TÜRKİYE İRAN İLİŞKİLERİ VE BÖLGESEL GİDİŞAT

08 / 10 / 2017

Herkesin malumu olduğu üzere Kuzey Irak referandumu, önümüzdeki günlerde de gündemin başat maddesi olacak ve yeni yapılanma ve ittifakların doğmasına neden olacak.

İran Irak savaşında İran’ın yanında yer alan, 180 bin kürdün Saddam’ın Enfal operasyonuyla öldürüldüğü, kimyasal silahlarla kırılan Irak Kürtleri’ne, İran’ın da yardımları olmuştur. Örneğin; son IŞİD saldırılarında IŞİD’in Erbi’li almasını İran önledi.

Yine Türkiye ile dost olan ve Türkiye’yi kendilerine örnek alan Irak Kürtleri olmasına rağmen, Türkiye ve İran’ın bu referandum karşısındaki aldıkları tavır anlaşılmaz bir tepki olarak görünmekte.

İran ve Türkiye’ye muhabbeti olan Irak Kürtlerinin, İran’ın ve Türkiye’nin bu defakto gibi görünen ama adım adım geleceği belli olan referandumla yüz yüze gelmelerini beş madde altında ele elmaya çalışarak dengeli bir bakış açısı yakalamaya gayret edeceğiz.

Birincisi, bu referandumun, bölgede işleri daha da karmaşıklaştıracağı bilindiği halde yapılması, ertelenmemesinin nedenleri.

İkincisi, bu referanduma, İran ve Türkiye’nin karşı çıkışları ve bu karşı çıkışın nedenleri.

Üçüncüsü, batının, batı aklı ve desteği barındıran ve Kürtlerin kara kaşı kara gözü için değilse; hangi nedenlerle bu referandumun arkasında durduğu hususu.

Dördüncüsü, Türkiye İran’ın sınırlılıkları, kendi Kürtleri, Suriye ve Irak’ta bölgenin içinden geçtiği süreç.

Beşincisi, yeni ittifaklar ve yeni Suriye ihtimali.

Bu referandumun, bölgede işleri daha da karmaşıklaştıracağı bilindiği halde yapılması, ertelenmemesinin temel nedeni tarihten gelen deneyimler ve Kürtlere tatmin edici bir alternatifin sunulmaması gibi iki ana nedeni vardır.

Irak Kürtleri, mevcut şartlarda yakaladıkları bu fırsatı kaçırmak istemediler. Onları, yüzbinlerle öldükleri zaman görüp tanıma ve kazanma sorumluluklarını yerine getirmeyen bölge ülkelerine; yarın yine bölgede bir düzen tesis edildiğinde de Kürtlerin yüzüne bakmayacaklarını düşünmüş ve güvenmemiş olabilirler.

Bu referandumun, BM tarafından desteklenmemesine ve uluslararası bir yasallık taşımamasına rağmen geri alınma imkanı yoktur. Bu irade beyanı gerçekleşmiştir. Ne Barzani ne de başka birinin bu sonuçları kabul etmemesinin anlamı yoktur. Bunun, geri alınmasının tek yolu, Kürtlerin baskı altında olmaksızın, kendi hür iradeleriyle yeni bir referandum yapmalarıdır. Bu da, Kürtlere uluslararası güvencelere/garantilere sahip olmak şartıyla sunulacak çözümün/statünün halkın oyuna sunulmasıyla mümkün olabilir.

İşin içinde İsrail ve ABD yokken Kürleri tanımayı, onlara çözüm sunmayı geciktirenlerin, Kürtlerin, irade beyanını bir tehlike olarak görmeleri hep bir tehlike olarak var olagelmiştir.

Kürtler, bölge ülkelerince dışlandıkça; İsrail ve batı onlara yanaşmak istemiştir. Bölge ülkelerinin ve Kürtlerin İsrail ve batı ile olan ilişkileri; bölgenin tümüne etki ettiği için, bölgenin tüm sakinlerini ilgilendirmektedir. Ancak, Kürtler batıya yaltaklanmamakta; tam tersi bir durum yaşanmakta…

Bu referanduma, İran ve Türkiye’nin karşı çıkışları ve bu karşı çıkışın nedenlerinin farklı ve ortak olanları vardır.

Irak Kürtlerinin statü kazanmalarının hem kendi ülkelerindeki Kürtleri hatta Kürtler dışındaki yapıları hareketlendireceği hem de bölgede yüz yıla yakındır devam eden sınırların yerinden oynamasının bölgeyi kaosa sürükleyeceği endişesi var ki bu endişe yersiz de değildir. Bu durum Barzani' ye ciddi ve tarihi bir sorumluluk yüklemektedir.

Türkiye, bir yandan kendi Kürtleri için endişeliyken, yaklaşan seçim ve Suriye’de yakalanan ivmenin kırılacağı endişesinin yanı sıra, Kerkük ve Musul petrolleri için de endişelenmekte.

