanımlanarak aşağılanmakta hem de doğunun asil ve temiz insanıaşağılanmakta, hakkında olumsuz ve ırkçı algılar oluşturulmaktadır.

Din konusunda da, yine ya sahtekar tipler, ya doğu insanı ya da yaşlı kadınlar ve ihtiyar adamlar gibi tipler üzerinden bir değersizleştirme söz konusu olmakta…

İslam dinini benimseyen birisi de insandır ve duyguları vardır. Onun da diğer insanların yaptığı bütün yanlışları yapabilme ihtimali vardır ama biri bir hata yaptığında, ya da din konusunda zayıf bir fikir beyan ettiğinde; nedense şeytanlaştırılıyor. Öte yandan, şeyhini ilah yerine koyan, ya da tv kanallarında din kisvesi altında şovlarla şarlatanlık yapanlara karşı bir tepkinin olmaması düşündürücüdür.

Tahrifat zulümdür, ihlaldir, bozmaktır, bozgunculuktur. İslam toplumları tahrif tehlikesiyle karşı karşıyadırlar. İnsan, elindeki teknolojik imkanlar arttıkça daha çok tahrif ediyor, daha çok şeyi tahrif ediyor. Elbette teknolojik imkanları kullanmak, yeni yöntem ve buluşlara imza atmak, insanlığa katkı sunmak eleştirilemez ancak sorun elbette ki bu değil. Sorun; insanı, varlığı, yaratıcıyı ve teknolojik gelişmeleri kendi bağlamından uzaklaştırarak, kadim değerleri dejenere etmek ve değersizleştirmektir. Eşyanın, insanın, dinin, ahlakın, hukukun değerliliğini, üretim-tüketim mekanizmasından geçirerek değersizleştirmekle karşı karşıya bulunmaktayız. Kur'an'da anlatılan peygamber kıssalarında; insanların, zenginliğe, rahatlığa, imkanlara ulaştıkça sapmalar göstermeye başladığından bahsedilmektedir.

Bugünkü teknolojik imkanlar; boyutsal bağlamda da gelişmekte, küresel egemen güçler, bu imkanlarla yeni bir dünya/insan modeli oluşturmak; yeni bir düzen kurmak istemektedirler. Bir yönüyle de olsa, bu tahrifatların; toplumları, bu yeni düzene göre dizayn etmeye yönelik hazırlıkların parçaları olduğu söylenebilir.

Bu dönemde de dünya; kuvvetliler ve zayıflar olarak bölünecektir. Kadim değerler, bu düzenin şartlarına göre güncellenmek istenecektir. İlahi yasalar, tarihsel olarak nitelendirileceklerdir. Bugünün dünyasında kadim değerlere ve ilahi ilkelere gerek olmadığı, onların kendi çağları için geçerli olduğu tezi işlenecek ve kabul ettirilmeye çalışılacaktır.

Bu yeni düzende; Tanrı olmayacak; onun yerinde insan olacak ama ana kuralları belirleyen ise egemen küresel güçler olacak. Deist bir tanrı anlayışı da kabul görülebilecek. Bu tasavvur, bir azgınlığa tekabül etmektedir. Zira bu düzende haliyle ahlak da olmayacaktır. Küresel sistemin din üzerindeki vesayeti daha bir komplike hal alacaktır.

Yeni düzende sorgulama, eleştirme olmayacaktır. Planlar yapılacak, insanlar, o plana göre yaşayacaktır. Şunu unutmayalım ki; küresel egemenler Kuran’ı yeni keşfettiğimizi; hurafe ve rivayetlere savaş açtığımızı iyi okumaktalar ve endişelenmekteler. Oysa Allah, dinine sahip çıkacaktır.

“Kur’an’ı biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz” (Hicr:15/9)

Şimdi netleştirelim ve soralım: Neden egemen güçler işgal ettikleri ülkelerde, diğer bazı güçler ve küresel destekli sivil ve silahlı örgütler/bazı yerel güçler de kendi etkinlik alanlarında kadını ve kadın istihdamını öncelemekte, kadını toplumda öne sürmekte, onu metalaştırmaktadır?

Küresel destekli sistemler, neden, gittikçe daha erken yaşta çocuğumuzu bizden almakta, daha uzun saatler ve yıllarca “eğitmektedir”?

Neden, cinsiyet, zina, aile formları (eşcinsel evlilikler filan), LGBT gibi çalışmalar hızlanmakta, Türkiye dahil Müslüman coğrafyalarda ilgili müktesebatı kabul görmekte?

Neden insan hakları argümanı dejenere edilerek; planlanan cinsel sapkınlıklar; insan hakları kavramına dayandırılarak meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır?

Neden dini cemaatler, formlar, metinler hep istisna ve olumsuz örnekler üzerinden linçe ve dışlanmaya tabi tutulmaktadır?

Neden, Laiklik ilkesi gereği, din ve devlet işleri ayrı olması gerekirken, devlet; dinleri, kendi haline bırakmamaktadır?

Çoğaltabileceğimiz bu soruların ortada olan cevaplarından biri; bu çabaların ve projelerin, hazırlanan zeminin, küresel boyutlu büyük planların parçaları olduğudur…

Birey ve toplum olarak, yaklaşan bu ve benzeri tehlikelere karşı uyanık olmalı, bilinçli ve kararlı davranmalıyız.

Dini değerlerimizi, gelenek ve kültürümüzü, utancımızı, namusumuzu, onurumuzu, çocuklarımızı, aileyi, yaşam tarzımızı, birbirimize saygımızı, merhametimizi ve birbirimizi gözetip yardımlaşmayı asla terk etmemeliyiz.

Bizi, küresel egemen güçlerin şekillendirdiği toplumlardan ayıran tüm değerlerimize sahip çıkmak ve onları korumak konusunda Kuran’la, araştırmayla, sağduyulu ve soğukkanlı yaklaşımlarla donanmalıyız.

Kapitalist üretim, tüketim, yaşam alanları, finansal tarzlarından uzak durmaya çalışmalı; onlarla mücadele etme bilincini kuşanmalıyız. Bunların; bankalar, demokrasi, Liberalizm, fasd-food, reklam, dizi, akıllı teknoloji gibi put mesabesindeki argümanlarının üzerimizde kontrol sağlamalarını engellemeliyiz.

Sevgi, umut, kardeşlik, coğrafi birlik ve ümmet, haklıdan ve mazlumdan yana olma ve her türlü sömürü ve tahrifata karşı aktif mücadele etme bilincimizi güçlendirmeliyiz.