Türkiye ve Avrupa İlişkileri

22 / 03 / 2017

2004 yılından bu yana Rockefeller ailesinin başı ve en yaşlı ferdi olan, 12 Haziran 1915'te New York'ta dünyaya gelen, ABD'li milyarder David Rockefeller, 101 yaşında öldü.

1980'deki askeri darbesiyle ilgili sözleri, Türkiye gibi ülkelerin Batı ile olan ilişkilerini özetler nitelikte: “1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa'da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı Türkiye'de de uyguladık ve başarılı olduk”

Hollanda ve Almanya olayları ile gündeme gelen ve geçmişte de oluşan gerginliklere paralel bu ülkelerin geçmişte yaptıkları katliam görselleri ve aslında dostumuz olmadığı söylemlerinin havada uçuşması şeklinde cereyan eden; gerilim bitince de, biz de AB’ye katılmak istiyoruz söylemleriyle ilişkilere kalınan yerden devam edilen ilişkilerimiz.

Hatta 15 Temmuz’da suçüstü yaptığımız batı ile iki üç ayda tekrardan ‘rayına oturan’, ek olarak İsrail’le de ‘normalleşen’ ilişkilerimiz.

Batı denince, özelde Amerika ve Avrupa akla gelse de, bir çok yönüyle/dolaylı olarak Hıristiyan dünyası ya da Rusya, Çin’in de dahil olduğu bloğun da Batı olduğu söylenebilir.

Oysa Batı ile olan ilişkilerde esas parametre İsrail’dir. İsrail ile olan ilişkiler, batı ile olan ilişkilerin en somut göstergesidir.

Türkiye’nin Batı ile olan ilişkilerinin temelinde, o günün Ortadoğu’daki ülkelerini kuran İngiltere en önemli aktördür.

Türkiye, Menderes’le birlikte ABD’ye devroldu. Süreç içerisinde NATO üyeliği, AB adaylığı vs.

Bu tarihi kökler, kuruluş ilkeleri/Laiklik ve Türkiye’ye Ortadoğu’da verilen roller, Türkiye’nin Batı’dan kopmasını güçleştirmektedir.

Türkiye, İslam coğrafyasındaki meselelerde de Batı ile Müslüman dünya arasında kalmamış; ibresi hep Batıya yakın olmuştur.

Yine Türkiye’nin direniş ekseninde değil de Suudi Arabistan gibi ülkelerle yaptığı ittifaklar da, Türkiye’nin İslam dünyasıyla değil; Batı ile olan ilişkilerinin tezahürüdür.

AB koridorlarında seküler terbiyeden geçirilmiş, on yılda bir yapılan darbelerle halkı sindirilmiş, kimliksizleştirilme operasyonlarına maruz bırakılmış bir Türkiye, konjonktürün de getirdiği bölgesel aktör rolünün kabul ettirme sancılarını yaşıyor.

Batı, İslam'a ve Müslümanlara karşı savaşında, kendi ülkelerinde yaşayan Müslümanlara, -daha önce yaptığı ılımlı-radikal ayrımı yapmadan- baskıyı artırarak devam edecektir. Bunun başörtüsü, ibadet ve ezan yasakları ve değerlerimizi kabul etmeliler, bu konularda biraz baskı gerekecektir söylem ve açıklamalarıyla işaretlerini görmeye başladık bile.

Bu tarihi süreçte içeride muazzam bir yerli destekçi zihin yetiştiren Batı, ülkenin Batısında İslam’dan kopuk kültürel bir kemiyet meydana getirmeyi başarmıştır.

İngiltere’nin AB’den ayrılmasıyla önem kaybeden AB’ye karşı Türkiye’nin biraz daha sesini yükseltmesi, sindirilmeye çalışılıyor. Zira Türkiye, Suriye’de söylenenleri yaptığı halde Batı/Avrupa tarafından terk edildiğini düşünmekte. ABD’nin ise Kürt gruplarla işbirliğine devam etmesi Türkiye’yi rahatsız etmekte.

Tüm bunlara rağmen Türkiye, İslam dünyasına/direniş eksenine veya Rusya/Avrasya bloğuna karşı çekingen davranmakta. Elbette Rusya konusunda tarihten gelen endişeler anlaşılırdır. İslam dünyasına dönme noktasında ise durum daha da zor. Batının buna izin vermesi mümkün değil.

Hollanda’da, oluşan gerilim ve seçimden sonra Hollandalı yetkililerce ilişkileri normalleştirmeye yönelik yapılan çağrı, biraz da kontrollü bir gerilim sürdürülmüş gibi bir izlenim doğursa da bu gerçeği yansıtmaz.

Oysa artık hiçbir Türk bakanın Hollanda'da kampanya yapamayacağının açıklanması, bu konuda kalıcı baskılara işaret etmektedir. Batı, oradaki vatandaşlarımız ve Müslüman halklar için giderek yaşanmaz hale getirilmek istenecektir.

Ancak, Suriye savaşıyla giderek netleşen ve Türkiye ile ilgili niyetlerin güvensizlik oluşturduğu, Türkiye Batı arasında emir komutayı andıran ilişkilerin sürdürülebilmesinin güçleşiyor olması, bölgede, hep kullanılıp kenara bırakılan Türkiye'nin masaya yumruğunu vurması ve artık mahallesindeki tüm olaylarda aktif olacağını ve masada olacağını deklere etmesinin ve hatta orta vadede "dünya beşten büyüktür" söyleminin 15 Temmuz'la da önlenememesinin de Türkiye-Batı geriliminin sebepleri olarak ele alınması gerçekçi olacaktır.

Batı, kontrolden çıkmış ve kendi adına hareket edebilecek güçte bir Türkiye'yi kabul etmeyeceğini 15 Temmuz'la, son gerilimlerle ve Suriye'de izlediği politikalarla göstermektedir.

Ama esasen Batının Türkiye ve özellikle de İslam dünyasıyla ilişkileri İslamofobiktir ve artarak, değişik şekillere bürünerek devam edecektir.

Batı çıkarları doğrultusundaki politikalarından asla taviz vermez. Batının en büyük ve vazgeçilmez değeri çıkarlarıdır.