İran ise, İsrail ve batının Irak üzerinden bölgeye giriş yapacağı gibi çok ciddi ve uzun süreli kaosun ayak seslerini görebilmekte ve yıllardır Suriye’de gösterdiği çabanın, batıyı sokmadığı Irak’ta boşa çıkması sonucunu doğurabilecek bir planı görebilmekte. Ancak, Irak Kürtlerinin bu hesaplar içinde olduğunu söylemek oldukça güç. Çünkü onlar, bir kere dahi olsa; kendi hesaplarına, kendi iradelerine göre hareket etmek istemektedirler. Onlar da, bölgenin karışmasını arzu etmezler. Batının, Irak’taki taşeronluğunu yapmaya da hevesli değiller.

Batının, batı aklı ve desteği barındıran ve Kürtlerin kara kaşı kara gözü için değilse; hangi nedenlerle bu referandumun arkasında durduğu hususu bellidir. Bölgede hakimiyet kurmak ve büyük İsrail’i gerçekleştirme planları artık gizlenmemekte.

Devam eden Suriye savaşında, rakiplerinin elini zayıflatmak, İran yüzünden giremedikleri Irak’a ABD askerlerini sokmak; Türkiye ve İran’ın, Suriye başta olmak üzere bölgedeki konumlarını zayıflatmak, onlara yeni cepheler açmak. Batının avantajı şu ki; kaos ve savaş yayıldıkça, şiddeti arttıkça amaçlarının gerçekleşiyor olması. Bölgede ne güçlü devlet ne de güçlü ittifak, İsrail ve batının işine gelmez.

Batı ve İsrail, bu hamleyi kullanmak istemektedir. Bu yüzden destek beyan etmekteler. Kürtlerin bu sonucunu onlardan almak istemekteler. Aslında bu durum Kürtlere zarar vermektedir.

Gerek körfez savaşı döneminde gerekse öncesinde, Kuzey Irak Kürtlerinden, ABD ve İsrail’de eğitilmiş, çeşitli şekillerde güçlendirilmiş, çeşitli bağlarla batı ve İsrail' e bağlı hale getirilmiş kimisi Yahudi olan, yetiştirilmiş, donanımlı ve batı yanlısı elit bir kesimden söz edilebilir. Kurulacak Kürdistan’ın batı yanlısı olması, bölge ülkeleriyle sürtüşmesi arzu edilmekte, planlanmaktadır. Ancak, Irak Kürtlerinin ekseriyeti bölge ülkeleriyle de; batı ile de sürtüşmek eğiliminde değillerdir.

Referanduma karşı, alınacak sert tedbirlerin hepsi çözüme katkı sunmayacak; batının kaos planlarına katkı sunacaktır. Zira referandumu tanımadığını söylemesine rağmen ABD; kuzey Irak’a bir müdahaleye de karşı olduğunu söylemektedir. Bunu, IŞİD üzerine odaklanmalıyız maskesine sığınarak demektedir.

Sonuç olarak, sertlik bakımından bölge ülkelerinin eli kolu bağlı. Bu yönde atacakları her adım; çok yönlü zararlı sonuçlar doğuracak. Ekonomik eylemler de öyle. Her tarafın zararı olacaktır. Bu da Irak’ı yeni bir Suriye olma yoluna itebilir. Bu ve diğer ihtimallerin de ve oluşmuş konjonktürün de etkileriyle yeni ittifaklar gündemde.

Başta şunu belirtelim ki; bölge ülkeleri, ittifaklarını; Kürtleri dövme üzerine değil; bölgeden/ümmetten koparmama üzerine inşa etmeliler. Başka çıkış yolu yok gibi.

Suriye’de gecikmiş ittifakların; Irak ve Kürtler için ne derece çözüm olacağı, bu ittifakın konjonktürel mi yoksa kalıcı mı olacağı, gerçekten Sadabat Paktı ruhunun bölgede yeniden canlanma ihtimali ve şartlarının ne derece mümkün olduğunu süreç gösterecektir.

Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan' ın, İranlı mevkidaşı Hasan Ruhani tarafından, Sadabat Sarayı’nda törenle karşılanması, ekonomik, askeri, siyasi, ticari ve kültürel konuların ele alındığı görüşmelerde, dört anlaşmanın imzalanması önemli olmakla beraber, karşılamanın Sadabat Sarayı’nda yapılması da tesadüfi değildir.

Sadabat Paktı konusunda kısa bir anekdotla bitirelim.

Bölgesel politikayı önceleyen, ve 8 Temmuz 1937 günü İran’ın başkenti Tahran’da Sadabat Sarayı’nda Türkiye, Afganistan, İran ve Irak Sadabat Paktı’nı imzaladı. Bu Antlaşma, 14 Ocak 1938’de TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi. Antlaşmanın dikkat çekici maddeleri şunlar:

- Birbirlerinin içişlerine karışmama.

- Ortak menfaatleri ilgilendiren mevzularda dayanışma içinde olma.

- Birbirlerine karşı saldırmazlık.

- Bir üçüncü devlete karşı saldırıya geçmemek.

- Birbirlerine karşı kışkırtma ve gizli örgütlere imkân bırakmamak.

- Savaştan vazgeçmeyi öngören 27 Ağustos 1928 tarihli Kelogg Briand Paktı’na uyma.

- Milletler Cemiyeti’yle uyum içinde çalışma.

Umarız sağduyu kazanır.